Makale

Zaman İçinde Zaman Üç Aylar

Zaman İçinde Zaman Üç Aylar

Zaman denen nehirde…

Ezelde toprağa düşmeyi bekleyen tohumlar gibiydik. Elest bezminde Rabbimize söz vermiş, beden elbisesini giyip dünyaya misafir olmayı bekliyorduk. ‘Ol!’ emri ile bu dünyaya indik. Zaman geçti, tohum iken sürgün verdik, dal budak saldık, çiçek açtık, meyveye durduk. Toprağa kök saldığımızı zannederken, güneşin etrafında dönen dünya gemisinde yolculuk ettiğimizi unuttuk. Her dönüşte akıp giden sadece zaman değildi, o nehirde biz de menzilimize doğru gidiyorduk. Tek sermayemiz olan zamanın parmaklarımız arasından kayıp gidişine dur demeye kudretimiz yoktu.
Emeller sınırsız, ecel sınırlı…
Yüce Yaratan, bizi zaman içinde var etti, eserlerini zaman tezgâhında sergiledi. Zamanın kendisi başlı başına bir nimetti; gece ve gündüzün peş peşe gelişiyle insan hem günlerin, ayların hesabını yapıyor, hem de Allah’ın lütuflarından nasipleniyordu. (İsra, 17/12.) Ne var ki insanoğlunun emelleri sınırsız, eceli sınırlıydı. (Buhari, Rikak 4.) Emellerinin zamanın değirmenleri arasında öğütüldüğünü fark eden insanoğlu, bazen “Dünya hayatımızdan başka hayat yoktur. Ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak zaman yok eder.” (Casiye, 45/24.) diyerek onu tanrı gibi yüceltiyor, bazen de zamanı suçlayarak ulaşamadığı hayallerinin intikamını almak istiyordu. Hâlbuki zamana hükmeden; gece ve gündüzü evirip çeviren Yüce Yaratan’dı. (Buhari, Edeb, 101.)
İlahî inayet…
Her yeni eskir, her doğan ölür… Kendisiyle beraber akıp giden her nesneyi değiştirendir zaman. Zira ilahî rahmet sınırsız, bizim kapasitemiz sınırlıdır. Âlem, her farklı görüntüde ilahi rahmetin başka bir yönünü gösterir. Bize göre her değişim kâh üzüntü kâh sevinçtir. Geçen zamana bakıp ‘keşke’lerle avunur, kaçırdığımız fırsatlara ah ederiz… Ancak zamanın tezgâhındaki her yeniliğin ilahî rahmetin yenilenen tecellilerini içinde barındırdığını unuturuz çoğu kez. Gafletle kaçırdıklarımızı telafi etmeye Cenab-ı Hakk’ın inayeti yetişir. Halik-ı Zülcelal zaman içinde zaman yaratır; dün kaçırdıklarımızın yerine bugün heybemizi bol bol kazançla dolduracağımız fırsatlar verir. İşte üç aylar, Allah Teala’nın Hz. Muhammed (s.a.s.) ümmetine lütfettiği, rahmetinden istifade kapılarını sonuna kadar açtığı özel zaman dilimleridir.
Ayrıcalıklı ve sayılı günler…
“Recep ekme, şaban sulama, ramazan ise hasat ayıdır. Herkes ne ekerse onu biçer. Ekim mevsimini boş geçiren, hasat zamanı pişman olur.” Allah dostlarından Ebu Bekir el-Verrak’ın bu sözleri, üç aylar diye adlandırdığımız mübarek zaman dilimleri ile ilgili Rasulüllah’ın tavsiyelerinin özeti niteliğindedir: Kutlu Nebi, kan dökmenin yasak olduğu recep ayını Şehrullah-Allah’ın ayı diye nitelendirerek (Abdürrezzak, Musannef, 302/9.) daha çok ibadete yönelirdi. Muhabbet hızıyla zaman ve mekân boyutunu aşarak Rabbi ile buluştuğu miraç, bu ayın 27. gecesinde gerçekleşti. Şaban, ramazanın müjdecisiydi. “Bu ay recep ile ramazan arasında insanların gafil bulundukları bir aydır. O ayda ameller âlemlerin Rabbi olan Allah’a sunulur.” (Nesai, Sıyam, 70.) buyurarak şabanın kıymetine dikkat çekmişti: Şaban’ın 15’i Berat Gecesi’nde ise Allah’ın affı, merhameti ve cömertliği âdeta bardaktan boşanırcasına yeryüzüne yağıyor, Kerim-i Zülcelal “Yok mu isteyen?” diyerek kullarına sesleniyordu. (İbn Mace İkâmetü’s-Salavat, 191.) Kur’an ayı ramazan, (Bakara, 2/185.) içinde gizlediği bin aydan hayırlı Kadir Gecesi’yle, (Kadir, 97/3.) gaflet zamanların kayıplarını fazlasıyla telafi fırsatı sunuyordu.
İçe dönüş mevsimi…
“Ya Rabbi, recebi ve şabanı bize bereketli kıl, hepimizi ramazana ulaştır!” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/259.) Rasulüllah, recep ayı girdiğinde bu duayı sıkça okur, kutlu bir mevsimin gelişini ümmetine müjdelerdi. Şüphesiz ki bu dua, kulların Rabbimizin kendilerine özel hediyeler hazırladığı bir zaman diliminin farkında olmaları çağrısıydı aynı zamanda. Sevgili Peygamberimiz, fırsat günlerinin nasıl kazanca döndürüleceğini yaşayarak gösterdi. Bu ayın bazı günlerini oruçlu, bazısını da oruçsuz geçirirdi. (Müslim, Sıyam, 179.) Şaban’da nafile oruçları daha da sıklaştırırdı. Zira şaban ayının kıymeti, müjdelediği ramazandan geliyordu. Bu ayda tutulan nafile oruçlar, ramazanın yüceliğini ortaya koyuyordu. Sadakanın en makbulü ise, rahmet deryasının taştığı ramazanda verilen sadakaydı. (Tirmizi, Zekât, 28.)
Ne yapmalı…
Rasulüllah’ın yaptığından ne azı, ne de fazlası… Hiç şüphesiz ki amellerimizin kıymeti, Hz. Peygamber’in amelleri ile ölçülemez. Ancak üç aylarda onun uygulamalarını takip etme gayretinde olmak, dindarlık namına daha fazlasın talip olmamak gerekir. İşte Rasulüllah’ın sünnetinden üç aylar için tavsiyeler:
• Oruç tutabiliriz. Recep ayında ara ara, şabanda daha sık tutacağımız oruçlar, bizi ramazan mevsimine hem bedenen, hem de ruhen hazırlıklı hâle getirecektir. Hastalık vb. mazeretlerle kaza borcu olanlar için recep ve şaban telafi mevsimidir aynı zamanda. Ama unutulmamalı ki üç ayların tamamında oruç tutmak, Peygamberimiz’in uygulamadığı ve tavsiye etmediği bir ibadet şeklidir.
• Kur’an-ı Kerim okuyabiliriz. Recep ve şabanda her gün Kur’an’dan belli bir miktar okuyarak, kendimizi ramazan mukabelelerine hazırlayabilir, Yüce Kitabımızla olan muhabbetimizi tazeleyebiliriz.
• Geceleri ihya edebiliriz. Teheccüt namazı, varsa kaza namazı kılabilir, geçen ömrümüzün muhasebesini yaparak günahlarımıza bir bir tövbe edebiliriz. Akşam erken yatıp dinç bir vücutla kalkılarak yapılan gece ibadetleri, boşalan maneviyat depomuzu yeniden dolduracaktır. Özellikle kandil geceleri, Rabbimizle bire bir görüşeceğimiz, en içten dileklerimizi arz edeceğimiz özel fırsatlardır.
• Rasulüllah’ın günlük dualarından okuyabiliriz.
• Daha çok sadaka verebiliriz.