Makale

Birlik ve Dirliğimizin Teminatı Camiler ve Din Görevlileri

Birlik ve Dirliğimizin Teminatı
Camiler ve Din Görevlileri

Cüneyt Alan
Van Karagündüz Köyü Camii İmam-Hatibi

Camiler, Müslüman bir millettin manevî tapularıdır. Aynı zamanda camiler, sosyal dayanışma ve kaynaşmanın da sağlandığı yerlerdir. Çünkü Müslümanlar camilerde amir-memur, zengin-fakir, işçi-patron ayırımı olmadan, yan yana, omuz omuza, kardeşçe, aynı istek ve duygularla hep birlikte Allah’a ibadet ederler. Müslümanlar, ibadetlerini bu özeliklere sahip camilerde yaparlar. Adına mescit de denilse, Müslümanların dinî inançlarına, birlik ve beraberliklerine zarar verecekse, o yer hemen yıktın- lır. Bu yüzden münafıkların kötü niyetle yaptığı ve adına "Mescid-i Dırar" denilen yer Allah’ın emriyle Hz. Peygamber (s.a.s) tarafından yıktırılır. Bu durumu Allah, (c.c.) Kur’an’da şöyle açıklıyor: "Zarar vermek, küfrü (pekiştirmek)müminlerin arasını ayırmak ve daha önce Allah ve Resulü’ne karşı savaşanları gözlemek için mescit edinenler ve: ’Biz iyilikten başka bir şey düşünmedik’ diye yemin edenler (varya), Allah; şüphesiz yalancı olduklarına şahitlik etmektedir."(Tevbe,107) Müslümanlara zarar vermek amacıyla yapıldığı için bu mânâda buraya "Mescid-i Dırar" adı da verilmiştir.
Nasıl ki namaz dinin direğiyse, camiler de İslâm toplumunun olmazsa olmaz mekânlarıdır. Camiler toplumun kalbi konumundadırlar, ilk günden beri topluma dinî ve millî şuurun verildiği yerler yine camiler olmuştur.
Camiler, bu aslî fonksiyonlarının yanında, şehirleşmeye, mimariye de çok büyük katkılar sunmuşlardır. Camilerin minberleri, mihrapları, kubbeleri ve minareleri birer sanat âbideleridir. Müslümanların yönetimindeki şehirlerde camiler, âdeta bir görsel şölen oluşturmaktadırlar.
Camiler, gerek geçmişte olsun gerekse günümüzde olsun bu önemli görevleri kendiliğinden yapmamışlardır. Camilerdeki bu görevler, camilerde görevli bulunan fedakâr imamlar sayesinde olmuştur. İmam da kelime olarak öne geçen, önder, devlet başkanı mânâlarına gelir. Terim olarak da imam; cemaatla kılınan namazda öne geçen kişi demektir. Kaynaklara göre Hz. Peygamber (s.a.s)’e imamlık yapmayı Cebrail (a.s) öğretmiştir. Birinci Akabe Biatı’ndan sonra Hz. Peygamber (s.a.s.), Mus’ab b. Umeyr ile Esad b. Zarure’yi Medine’ye imam olarak göndermiştir. Yine Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in zevcelerinden Hz. Aişe ile Ümmi Seleme de kadınlara imamlık yapmışlardır. Sonraki dönemlerde de imamlar hep önde olmuşlardır. Osmanlılarda da devlet kadroları arasında, en geniş yeri yine imamlar tutmuşlardır.
Kurtuluş Savaşı’nda da imamlar, milletin bilinçlenmesinde, direnişe çağrılmasında ve fiilî olarak savaşa katılmasında çok büyük roller üstlenmişlerdir. Maraş’ta, Fransız işgaline karşı ilk kurşunu sıkan Sütçü imam olmuştur. İzmir’de, Manisa’da ve diğer işgal bölgelerindeki din adamlarının, direniş çağrıları, cihat fetvaları çok etkili olmuştur. Yine ilk TBMM’nin Hacı Bayramı Veli Ca- mi’inde kılınan cuma namazından sonra dualarla açılması da mânidardır. Vatanın dört bir yanında imamlar, müftüler, fetvalarıyla, vaazlarıyla işgalcilere karşı canla, başla çalışmışlardır. Tarih tarafsızca incelendiği zaman bu durum açıkça ortaya çıkmaktadır. Bu gerçeği Osmanlı ordusuna uzun süre hizmet vermiş olan Alman Generali Limon Von Sanders Paşa, din adamlarının millî mücadeledeki rollerini şöyle açıklamıştır: "Türkler dindar, bilhassa gelenekçidirler. Din adamlarının her tabaka ve seviyeden insanlar üzerinde tesirleri vardır. Bu hasleti bilen kumandanlar, ferdî feragat ve serdengeçtilik isteyen muharebe safhalarında, din adamlarının telkinlerinden en geniş mânâda istifade ediyorlardı. Bu din adamları ağırbaşlı oldukları ölçüde, şetkatli, hâl ve tavırlarıyla saygıdeğer ve güvenilir insanlardı. Onları en buhranlı anlarda dahi kötümser görmedim." (Fikret Karaman D.Dergi- si, Ekim 2000 Sayısı)
Günümüzde de din görevlileri, toplumu dinî konuların yanında diğer konularda da aydınlatmaktadırlar. Özellikle de köylerde imamlar, günlük hayatta lâzım olan hemen her konuda toplumu aydınlatma görevlerini devam ettirmektedirler. Cemaat de her türlü derdini, hatta mahrem olan konularını dahi, güvendiği, değer verdiği imamından gizlemez, onun bilgisinden ve rehberliğinden istifade etmeye çalışır. Hâl böyle olunca imamlarımızın da muhatap oldukları konulara vakıf olması, bu konularda toplumun ihtiyaçlarına cevap verebilecek bilgi ve kültüre sahip olması gerekir ki, kendilerine yüklenilen önderlik vazifesini hakkıyla yerine getirebilsinler.