Makale

Milli Mücadelede MEHMET RİFAT BÖREKÇİ

Mehmet Erdoğan

Milli Mücadelede
MEHMET RİFAT BÖREKÇİ

Mehmet Rifat, 1860’da Ankara’da doğmuştur. Babası Ankara ulemasından Börekçizade Ali Kâzım Efendidir. İlk ve orta tahsilini Ankara’da, yüksek tahsilini İstanbul Beyazıt Medresesinde tamamlamıştır. Burada Müderris Atıf Efendiden yüksek din ilimleri ve alet ilimleri tahsil ederek icazetname almıştır.
1890’da Ankara Fazliye Medresesinde müderris olarak göreve başlayan Mehmet Rifat, 1898’de Ankara İstinaf Mahkemesi üyeliğine getirilmiştir. 1907’de Ankara müftülüğüne tayin edilmiş, 1911 ’de bir müddet Sivrihisar kaymakamlığına vekâlet etmiştir.
Çeşitli hizmet ve başarı ödülleri bulunan Mehmet Rifat, 23 Nisan 1920’de toplanan TBMM’ne Menteşe (Muğla) milletvekili olarak girmiş, ancak müftülüğü tercih ederek Ekim 1920’de milletvekilliğinden istifa etmiştir. Ayrıca 1922’de Şer’iyye ve Evkaf Vekâleti Heyet-i Iftaiyye üyeliğine getirilmiştir. 3 Mart 1924’te kurulan Diyanet İşleri Reisliğinin ilk başkanı olmuş ve ölümüne kadar da (5 Mart 1941) bu görevi sürdürmüştür.
Türk Millî Mücadele tarihinde din adamlarının inkâr edilemez bir rolü vardır. Cami kürsülerinden miting meydanlarına, cephelerden kongrelere hemen her alanda onları görürüz. Canlarıyla ve mallarıyla vatan müdafaasında en ön safta yerlerini almışlardır.
Meselâ Denizli Müftüsü Ahmet Hulûsi Efendi İzmir’in işgalinden kısa bir süre sonra halkı etrafında toplamış ve fiilî bir savunma teşkilâtı kurmuştur. Aydın halkını direnişe ikna eden, Hacı Süleyman Efendi adında bir imamdır. Ayrıca Demirci Mehmet Efenin Millî Mücadele saflarında yer almasında, bu imam önemli rol oynamıştır. İzmir Müftüsü Rahmetullah Efendi, Manisa Müftüsü Salim Efendi, Balıkesir Müftüsü Hacı Ahmet Efendi ve Batı Anadolu’nun bütün müftüleri, Millî Mücadeleye öncülük etmiş din adamlarındandır. Adana, Maraş, Antep ve Urfa’da da halka mücadele düşüncesini aşılayan yine din adamları olmuştur. Konya’da Millî Mücadele düşüncesini Müderris Ali Kemali, Mehmet Vehbi, Müftü Ömer Vehbi, Seydişehir Müftüsü İsmail Hakkı ve Abdülhalim Çelebi gibi din adamları başlatmışlardır. Aynı şekilde Anadolu’nun bütün bölgelerinde başta müftüler ve din âlimleri olmak üzere, bütün bir camia Millî Mücadelenin temel taşı olmuştur.
Din adamı olmadığı hâlde halkın din duygusundan yararlanarak, vatan savunmasında etkin rol alan Mehmet Akif ve Celâl Bayar gibi aydın şahsiyetleri de unutmamak gerekir. Mehmet Akif şiir ve vaazlarıyla bütün milleti, Celâl Bayar da "Galip Hoca" takma adıyla, Batı Anadolu halkını direnişe hazırlayanlardandır.
Millî Mücadele düşüncesini hayata geçirmek amacıyla, Anadolu’nun hemen her yerinde çeşitli cemiyetler kurulmuş ve kongreler tertip edilmiştir. Yine bu faaliyetlerin en aktif şahsiyetleri din adamlarıdır. Meselâ Mustafa Kemal Paşanın Erzurum Kongresine üye kabul edilmesi ve sonra Kongre Başkanlığına seçilmesi, Hoca Raif Efendinin gayretleriyle mümkün olmuştur. Sivas Kongresinde, Millî Mücadelenin önde gelen birçok ismi manda düşüncesini benimseyen bir tavır içindeyken, Erzurum delegesi ve Heyet-i Temsiliye üyesi olarak kongreye katılan Hoca Raif Efendi, manda düşüncesine sert tepki göstermiş ve Mustafa Kemal Paşa’nın yanında yer alarak, ona maddî ve manevî destek vermiştir.
Ayrıca din adamları, vatanın esaretten kurtulması için silâhlı teşkilâtlar kurmuşlardır. Elde mevcut silâhın azlığı veya çokluğuna bakmadan, vatan savunması için ne gerekiyorsa yapmaktan geri durmamışlardır. Meselâ İsparta’da Hafız İbrahim Efendi "Demiralay" adıyla ve Afyon’da da Hoca İsmail Şükrü Efendi "Çelikalay" adıyla, tamamen gönüllülerden oluşan alaylar teşkil etmişlerdir. Daha sonra düzenli ordunun kurulmasıyla bu alaylar orduya katılmıştır.
Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri, Türk Millî Mücadelesinin sembolü olan kuruluşlardır. Başlangıçta sadece Yunan işgaline, Ermeni saldırılarına; Fransız, İngiliz ve italyanlara karşı başlayan mücadele, Sivas Kongresinden sonra (7-11 Eylül 1919) ülkenin bütününe yayılmış ve böylece Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri, "Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" adı altında birleşmiştir. Din adamları bu cemiyetlerin kuruluşunda yer almışlar ve aktif faaliyet göstermişlerdir. İçinde din adamı olmayan hiçbir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti yoktur. Millî Mücadelenin her safhasında görev alan din adamları, TBMM kurulduktan sonra da mecliste görev almışlardır.
1919 yılı Kurban Bayramında Ankara’nın ileri gelenleri ve Müftü Mehmet Rifat Efendi, padişaha bir telgraf çekerek Kurban Bayramını kutlamak istemişlerdi. Fakat Sadrazam Damat Ferit Paşa, "Padişahla vasıtasız görüşülemez." gerekçesiyle bu telgrafı reddetmişti. Bunun üzerine Müftü Mehmet Rifat Efendi, ikinci bir telgraf çekerek padişahı ve onun hükümetini tanımadıklarını bildirdi. Ardından Sivas’taki Heyet-i Temsiliye ile daha sıkı ilişkilere girdi ve Kuva-yı Milliyeye katıldı.
Ankara Valisi Muhiddin Paşa, millî hareket aleyhindeki faaliyetlerden dolayı 28 Ekim 1919’da Keskin’de Kuva-yı Milliye tarafından tutuklanınca, yerine İstanbul Hükümeti Ziya Paşa’yı vali tayin etmek istedi. Ancak Ankaralılar, Müftü Mehmet Rifat Efendi ve Belediye Başkanı Kütükçü- zade Ali Beyin öncülüğünde İstanbul’a bir telgraf çekip, Ziya Paşa’nın valiliğini tanımak istemediklerini bildirdi. Ziya Paşa, Eskişehir’e kadar gelmesine rağmen tekrar İstanbul’a geri dönmek zorunda kaldı. Bütün bunlar İstanbul Hükümetini ve Harbiye Nazırı Cemal Paşayı oldukça rahatsız etmişti. Cemal Paşa, o sırada Amasya’da bulunan Mustafa Kemal Pa- şa’ya, duyduğu rahatsızlığı bir telgrafla bildirdi. Neticede Ziya Paşa İstanbul’a çağrıldı ve Ankara Defterdarı Yahya Galip Bey, vekâleten Ankara valiliği görevini yürütmeye devam etti. Böylece Mehmet Rifat Efendi, Millî Mücadelenin Ankara lideri olarak kendini kabul ettirmiş oldu.
Ankara’da halkın ilk uyanışı, Mondros Mütarekesinin hemen ardından (1918) İngiliz ve Fransız güçlerinin şehri yer yer işgal etme girişimlerine bir tepki olarak başlamıştı. Sonra Anadolu’da çeşitli bölgelerin, özellikle İzmir’in işgaline duyulan tepki ve düzenlenen mitingler, halkın uyanışında önemli bir rol oynadı. Cuma namazlarında camilerde toplanan halka, din adamlarının yaptığı uyarıcı konuşmalar ve okudukları hutbeler millî direnişin zeminini hazırladı. Mehmet Rifat Efendi, bütün bu faaliyetlerde başı çekiyordu. Ayrıca Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti reisi olarak yurt içi ve yurt dışında çeşitli yerlere telgraflar çekerek, Anadolu’daki işgalleri protesto ediyordu.
Sivas’tan ayrılan Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları, 27 Aralık’ta Ankara’ya geldiler. Vali Vekili Yahya Calip Bey’le, Mü- dafaa-i Hukuk Cemiyeti Başkanı Mehmet Rifat Efendi, Ankara’daki İngiliz ve Fransızlara Kuva-yı Milliyenin gücünü göstermek amacıyla, Mustafa Kemal Paşayı büyük bir törenle karşıladılar.
Sivas Kongresinden sonra Anadolu’daki bütün cemiyetler, "Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri" adı altında birleştirildi. Bunun üzerine Ankara’da da Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurulması için çalışmalara başlandı. 1919’da kurulan cemiyetin başına Müftü Mehmet Rifat Efendi getirildi.
Heyet-i Temsiliyenin Ankara’daki çalışmalarına en büyük destek bu cemiyetten geldi. Mehmet Rifat Efendi, halktan topladığı yardımları Mustafa Kemal Paşaya götürüp teslim etti. Hatta kendisi ve eşi Samiye Hanım için ayırdığı cenaze parasını bile, Millî Mücadele için Mustafa Kemal Paşaya verecek kadar inanmış ve vatan aşkıyla dolu bir insandı. Ankara halkının bu yardımlarının Millî Mücadele için unutulmaz bir değeri vardır. Böy- lece Ankara, Mehmet Rifat Efendi gibi vatanını seven insanlar sayesinde, Millî Mücadelenin önemli mukavemet merkezlerinden biri hâline gelmiş oldu.
Damat Ferit Paşa başkanlığındaki İstanbul Hükümeti, Mustafa Kemal Paşa ve Anadolu hareketini bastırabilmek için birtakım teşebbüslere girişmişti. Bu amaçla millî ordu kurulması yasaklandı ve Sivas Kongresinin toplanmasına engel olunmak istendi.
TBMM’nin açılmasından hemen sonra İstanbul Hükümeti, Şeyhülislâm Dürrizade Abdullah Efendinin hazırladığı bir fetvayla, Mustafa Kemal Paşa önderliğindeki Anadolu hareketine karşı açıkça tavır almış ve Anadolu hareketi, bir çeşit iç isyan olarak değerlendirilmiştir. Bunun üzerine Ankara Müftüsü Mehmet Rifat Efendi, "İstanbul fetvası" olarak bilinen bu fetvaya karşı, Anadolu hareketinin meşruluğunu ilân eden bir fetva hazırlamış ve Anadolu ulemasına imzalattırmıştır. "Ankara fetvası" veya "Anadolu fetvası" olarak bilinen bu fetva, halkın üzerinde İstanbul’un fetvasından daha tesirli olmuştur.
Müftü ve ulemadan oluşan 153 kişilik kalabalık bir heyet tarafından imzalanan bu fetva, bütün Anadolu’ya gönderilmiş, ayrıca Hâkimi- yet-i Milliye gazetesinin 5 Mayıs 1920 tarihli nüshasında yayımlanarak dünya kamuoyuna duyurulmuştur. Böylelikle İstanbul fetvasına karşı daha güçlü bir fetva ortaya konularak, Anadolu hareketinin meşruluğu sağlanmıştır.
Ankara fetvası, Damat Ferit Paşa ve hükümetinin işini oldukça zorlaştırdı. Bu sebeple fetvayı hazırlayanların cezalandırılması yoluna gidildi. Bu amaçla 8 Haziran 1920’de, İstanbul Birinci İdarei Örfiyye Divan-ı Harbi, Kuvayı Milliye adı altında çıkarılan fitne ve fesadın tertip ve teşvikçilerinden biri olduğu gerekçesiyle, Mehmet Rifat Efendiyi gıyaben ölüme mahkûm etti. Karar, Padişah Vahdettin tarafından 15 Haziran 1920’de, ele geçirildiğinde tekrar muhakeme edilmek üzere onaylandı.
Millî Mücadelenin her safhasında aktif rol alan Mehmet Rifat Börekçi, Diyanet işleri Başkanı olarak da büyük hizmetlere imza atmıştır.