Makale

başyazı

b a ş y a z ı

Prof. Dr. Ali Bardakoğlu
DİYANET İŞLERİ BAŞKANI

Din aslında insanın doğasında gizlenmiş bir eğilim olan kan dökme, bencillik, haksızlık ve şiddet gibi duyguları engellemeyi ve onları başkalarının haklarıyla dengeleyerek insanı daha munis, daha mutedil, daha huzurlu bir hâle getirmeyi amaçlar.
İnsanların anlayış ve yaşantılarında ortaya çıkan şiddet içerikli davranışlara dinî referanslar bulmaya çalışmak, yaşanan birtakım olumsuzluklardan hareketle dinî şiddetle ilişkilendirmek, yargılamak, aşırı genellemeler yapmak, yanlış ve yanıltıcı olduğu gibi İlmî bir tutum da değildir. Şiddet ve terör dinden kaynaklanmaz. İslâm başta olmak üzere bütün İlâhî dinlerin mesajlarında insanlığın huzur ve barışını sağlayıcı yönde önemli unsurlar vardır. Bütün peygamberler, insanları barış ve kardeşlik içinde yaşamaya, hak ve hukuka riayete davet etmiştir.
İslâm; sulh, kardeşlik ve huzur dinidir. Sadece kadına, erkeğe, çocuğa, gence yönelik şiddet meselesinde değil, her alanda şiddete karşıdır. İnsanlığa İlâhî rehber ve mesaj olarak gönderilen yüce dinimiz İslâm terör ve şiddeti onaylamak şöyle dursun, onu yeryüzünde bozgunculuk çıkarma olarak nitelendirip açıkça yasaklamış, düzeni, insanlar arasında barış ve adaleti gerçekleştirmeyi amaçlamış, düşmanlığı ve zulmü yasaklamıştır. Kur’an-ı Kerim’de bütün müminler toptan barışa çağrılmakta, İlâhî din mensupları asgarî müştereklerde barış ve uzlaşmaya davet edilmektedir. (Al-i İmran, 64)
Gerek tarihte ve gerekse günümüzde din farklılıklarından beslenen birtakım olumsuzluklar, aslında dinlerin özünden değil, bağlılarının yanlış yorumlamalarından ve dinlerinin uluslararası stratejilerin ve çıkar hesaplarının alanına çekilmesine razı olmalarından kaynaklanmaktadır.
Nitekim tarihî süreçte olduğu gibi çağımızda da insanlığın huzur ve mutluluğunu hedef alan İlâhî prensipler, bazı siyasî ve ekonomik sebeplerle çiğnenmekte, dünyamızın birçok bölgesinde barış yok edilmektedir. Böyle olunca insan hak ve hürriyetleri, din özgürlüğü, barış içinde birlikte yaşamak, ötekine saygı ve sevgi, diyalog ve hoşgörü gibi yüksek değerleri savunanların, bizzat barışın tesisini ortadan kaldıran ve insanlık onurunu zedeleyen, insanlığın temel değerlerine, hak ve özgürlüklerine yöneltilen her türlü şiddet ve terör karşısında suskun ve tepkisiz kalmasını İnsanî değerlere saygısı olanların anlayışla karşılaması mümkün değildir. Dolayısıyla maddî-manevî hiçbir değer tanımayan ve insanlığı tahayyül edilemez felâketlere sürükleyen şiddet, terör ve savaş gibi insanlık dışı olaylara karşı bütün dünya işbirliği içinde olmalı, dünya barışı ve sevgi ve hoşgörü çağrıları da sözde kalmayıp gerçekçi ve inandırıcı adımlara dönüşmelidir.