Makale

Hastalara Karşı Dinî Görevlerimiz

Hastalara Karşı Dinî Görevlerimiz
Doç. Dr. İsmail Karagöz
Diyanet İşleri Başkanlığı İç Denetçisi
“Hastalandığımda bana şifayı Allah verir.”
(Şuara, 80)

İnsan hastalanabilir özelliktedir. “Çünkü zayıf yaratılmıştır.” (Nisa, 28) Bu itibarla insanın sağlığını korumak için yemesine, içmesine, giyimine, sıcağa, soğuğa, temizliğe, sağlık kurallarına dikkat etmesi, sağlığının kıymetini bilmesi gerekir. Sağlıklı olmak, insan mutluluğunun öncelik taşıyan bir ögesidir. Sahabeden Abdullah ibni Ömer (r.a.)’in dediği gibi, sağlıklı zamanlarımızda hasta olmamak için” (Buhârî, Rikak, 3) tedbirli olmalıyız. “İki nimet vardır ki, insanların çoğu bu konuda aldanmıştır. Sağlık ve boş zaman” (Tirmizî, Zühd, 1) anlamındaki hadiste ifade edildiği gibi, sağlığımız konusunda aldanmamalıyız.

Bir şeyin kıymeti yokluğunda bilinir. Dolayısıyla insan, hasta olmadıkça sağlığının kıymetini bilemez. Hastalıklar insan için bir imtihandır, insana sağlığın kıymetini öğretir, Rabbini ve ölüm gerçeğini hatırlatır, kalbini yumuşatır, şefkat ve merhametini artırır. Sağlığını korumak konusunda bilinçlenmesini ve tedbirli olmasını sağlar.

İnsan, bütün tedbirlere rağmen yine de hastalanabilir, bir kaza geçirip yaralanabilir. Bu durumda hem bizzat hastanın kendisinin maddî ve manevî tedaviye başvurması hem de yakınlarının hasta ile yakından ilgilenip onu tedavi ettirmeleri gerekir.

I- Hastaların Tedavi Olması veya Tedavi Ettirilmesi
Hangi hastalığa yakalanırsa yakalansın, bu hastalık, ister bedensel isterse psikolojik olsun mutlaka insanın tedavi yoluna gitmesi gerekir. İslâm’a göre bir insan, hastalandığında iki şeyi birlikte yapmalıdır: Biri perhiz yapma, ilâç kullanma, gerektiğinde ameliyat olma gibi maddî tedaviye başvurmak; diğeri ise moralini bozmamak, Allah’tan şifa vermesi için dua etmektir. Çünkü şifayı veren, ilâçların üretildiği bitkilerde devayı yaratan Allah’tır. Kur’an’da bu husus, İbrahim peygamberin dilinden, “Hastalandığımda bana şifayı Allah verir.” (Şuara, 80) şeklinde ifade edilmektedir. “Eğer Allah sana bir sıkıntı ve zarar dokundurursa, bunu O’ndan başka giderecek yoktur” (En’âm, 17) anlamındaki ayet de şifayı ancak Allah’ın verebileceğini beyan etmektedir. Dolayısıyla insanın şifayı verenin Allah olduğunu bilmesi, buna inanması ve şifa vermesi için O’na dua etmesi gerekir. Peygamberimiz ziyaret ettiği bir hastaya şöyle dua etmesini öğretmiştir: “Allahümme âtina fiddünya hasenetev-ve fil âhireti hasenetev-ve kınâ azâbennâr.” “Allahım! Bize dünyada iyilik, güzellik ve nimet ver, ahirette de iyilik, güzellik ve nimet ver ve bizi cehennem azabından koru.” (Bakara, 201; Tirmizî, Daavât, 112)

Sahabeden Osman ibni Ebil-Âs (r.a.), bir ağrısından dolayı Peygamberimize şikâyette bulunmuş, Peygamberimiz de ona; dua edip Allah’tan şifa istemesini tavsiye etmiştir. (Müslim, Selâm, 67)

Şifa vermesi için Allah’a dua etmek ve hastaya dua ve şifa ayetlerini okumak, günümüz tıbbının ifadesi ile psikolojik tedavidir.

İnsanın hastalandığı zaman dua ile yetinmesi kesinlikle doğru değildir, böyle bir davranış Kur’an ve sünnete ters düşer. Hasta mutlaka maddî tedaviye başvurmalıdır. Peygamberimiz (s.a.s.), karın ağrısından şikâyet eden bir hastaya, “bal şerbeti içmesini” tavsiye etmiştir. (Buhâri, VII, 159) Bir sahâbînin; “Ey Allah’ın Elçisi! Tedavi olalım mı?” sorusuna, Peygamberimiz, “Ey Allah’ın kulları! Tedavi olunuz. Zira yüce Allah hiçbir hastalık yaratmamıştır ki, şifasını da birlikte yaratmış olmasın.” (Ebû Davud, Tıb, 1, IV, 192–193) “Her derdin bir devası vardır.” (Müslim, Selâm, 69) buyurarak tedavi olmayı emir buyurmuştur. Tedavi olmak dinî bir görevdir. Bu görevi terk eden vebale girmiş ve nefsine zulmetmiş olur.

İnsan hastalığı ile sızlanmaz, feryat etmez, sabır ve metanet gösterirse Allah’ın affına mazhar olur. Peygamberimiz (s.a.s.), “Bir Müslümana isabet eden herhangi bir hastalık, dert, hüzün ve hatta gam ve keder yoktur ki, Allah (c.c.) bunu onun bir kısım hataları için keffaret kılmış olmasın!” (Ahmed, Müsned, III, 24) buyurmuştur. Hastanın feryad ü figan etmesi, ağlayıp sızlaması ve ölümü istemesi doğru ve iyi bir davranış değildir. (Buhârî, Merdâ, 19–20)

II- Hastaların Ziyaret Edilmesi
Sağlık gibi hastalık da insanlar içindir. Hemen her yaşta, insanların yakasına yapışabilen hastalıklar vardır. Hastalık, üzüntü ve sıkıntı kaynağıdır. Bu durumda insan, yakınlarını ve dostlarını yanında görmek, onların tatlı sözleri ve yardımları ile teselli bulmak ister.

Hastaları ziyaret etmek Peygamberimizin sünnetidir. Peygamberimiz kendisi hastaları ziyaret eder (Buhârî, Cenâiz, 2, 80, Merdâ, 11), ashabına da hastaları ziyaret etmelerini emrederdi. (Buhârî, Cenaiz, 2) Hasta ziyaretinde mümin, gayr-i müslim ayırt etmezdi. (Ahmed, III, 175) “Kim bir hastanın hâl ve hatırını sormaya gider veya Allah için sevdiği bir kişiyi ziyaret ederse, ona bir melek şöyle seslenir: Sana ne mutlu! Güzel bir yolculuk yaptın. Kendine cennette barınak hazırladın!” (Tirmizî, Birr, 64) sözleriye hasta ziyaretini teşvik ederdi. Çünkü hastayı ziyaret etmek Müslümanın Müslümana karşı bir hakkıdır. (Müslim, Selâm, 5)

İnsanî görevlerden biri olan hasta ziyaretinin hem hasta hem de ziyaret eden açısından büyük yararları vardır. Hasta ziyareti ile Müslümana karşı bir görev yerine getirilmiş, hastaya moral verlmiş, hastanın gönlü alınmış, acıları paylaşılmış ve hafifletilmiş, hasta yalnızlık ve kimsesizlik duygusundan kurtarılmış, ona yaşama sevinci verilmiş, sosyal ilişkiler ve dostluklar geliştirilmiş ve sevap kazanılmış olur. (Tirmizî, Edep, 45; Nesâî, Cenâiz, 53) Bu tür kazanımlarla ilgili olarak Peygamberimizin çok güzel sözleri ve müjdeleri vardır. Konunun önemini dile getirme bakımından şu hadisleri zikredebiliriz.

Peygamberimiz (s.a.s.) şu hadisinde hasta ziyareti yapan kimsenin cennet meyvesi yemiş gibi olacağını bildirmiştir: “Kim bir hastayı ziyaret ederse ziyaret süresince “cennet hurfesi” içindedir. “Ey Allah’ın Elçisi! “Cennet hurfesi” nedir, denildi. Hz. Peygamber; “Cennet hurfesi, cennet yemişleridir” cevabını verdi. (Müslim, Birr, 42)

Hasta ziyareti yapanlara melekler dua ederler. Hz. Ali, Rasûlüllah (s.a.s.)’ı şöyle buyururken işittim demiştir: “Bir Müslüman, hasta olan bir Müslüman kardeşini sabahleyin ziyarete giderse, yetmiş bin melek akşama kadar ona rahmet diler. Eğer akşamleyin ziyaret ederse, yetmiş bin melek onun için sabaha kadar istiğfar eder ve o kişi için cennette toplanmış meyveler vardır.” (Tirmizî, Cenâiz, 2)

Hasta ziyaret eden Müslüman, mümin kardeşinin derdi ile dertlenmiş ve onun acısını paylaşmış olur. Acılar, dertler ve sıkıntılar paylaşıldıkça azalır. Peygamberimiz bu konuda müminleri şöyle nitelemiştir: “Birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet ve şefkat etmede müminlerin bir vücut gibi olduklarını görürsün. Vücudun herhangi bir organı rahatsız olursa, diğer azalar da ona uykusuzluk ve ateş ile iştirak ederler. (Buhârî, Edeb, 27)

Hasta ziyareti, Müslümanı Allah rızasına ulaştıracak ahlâkî davranışlardan biridir. Bu sebeple hasta ziyareti, vazgeçilmez bir görevdir. Bu görev yerine getirilirken bir kısım kurallara uyulması gerekir.

III- Hasta Ziyaretinde Uyulması Gereken Kurallar

Hasta ziyaretinde aşağıdaki kurallara uyulması bir görev, ahlâkî bir davranış ve edeptir. Bu kurallara uyulmazsa ziyaretten beklenen yararlar elde edilemez. Bu kuralları şöyle özetleyebiliriz:
1- Ziyaret için uygun bir zaman seçilir, mümkünse ziyaret saati önceden bildirilir ve ziyarete temiz bir kıyafetle gidilir.

2- Hasta evinde ise evine kapı çalınıp izin alınarak ve selâm verilerek girilir. Hastanede ise ziyaret saatlerinde gidilir. Hastaya sağlık ve şifa dileğinde bulunulur, geçmiş olsun, Allah şifa versin, nasılsınız, iyi misiniz gibi sözlerle hâl-hatır sorulur. Hastaya iyi ve moral verici sözler söylenir. Peygamberimiz (s.a.s.), ziyaret ettiği hastanın yanına girdiği zaman ona, “Geçmiş olsun, inşallah hastalığın günahlarını temizler.” dediği rivayet edilmiştir. (Buhârî, Merda, 10)

3- Hasta ziyareti kısa tutulur. Hastayı bir anda çok kişi ziyaret etmemelidir. Çünkü hastalara, dışarıdan kolayca başka hastalıklar bulaştırılabilir. Hastayı üzecek, moralini bozacak ve onu yoracak söz ve davranışlardan sakınılır. Güzel şeylerden bahsedilir. Hastanın yanında asık suratla durulmaz, güler yüzlü olunur ve tatlı sözler söylenir. Hastaya bir isteği olup olmadığı sorulur. Ziyarete hastanın sevdiği bir hediye veya okuyabileceği bir kitap veya bir çiçek veya bir kolonya götürülebilir. Ancak hediyenin hastaya ve hastalığına uygun olmasına dikkat edilir.

4- Öksürüğü, aksırığı, ateşi ve bulaşıcı bir hastalığı olanların hasta ziyareti yapmaması; yoğun bakımda ve yanık ünitesinde yatan, bulaşıcı hastalığı olan, bağışıklık sistemi bozuk olan, kanser tedavisi olan, organ nakli yapılmış olan; mikroplara karşı savunma mekanizmaları oldukça zayıflayan, doktoru tarafından ziyaretinde sakınca görülen hastaların ziyaret edilmemesi gerekir. Çünkü hastaya başka hastalık bulaştırılabilir.

5- Hastaya dua edilir. Peygamberimiz hastalara dua edilmesini teşvik ettiği ve kendisinin de dua ettiği hadis kitaplarında bildirilmektedir. Meselâ sahabeden Sa’d ibni Ebî Vakkâs (r.a.), hastalandığımda Rasûlullah (s.a.s.) beni ziyarete geldi ve üç defa, “Rabbim, Sa’d’ı iyileştir” diye dua etti demiştir. (Müslim, Vasâyâ, 8) Hz. Aişe validemizin bildirdiğine göre Peygamberimiz (s.a.s.); aile fertlerinden biri hastalandığı zaman sağ eliyle hastayı sıvazlayıp; “Ey bütün insanların Rabbi olan Allahım! Bu hastanın ıstırabını gider ve ona şifa ver. Şifayı veren ancak Sensin. Senin şifandan başka şifa yoktur. Bu hastaya öyle bir şifa ver ki, onda hiçbir hastalık izi kalmasın.” diye dua etmiştir. (Buharî, Merdâ, 20)

6- Hastane ziyaretlerinde odalarda yüksek sesle konuşulmaması, bir şey yenilip içilmemesi, diğer hastaların rahatsız edilmemesi, moral bozucu söz ve davranışlardan kaçınılması, hasta başında ve hastane ortamında herhangi bir yere ve tedavi malzemelerine dokunulmaması, hastaya doktorunun izni yoksa herhangi bir gıda getirilmemesi, hasta mahremiyetine saygı gösterilmesi gerekir.

7- Bazı hastalar, hastalıkları sırasında hep ölümü düşünürler. Böyle kimselerin uygun sözlerle teselli edilmesi ve kendilerine moral destek verilmesi gerekir. Hasta ölüm yatağına düşmüş ise, ona duyurmak için yanında kelime-i şehadet telkin edilir. (Buhârî, İsti’zân, 29) Peygamberimiz, “Kim, ‘lâ ilâhe illallah’ tevhit kelimesini bilerek ölürsü cennete girer” buyurmuştur. (Müslim, İman, 43 )

8- Hasta uzakta ise veya başka sebeplerle bizzat gidilip hasta ziyaret edilemiyorsa, bir başkası aracılığı ile veya mektup, telefon gibi haberleşme araçları ile selâm, sağlık ve şifa dilekleri iletilerek bu görev yerine getirilebilir.

Sonuç olarak; insan hastalanabilir özellikte yaratılmıştır. Hasta insanın maddî ve manevî anlamda tedavi olması dinî bir görevi olduğu gibi, hastanın ziyaret edilmesi de dinî bir görevdir. Kurallarına uyularak yapılan hasta ziyareti hastaya moral verir, iyileşmesine katkı sağlar, dostukları pekiştirir ve ziyaret edene sevap kazandırır.


“İslâm’a göre bir insan,
hastalandığında iki şeyi
birlikte yapmalıdır: Biri
perhiz yapma, ilâç kullanma,
gerektiğinde ameliyat olma gibi maddî tedaviye başvurmak; diğeri ise
moralini bozmamak,
Allah’tan şifa vermesi için
dua etmektir.”


“Hasta insanın maddî ve manevî anlamda tedavi olması dinî bir görevi olduğu gibi, hastanın ziyaret edilmesi de dinî bir görevdir. Kurallarına uyularak yapılan hasta ziyareti
hastaya moral verir, iyileşmesine katkı sağlar, dostlukları pekiştirir ve ziyaret edene sevap kazandırır.”


“Hasta ziyareti,
Müslümanı Allah rızasına
ulaştıracak ahlâkî
davranışlardan biridir.
Bu sebeple hasta ziyareti,
vazgeçilmez bir görevdir.
Bu görev yerine getirilirken
bir kısım kurallara uyulması
gerekir.”