Makale

Yakın Dönem Siyer Âlimi ve Muallimi MEHMET ZEKÂİ KONRAPA

Yakın Dönem Siyer Âlimi ve Muallimi

MEHMET ZEKÂİ KONRAPA

Kâmil BÜYÜKER

“Okulumuzu oldukça seven, dersinde hiçbir zaman ciddiyetten ayrılmayan, devamlı olarak ders anlatan, konularına oldukça hâkim bir hoca idi. Bazı kişilere özel zaafı vardı. Bunların başında Mehmet Akif’in damadı ve Tanrı Buyruğu adlı mealin müellifi Ömer Rıza Doğrul gelirdi.”

Hazreti Peygamber’in doğduğu gün, ay ve yıl üzerindeki bu ihtilafların hikmetini anlamak için, İslam’ın ruhuna nüfuz etmek lazım. Bütün bu ihtilafları kaldırmak mümkündü. Çünkü Peygamberimiz devrinde, bu değerli hadise tahkik edilir ve kati tarihlere bağlanabilirdi.

Pek çok hatıratta hocanın ilim konusunda tavizsiz oluşu ve disiplini dile getirilmiştir. Bu vakardan kaynaklanan ciddiyet onun eserlerine de yansımıştır.


Yakın dönem siyer kitaplarına ve literatürüne aşina olanların gözlerinden kaçmayacak bir isimdir Zekâi Konrapa. Tam ismi Mehmet Zekâi Konrapa’dır. Muhtelif mahfillerde yazılar yazmış, İslam medeniyeti üzerine kafa yormuş bu kıymetli isim, hayat çizgisine bakıldığında hem âlim hem de muallim vasfıyla öne çıkmıştır.
Zekâi Konrapa ismi bende, “Peygamberimiz-İslam Dini ve Aşere-i Mübeşşere” ve “Peygamberimiz-Siyer-i Nebi” adlı eserleri ile babamın kütüphanesinde rastladığım daha ilk günden bu yana büyük bir alaka ve dikkat uyandırmıştı. Peygamberimizin Hayatı (I-II, İstanbul 1958-1959, 1964, 1968, 1980, 1982, 1983) farklı tarihlerde yapılan baskıları ile öncelikli olarak imam hatip okullarının birinci dönemi için ders kitabı olarak hazırlanmıştı. Daha şümullü olan “Peygamberimiz, İslam Dini ve Aşere-i Mübeşşere” (İstanbul 1968, 1999) eser ise siyer literatürümüze bambaşka bir ufuk getirmişti. Eserde Efendimizin (s.a.s.) hayatı hakkında geniş bilgi verildikten sonra ashabın dereceleri, Rasul-i Ekrem’in hanımları, İslam dininin esasları, Hulefa-i Raşidin, Emeviler, Abbasiler ve hilafetin Osmanlılara intikalinden bahsedilmekte idi.
Muallimlikle geçen bir ömür
Ömrünü ilme ve talebe yetiştirmeye vakfeden Konrapa, 1888 tarihinde Bolu’nun Akmescit (Tabaklar) mahallesinde doğmuş, 1899’da İmaret İptidaisini, 1905’de altı yıllık Bolu İdadisini bitirdikten sonra İstanbul’a gitmiş, burada Mercan İdadisi ve 1911 yılında ise İstanbul Darülfünun’u, Darülmuallimin-i Âliye Edebiyat Şubesi’nden mezun olmuştur. Çankırı İdadisi ile Şam Sultanisi’nde bir müddet öğretmenlik yaptıktan sonra, tekrar Anadolu’ya tayini çıkmış, sırası ile Bolu, Düzce, Yalvaç, Denizli, Uşak, Konya ve İstanbul’da öğretmenlik vazifesinde bulunmuştur. Çeşitli orta öğretim kurumlarında öğretmen ve yönetici olarak görev yapan Konrapa, 1953 yılında emekli olduktan sonra İstanbul İmam-Hatip Okulu ve Yüksek İslam Enstitüsü’nde ahlak ve siyer-i nebi dersleri vererek öğretmenlik hayatını sürdürmüştür. (“Mehmet Zekâi Konrapa”, İ. Bedri Bilgin, DİA, c:26, s. 175.)
“Bir namevcut, bir sıfır evladım”
Özellikle imam hatip ve Yüksek İslam Enstitüsündeki muallimlik yıllarında yetiştirdiği talebelerinin hatıratlarında Zekâi Konrapa hoca hatırı sayılır bir yere sahiptir. Bunlardan İsmail Karaçam “Hatıralar” isimli kitapta hocasını şöyle anlatır: “Dikkat çeken bir diğer hocamız da Siyer-i Nebi dersine gelen Zekâi Konrapa oldu. Orta boylu, beyaz tenli, yeşil gözlü, tertemiz giyinen, fevkalade disiplinli bir hocaydı. Daha ilk derslerinde eğitimde ciddiyetin ne kadar mühim olduğundan bahsederek, kendisinin taviz vermeyen bir disiplin taraflısı olduğundan söz etti. Uzun seneler tarih öğretmenliği yaptığını ve bu mesleğe o tarihte Osmanlı vilayeti olan Şam’da başladığını, öğrenci için devamsızlığın bir mazeret sayılamayacağını, şayet devamsızlık eden olursa buna kendisinin asla ceza vermekten çekinmeyeceğini ifade ederek, daima tekrar ettiği, “bir namevcut, bir sıfır evladım” sözüyle tanışmasını noktaladı. Hakikaten derse devam ettiği müddetçe dediğini yaptı. Okulumuzu oldukça seven, dersinde hiçbir zaman ciddiyetten ayrılmayan, devamlı olarak ders anlatan, konularına oldukça hâkim bir hoca idi. Bazı kişilere özel zaafı vardı. Bunların başında Mehmet Akif’in damadı ve Tanrı Buyruğu adlı mealin müellifi Ömer Rıza Doğrul gelirdi. Zaman zaman İsmail Hakkı İzmirli’yi de yâd ederdi. Derse başlamadan önce konunun tahtaya şeması yapılır. O şema üzerinden güzel bir plan dairesinde dersini işlerdi. Böylece ders derste öğrenilmiş olurdu. Zekâi Bey orta, lise ve Yüksek İslam Enstitüsü’nde hocalığımıza devam etti.” (Hatıralar, Çamlıca yay. 2. Baskı, 2015, s.148.)
Daha bunun gibi dönemi anlatan pek çok hatıratta hocanın ilim konusunda tavizsiz oluşu ve disiplini dile getirilmiştir. Bu vakardan kaynaklanan ciddiyet onun eserlerine de yansımıştır.
Akif’in derslerinde tutulmuş notlar
Konrapa ile ilgili yakın zamanda çıkan eser ise onun ilim mevzu bahis olduğunda bir başka titizliğini gösterir mahiyettedir. Mehmet Akif’in Darülfünun’da talebesi olan Konrapa, Akif’in 1908 yılından itibaren Darülfünun’da “Osmanlı Edebiyatı” dersi verdiği zamanlarda büyük bir ciddiyet ve titizlikle “Osmanlı Edebiyatı” derslerini takip etmiş ve bunları “Osmanlı Edebiyatı Ders Notları” (Bağcılar Belediyesi, 2014.) olarak yazılı hâliyle muhafaza etmiştir. Bu metnin yeniden yayını dolayısıyladır ki hem Mehmet Akif hakkında hiç bilinmeyen bir metinle tanışmış, Akif’in muallimliğini müşahede etmiş hem de Zekâi Konrapa’da talebeliğin ehemmiyetini idrak etmiş olduk.
Bolu tarihine kayıt düşmek
Darülfünun’un son sınıfında iken M. Kâmil adlı bir arkadaşıyla birlikte hocaları Abdurrahman Şeref Efendi’nin ders notlarını Târîh-i Asr-ı Hâzır adıyla yayıma hazırlayan Konrapa, aynı zamanda Bolu’da çıkan Bolu, Dertli, Kürsi-i Millet gazeteleriyle Millî Gaye, Altun Yaprak ve Abant, Çele mecmualarında, İzmir’de yayımlanan Fikirler Dergisi’nde, Konya Yeni Anadolu Gazetesi’nde mesleki makaleler yazmış, İstanbul’da çıkan Tarihten Sesler, Bilgi, Öğretmen Dergisi, Her Hafta, Resimli Tarih, Hilal ve Tohum mecmualarında İslam medeniyeti tarihiyle ilgili makaleler neşretmiştir.
Tarih ilmine karşı olan merakı sebebi ile bilhassa Bolu tarihi üzerine çalışmalarını yürütürken “ayaklı kütüphane” olarak bilinip, tanınmıştır. Nitekim Bolu Sultanisi hocalığı sırasında Bolu’da salname çıkarılması fikrini ortaya atmış ve hazırlama komitesinde yer almıştır. 1916 ve 1925 yıllarında iki kez yayınlanan Bolu Salnameleri Zekâi Konrapa hocanın gayretleri ile ortaya çıkmış ve tarih bölümlerini bizzat kendisi kaleme almıştır.
Konrapa’nın, Bolu tarihine yaptığı en önemli katkı Bolu Tarihi (Bolu Vilayet Matbaası, 1964.) adlı kalıcı eseridir. Millî mücadele yıllarında Bolu halkının yaşadıklarını yazdığı bir diğer günlük ise İsyan Günlerinde Bolu (Haz. Hamdi Birgören, Bolu Belediyesi yay. 2009.) ismi ile yayınlandı.
“Kıymet günde ve saatte değil, şahsiyettedir”
Merhum Zekâi Konrapa, talebelerine Peygamberimizi doğru şekilde okuyup, anlamaları için gayret sarf etmiştir. Peygamberimiz isimli eserinde önemli bir uyarı yer alır. Konrapa eserinde Ömer Rıza Doğrul’dan şu pasajı aktarır:
“Hazreti Peygamber’in doğduğu gün, ay ve yıl üzerindeki bu ihtilafların hikmetini anlamak için, İslam’ın ruhuna nüfuz etmek lazım. Bütün bu ihtilafları kaldırmak mümkündü. Çünkü Peygamberimiz devrinde, bu değerli hadise tahkik edilir ve kati tarihlere bağlanabilirdi. Peygamberlerin hayatını en ince noktalarına varıncaya kadar inceleyen ashap için, bundan kolay bir şey düşünülemezdi. O hâlde bu kolay iş niçin yapılmadı? (…) Asrısaadet Müslümanları, daha sonraki Müslümanlar, puta tapıcılığın herhangi şekline saptıracak hareketten sakınmışlar, Müslümanların birtakım görenekler vücuda getirmelerine engel olacak her tedbiri önceden almışlardır. İlk Müslümanların çok derin ve yüksek manalar taşıyan bu hareketi, hakikaten tebcile layıktır. Daha sonraki Müslümanlarsa, Peygamber’in doğduğu güne kutsiyet vermek arzusuyla hareket ederek araştırmalarda bulunmuşlar, bu yüzden ihtilaflara düşmüşlerdir.
Hazreti Peygamber’i anmak ve onu tebcil etmek isteyen bir Müslüman’ın herhangi bir güne saplanmasına lüzum yoktur. Kıymet günde ve saatte değil, şahsiyettedir ve o şahsın örnek tanınmasındadır. O şahsiyete karşı gösterilecek hürmet, şu veya bu günde merasim yapılmakla ifa edilmiş olmaz. Belki ona, en samimi bağlarla bağlanmak ve onun ruhunu yaşatmakla mümkün olabilir.” (Zekâi Konrapa, Peygamberimiz, s. 42-44.)
Efendimizi anlamayı bir zamana tahsis etmenin kendi içinde doğurduğu sıkıntılar aşikârdır. Hâl böyle olunca bizler onun hayatını daha fazla okumaya ve anlamaya mecburuz. İşte merhum Zekâi Konrapa bu yolda bir kilometre taşıdır. 15 Haziran 1969 tarihinde aramızdan ayrılan bu kıymetli âlimimizin ruhu şâd olsun.