Makale

Bilgi-Ahlak İlişkisi

Bilgi-Ahlak İlişkisi

Prof. Dr. Cafer Sadık Yaran
OMÜ İlahiyat Fakültesi

Gerek bilgi gerekse ahlak, bizim kültürümüzde ekseriyetle sadece olumlu yönleriyle çağrışım yapan pozitif kavramlardır. Bilgi dendiğinde aklımıza, doğru bilgi; ahlak dendiğinde de aklımıza, iyi ahlak gelir. Biz de bu kısa yazıda sadece bu ikisi arasındaki ilişki üzerinde duracağız.

Öğreniminin ve üretiminin başından sonuna kadar ahlaki değerleri ve denetlemeleri dikkate alan ‘ahlaklı bilgi’, öğrencinin, doğruluk ve dürüstlüğü esas alan sağlıklı bir şahsiyet oluşturmasını sağlar.

Bilgi, her zaman ahlaki değerleri dikkate alarak işlemeli ve ilerlemeli; ahlak da bilgi temeline dayalı olarak kurulmalı ve korunmalıdır. İlişkisizliğin zararları karşılıklı olduğu gibi, uyumlu bir ilişkinin faydaları da karşılıklıdır.

Bilgi, varlık ve oluş süreçlerinin nasıllığı ve niçinliği konusunda akıllı varlıkların sahip olduğu, genellikle gerçeğe uygun ve gerekçelendirilebilir görüşlere denir. Doğru veya yanlış olduğu iddia edilebilecek önermeler hâlinde öne sürülen görüşler, iddia ettikleri olgularla karşılaştırıldıklarında onlarla uyuşuyorlarsa, ortada bilgi ve hatta doğru bilgi var demektir. Öne sürülen görüş ve nesnesi arasında uyuşma olmayıp, karşıtı var ise, bu kez yanlış bilgi veya kasıtlı bir yanıltmaca söz konusudur. Doğru bilgi ile yanlış bilgi arasında ise zanni veya ihtimali bilginin güçlü veya zayıf pek çok derecesi bulunur.
Bilgi, ontolojik nesnesine uygun olma veya olmama açısından doğru veya yanlış olarak değerlendirilebildiği gibi, ilgili olduğu dini veya felsefi öğretiler sisteminin bütününe uygun olup olmaması bakımından, tutarlı ve tutarsız olarak; insanlığa bir yarar sağlayıp sağlamaması açısından da, faydalı ve faydasız olarak ayırt edilebilmektedir. Söylemeye gerek yoktur ki, gerek gündelik bilgi, gerek bilimsel bilgi, gerekse dini bilgide, bilgi dendiğinde asıl akla gelen ve murat edilen; yanlış, tutarsız ve faydasız olan değil, doğru, tutarlı ve faydalı olan bilgidir.
Ahlak, akıllı ve özgür irade sahibi varlıkların, bütün hayatlarında ve bilhassa birbirleriyle ilişkilerinde, iyi duygu, düşünce ve davranışlar içinde bulunmaları amacıyla ilahî vahiy ve nebevi örnekliklerle geliştirilip, toplumsallaşma sürecinde yeni nesillere aktarılan değerler, erdemler ve kurallar bütünüdür. Ahlakın özü, içimizdeki iyi huy ve temiz vicdan; meyvesi ise, oradan dışımıza yansıyan iyi davranışlar ve güzel amellerdir.
Bilginin doğrusundan ve yanlışından bahsedilebildiği gibi, ahlakın da, bazen, iyisinden (ahlak-ı hamide) ve kötüsünden (ahlak-ı seyyie) söz edilebilmektedir. Kötü ahlaktan kasıt, insanın içindeki kötü huy ve düşünceler ile onlardan ve zayıf bir iradeden kaynaklanan kötü ve zararlı davranışlardır. Bununla birlikte, gerek bilgi gerekse ahlak, bizim kültürümüzde ekseriyetle sadece olumlu yönleriyle çağrışım yapan pozitif kavramlardır. Bilgi dendiğinde aklımıza, doğru bilgi; ahlak dendiğinde de aklımıza, iyi ahlak gelir. Biz de bu kısa yazıda sadece bu ikisi arasındaki ilişki üzerinde duracağız.
İlişki kelimesi, iki somut varlık veya -burada olduğu gibi- iki soyut kavram arasındaki bağlantının boyutlarını gösterir. Mantıkta, iki kavram arasında kaplamları açısından dört türlü ilişki olabileceği söylenir: Eşitlik, ayrıklık, tam girişimlik, eksik girişimlik. Bunu bilgi ve ahlak kavramlarına kısaca uyguladığımızda görürüz ki; bu iki kavram arasında eşitlik yoktur (‘her bilgi ahlaktır ve her ahlak bilgidir’ diyemeyiz); bunlar arasında ayrıklık da yoktur (‘hiçbir bilgi ahlak değildir ve hiçbir ahlak bilgi değildir’ de diyemeyiz); biraz tartışmaya açık da olsa, bu ikisi arasında tam-girişimlik de yoktur (‘her bilgi ahlaktır veya her ahlak bilgidir’ de diyemeyiz). O hâlde, bu iki kavram arasında, mantık terimleri açıdan bakıldığında, eksik girişimlik ilişkisi vardır. Zira ‘bazı bilgiler ahlakla ilgilidir’ ve ‘ahlakın önemli bir kısmı da bilgiden oluşur’ diyebiliriz.
İki kavram arasındaki ilişkinin ele alınışının farklı bir tasnifi, din felsefesinde görülür. Burada genellikle şu üç kavrama dayalı bir analiz yapılır: Çatışma, ayrışma, (tamamlayıcı bir) uyuşma. Bilgi-ahlak ilişkisini bu üçlü tasnif üzerinden irdelemek daha uygun gibi gözükmektedir. Bilgi ve ahlak arasında bir çatışma var mıdır? Bu sorunun kısa cevabı, bilgiden kasıt ‘doğru bilgi’, ahlaktan kasıt da ‘iyi ahlak’ olduğu sürece, bu iki temel değer arasında bir çatışma olmadığı, olamayacağıdır. Yanlış bilgi ile iyi ahlak, ya da doğru bilgi ile kötü ahlak çatışabilir; ama ikisi de en temel değerlerden olan doğru bilgi ile iyi ahlak çatışmazlar. Peki, bunlar arasında ayrışma mı esastır; bunlar birbirinden apayrı şeyler midir? Hayır. Bilginin ahlakla, ahlakın da bilgiyle yakından ilişkili olduğu aşikârdır. Bu durumda geriye, en doğru seçenek olarak, sonuncusu kalmaktadır: Bilgi ve ahlak birbiriyle ilişkilidir ve bu ilişkiyi belirleyen temel kavramlar, birbiriyle uyuşma ve diğerine yararlı olma anlamında birbirini tamamlamadır. Ne var ki, geleneksel İslam düşüncesine uygun düşen bu ilişki biçimi, modern dönemlerde ve bilhassa Batı dünyasında varlığını sürdürmekte zorlanmakta, aşağıda kısaca analiz etmeye çalışacağımız tarzda sorunlar ve zararlar ortaya çıkmaktadır.
Bilgi-ahlak ilişkisizliğinin zararları, aslında saymakla bitmeyecek kadar çoktur. Bilgi ve ahlak arasında ilişkisizlik veya çatışma, karşılıklı olarak, her iki tarafa da büyük zarar verir. Önce ahlaki değerlerden bağımsız, ahlaki kuralların çizdiği sınırları tanımayan, ahlakı hiçe sayan, kısaca –deyim yerindeyse- ‘ahlaksız bilgi’yi bir düşünelim! Ahlaktan yoksun bilgi, daha öğrenme ve öğretme aşamasında, öğrenenin de öğretenin de insani yüce değerlerle ilgili halis niyetlerden ve erdem ilkelerinden uzak, öğrenende kopya türü haksızlıkların, öğretende öğrenciye baskıların, araştırmada intihal denilen başkasına ait bilimsel bilgileri aşırmaların, projelendirmede haksız kazançların yapılabildiği bayağı bir alana dönüşebilmektedir. Ahlak sınırlarından yoksun her tür bilgi, her zaman insanlığa zarar verebileceği gibi geçmişte de fazlasıyla vermiştir. Örneğin, son otuz kırk yıldır yoğun bir şekilde yaşanan çevre felaketlerinin çoğunda, ahlak sınırlarını yeterince dikkate almayan bilimsel bilgi ve özellikle teknolojik bilginin küçümsenemeyecek derecede rolü olduğu bilinen bir gerçektir. Keza ahlaki değerlerden yoksun sosyal yahut ideolojik bilgilerin, sözgelimi Marksizmin 20. yüzyılda yüzbinlerce insan için nasıl bir zulüm ve ölüm tuzağına dönüştüğü tarihsel bir realitedir. Sadece bilimsel bilgi değil, dini bilgi dahi ahlaki değerlerden soyutlandığında, sahibine bir fayda sağlamamakta, zarar bile verebilmektedir. (Bu konuda bkz. Cum’a, 62/5; A’raf, /7/175-76.)
Ahlaksız bilginin insanlığa fazla bir fayda sağlamayıp, pek çok zarar dahi verebildiği gibi, tersi düşünüldüğünde –deyim yerindeyse- ‘bilgisiz ahlak’ dikkate alındığında da, durum pek farklı olmamaktadır. Bilgi temeline dayanmayan, sağlam bilgilerden destek almayan, kuru bir taklide dayanan ahlak anlayışları, çoğu yerde insanların ahlak adına birbirlerine aşırı derecede baskı yapmalarına, hürriyetlerini gereksiz yere kısıtlamalarına, asla hoşgörü göstermemelerine, empati ve anlayış bir yana birbirlerine zulüm dahi edebilmelerine yol açabilmektedir. Tarih boyunca görüldüğü üzere, sözde ahlak adına yapılan cahilce dedikodular ve iftiralar, çıkarılan fitne ve fesatlar, nice canların yanmasına, nice ocakların yıkılmasına sebep olabilmektedir. Dolayısıyla, ahlaksız bilgi kadar, bilgisiz ahlak da tehlikelidir ve zararlı olabilmektedir.
Bilgi-ahlak ilişkisinin yararları ise saymakla bitmeyecek kadar çoktur ve bu ikisi arasında uyumlu ve tamamlayıcı bir ilişki türü elzemdir. Bilgi, her zaman ahlaki değerleri dikkate alarak işlemeli ve ilerlemeli; ahlak da bilgi temeline dayalı olarak kurulmalı ve korunmalıdır. İlişkisizliğin zararları karşılıklı olduğu gibi, uyumlu bir ilişkinin faydaları da karşılıklıdır ve bundan kazançlı çıkacak olan her iki etkinlik ve esas itibarıyla da insanlıktır. Örneğin, öğreniminin ve üretiminin başından sonuna kadar ahlaki değerleri ve denetlemeleri dikkate alan ‘ahlaklı bilgi’, öğrencinin, doğruluk ve dürüstlüğü esas alan sağlıklı bir şahsiyet oluşturmasını sağlar; öğreteni, öğrencinin gözünde ideal bir insan modeline dönüştürür; araştırma sürecini, ibadet aşkıyla yapılan kutlu bir hak ve hakikat yolculuğu kılar ve nihayet yeni keşif ve icatları, insanların huzur ve mutluluk arayışlarının yeni bir adımı ve ilerlemesi yapar.
Benzer şekilde, taklidi ahlaktan ziyade, sağlam bilgi temelli olan ve bilgi ile irtibatını hiç kesmeyen ‘bilgili ahlak’ da, ahlakı; zorunlu olarak kabullenilen eskilere ait kurallar yığını değil, gönüllü olarak benimsenen çağdaş değerler buketi haline getirir. Böylece ahlaklılık da, bilmeden boyun eğme ve eğdirme değil, kendi vicdanının ve iz’anının sesine kulak vererek özgürleşmeye ve insanlar arasında örnekleşmeye dönüşür. Bilgili ahlak sahipleri, doğal olarak sadece kendileri ahlaklı olmakla kalmaz, ‘emr-i bi’l-maruf’ görevini de en iyi bir biçimde yerine getirirler.
Sonuç olarak, bilgi-ahlak ilişkisi yahut ahlaklı bilgi ve bilgili ahlak birlikteliği; ahlaki ve ilmi değerlerine kolay kolay paha biçilemeyen yüksek bilgi ve erdem abidesi insanlardan müteşekkil temiz bir bilgi toplumu ve yetkin bir insanlık ailesi oluşturmak için, çok daha sağlam bir temel, çok daha güçlü bir yapı, çok daha parlak bir umut ışığı ve hepsinden önemlisi çok daha müstakim bir yoldur.