Makale

EDİTÖRDEN

EDİTÖRDEN

İNSANIN yeryüzündeki serüveni Yüce Allah’ın, Hz. Âdem’i yaratmasıyla birlikte başladı. Hz. Âdem’e eşyanın bilgisini öğreten Rabbimiz, onu sosyal bir varlık olarak şekillendirdi. Hayatın devamı ve insanlığın gelişimi için çoğalan insan, birlikte yaşamak, yaşadığı dünyayı imar etmek, kendi kültürünü, medeniyetini oluşturmak ve yaşadığı coğrafyaya, tarihe ve kültüre etki ederek kendi mührünü vurmak durumundaydı. Nitekim tarih boyunca her millet, geride kendi anlayışını, kültür ve medeniyet ufkunu miras bırakıp dünya sahnesinden çekildi. Bu açıdan bakılırsa, aslında insanlığın tarihi medeniyetlerin tarihidir.
İnsanlığın elde ettiği birikim ve ulaştığı gelişmişlik düzeyini ifade eden medeniyet, İslam filozofu Farabi’ye göre şehirde yani medinede yaşanır. Onun erdemli şehir olarak tarif ettiği medine, en üstün iyilik ve faziletlerin yaşandığı yerdir. Medine’de neşvünema bulan İslam Medeniyeti, gelişip tekâmül etmiş ve kemalatın zirvesine ulaşıp insanlığa adalet, barış ve sevgi gibi yüksek erdemleri sunmuştur. Bu evrensel inşa sayesindedir ki, uzun tarihe sahip olan yerküre İslam Medeniyetinin bahşettiği barış ve huzur ortamını yüzyıllar boyunca teneffüs etmiştir.
Dünya tarihinde pek çok medeniyet gelip geçmiştir. İbn Haldun’a göre medeniyetler de insanlar gibi belli evrelerden geçer, belli süre yaşarlar ve nihayetinde dünya sahnesinden ayrılırlar. Etkileri ve insanlığa kazandırdıkları birikimlerle ön plana çıkan pek çok medeniyet sayılabilir. Kuşkusuz bunlar arasında en önemli olanı, gücünü ve temellerini Kur’an ve sünnetten alan İslam Medeniyetidir. Tarihsel süreçte pek çok saldırıya ve baskıya maruz kalmasına rağmen ayakta kalabilmiş, izlerini devam ettirebilmiştir. Batı ile karşılaşmasında yaşanan sosyal ve kültürel travmalar neticesinde bir duraklama dönemi içerisine girse de varlığını ve özgün duruşunu hep korumuştur.
Değişen, gelişen ve küreselleşen dünyada var olma mücadelesi veren medeniyetimiz, bugün tarihinin en zor ve sıkıntılı döneminden geçiyor. İslam dünyasının hemen her yerinde savaşlar, çatışmalar, tefrikalar ve zorunlu göçler yaşanıyor. Müslümanlar olarak bu zorlu süreçten başarıyla çıkmanın ve yeniden birlik/tevhit medeniyeti etrafında bir araya gelmenin imkânları üzerinde düşünmek, konuşmak ve tartışmak zorundayız.
Bu mülahazalarla 302. sayısını hazırladığımız Diyanet Aylık Dergi’de “Medeniyet” gündemini ele aldık. Prof. Dr. Bayram Ali Çetinkaya, “İslam Medeniyetinin Temel Parametreleri” başlığı ile medeniyetimizin hangi temel umdeler üzerine inşa edildiğini ve tarihsel süreç içerisinde nasıl bir gelişim gösterdiğini irdeledi. Yrd. Doç. Dr. Mehmet Ulukütük, “Medeniyetimizin Yeniden Keşfinin İmkânı” başlığıyla, medeniyet felsefesi bağlamında İslam Medeniyetini bizimle paylaştı. Prof. Dr. Adnan Bülent Baloğlu da “Yitik Nesillerin Sessiz Çığlıkları” isimli yazısıyla kültürel emperyalizmin medeniyetimize ne denli büyük bir zarar verdiğini bizimle paylaştı. Prof. Dr. Murteza Bedir, “İslam Medeniyetinin Yitik İlim Halkası” yazısıyla ilme verdiğimiz önemin azalması ile hızlı bir çözülme yaşayan medeniyetimiz için bu çözülmeyi durdurma ve medeniyetimizi yeniden yükseltme bağlamında düşüncelerini ifade etti. “Yitik Medeniyet: Bozulmalar, Çözülmeler ve Kayıplar” başlıklı yazısıyla Prof. Dr. Recep Şentürk, İslam Medeniyetinin bu son krizi neden atlatamadığının sebepleri üzerinde durdu. Prof. Dr. Mevlüt Uyanık, “Yitik Medeniyetimizin İzlerini Takip Ederek Yeniden Diriltmek” konulu yazısıyla, yitirilen medeniyetimizin yeniden ihyası noktasında çözüm önerilerine dair fikirlerini bize aktardı. Prof. Dr. Alparslan Açıkgenç ile medeniyetimizin yitirdiği değerler karşısında nasıl bir duruş sergilememiz gerektiğinine ilişkin söyleşiyi de ilgiyle okuyacağınızı düşünüyoruz.
Bize ait olan ve günümüzde hızla kaybolmaya yüz tutan pek çok değerin yitirilmemesi azmi ile hazırladığımız gündemle sizleri baş başa bırakırken, medeniyet ufkumuzun yeniden dirilişini ve hep yükselmesini diliyorum.

Dr. Yüksel Salman