Makale

Bir Medeniyet Fatihi İrfan Fethi Gemuhluoğlu

Firdevs Kapusızoğlu

Bir Medeniyet Fatihi

İRFAN FETHİ GEMUHLUOĞLU

Fethi Gemuhluoğlu “Merhabanın nuru beni söyletiyor, dilimiz açılıyor.” diye başlarken sözüne, biz de onun ruh-i kudsilerine merhaba diyeceğiz.
Evet, merhaba ey gönüllerin fatihi, gerçek dost.
O; “Hayalleriniz, düşleriniz büyük olsun. Büyük rüyalar görün. Osmanlı bir rüyanın eseridir. Medeniyet insanlığın büyük rüyasıdır.” diyerek gördüğü rüyanın tüm insanlığa şifa olmasını, Türk milletinin kuruyan damarlarına can vermesini istiyordu. Bir eli gelenekte diğer eli medeniyetin gerektirdiği usullerde olan bir nesildi onun rüyası.
İki doğum arasında
Fethi Gemuhluoğlu, Arapgirli bir Türkmen ailesinin çocuğu olarak 1923 yılında İstanbul Göztepe’de doğdu. Çocukluğu ve gençliği Göztepe ve Erenköy semtlerinde geçti. Gençliğin dünyaya bakışında âdeta bir devrim yaratan fikir ve hareketlerinin arkasında ailesinin mayalamış olduğu aşk ve irfan vardı.
Haydar Paşa Lisesini bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde öğrenimini sürdüren Gemuhluoğlu fakülteden mezun olamadı. 1950-1955 yıllarında İstanbul’da çeşitli okullarda Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği yaparak abide şahsiyetiyle nice güzel evlatlar yetiştirdi. 1955-63 yıllarında ise İstanbul’da Spor ve Sergi Sarayı Müdürlüğü yaptı. 1959 yılında Dr. Emine Suzan Hanımefendi ile evlendi; Mehmet Ali ve Veli Selman isimlerinde iki evladı oldu. 1963-1965 yıllarında, Almanya’da serbest gazetecilik yaptı. Bir süre Millî Eğitim Bakanlığı özel kalem müdürü olarak çalıştıktan sonra 1966-70 yılları arasında Türkiye Odalar Birliği Basın Müşavirliği görevinde bulundu.
Çok sayıda vakıf, dernek, hayır kurumunda yönetim kurulu üyeliği yaparak bütün gücünü insanlığa faydalı olabileceği yerlerde kullandı. Gençlerin Türkiye’yi, kendi değerlerini koruyarak, muasır medeniyetler seviyesine çıkaracağına inandı. Kabiliyetli fakat imkânsızlıkların sınırladığı gençlere maddi manevi destek sağlamak, bir ağabey şefkatiyle onları yetiştirmek düşüncesiyle kuruluşunu gerçekleştirdiği “Türk Petrol Vakfı”nın Genel Sekreterliği görevini sürdürürken, 5 Ekim 1977’de İstanbul’da mekân değiştirdi. Kabri İstanbul Göztepe’de Sahrayı Cedit mezarlığındadır.
Türküler kadar renkli yaşamak…
Fethi Gemuhluoğlu soluksuz yaşadığı renkli yaşamına o kadar çok şey sığdırdı ki tasavvuftan siyasete, iktisattan Türk tarih ve kültürüne kadar ilgilendiği pek çok sahada bir otorite kadar tesirliydi.
Hep dostluğu telkin eden ve bütün insanlığa dostluğun ne demek olduğunu öğreten Fethi Gemuhluoğlu siyaseti; Türkiye’nin hedeflerini gerçekleştirmesi, medeniyetin mütekâmil bir noktasında yer edinmesi için bir araç olarak görmüştür. Bu meyanda Fethi Gemuhluoğlu Kıbrıs’ı Koruma Cemiyetinin kurucularından biriydi ve genel sekreterliğini yürütmüştü. O siyasetin içinde olmasına rağmen politikadan, ideolojik hareketlerden daima uzak durdu. Siyasetten beklentisi, “İslam’ın beynelmileline ittibaen şark milletlerinin, Müslüman halkların birlik ve beraberliği”ydi.
Fethi Gemuhluoğlu edebiyatta, müzikte, sinemada, resimde, ebruda, tezhipte, mimaride gelenekten beslenerek varlık gösterecek bir toplum rüyasıyla Türkiye topraklarının her bir köşesine tohumlar serpiştirip bir nesle imzasını atmıştır.
“Cebinizde kalan son parayla simit alıp da karnınızı doyurmayın, gidin onunla bir film yahut bir tiyatro seyredin.” diyerek gençliğe seslenirken sanatın, millet varlığının en güzel tezahürü olduğunu biliyordu. Ona göre kişi, düştüğü yerden ayağa kalkardı. Yurdumuzda yabancılaşmanın sanatla başladığını, değerlerimizden verdiğimiz ödünün en önce sanatta görüldüğünü öne sürerken hiç de haksız değildi. Sanatın bitmez tükenmez tazeliğiyle, tekrar ayağa kalkacağımıza inanan Fethi Gemuhluoğlu, sanatla bizatihi ilgilenmiş, etrafındakileri de teşvik etmiştir. Uzun yıllar boyunca söz ve yazı orucu tutarak kalemine suskunluğu telkin ederken, gecesini gündüzüne katmış, hiç durmadan okumuştur.
Fethi Gemuhluğlu’na göre; “Medeniyetin zeminini oluşturan bilgelik damarı, hayatın hemen bütün alanlarında kendini dile getirmedikçe, o muazzam yapı yeniden kurulamaz.” İşte bu yüzden hayatın her alanında tesiri kuvvetli, dinç bir nesil yetiştirme gayretiyle dörtnala koşmuştur.
Allah’ın ahlakıyla ahlaklanınız
“Gönül bir dereye benzer, ona her türlü çer çöp, pislik düşebilir. Bütün mesele bunları biriktirip taaffün edecek hâle getirmemekte. Onlar geldikleri gibi geçip gitmelidirler.” diyerek gönlü akıp giden, hasretle denizine kavuşmayı bekleyen bir ırmağa benzetmiştir. O ırmak ki hem kendini hem etrafındakileri yuyup yıkayan, tüm pisliklerden arındıran mahiyettedir… Fethi Gemuhluoğlunun gönlü; insanların ruhuna teneffüs eden, şifa veren bir sebil gibiydi. Yüzlerce güvercinin nasiplendiği ilim ve irfan çeşmesi, aşk çeşmesiydi.
Fethi Gemuhluoğlu için ahlak çok önemliydi. “Allah’ın ahlakıyla ahlaklanınız.” diyordu. Gözyaşıyla yıkanan ruhlarımızı “Hâlık’a tâzim ve mahlûka şefkat” ile özgürleştirmemizi istiyordu. İnsanın esfel-i safilin ve eşref-i mahlukat olmak arasındaki ince çizgiyi geçebilmesinin ancak bu ahlak üzere olmasıyla mümkün olabileceğini düşünüyordu. “Yalnız insanların değil; kurdun, kuşun, dikenin, otun da hakkını görüp gözetin diyordu.” Annelere sesleniyordu. “Çocuklarınıza yaramazlık yapıyorlar diye kızmayınız, biraz sabırlı olunuz. Çocuklar yaramazlıklarını şimdi çocuk iken yapsınlar da yarın büyüdükleri zaman yapmasınlar. Böylesi daha hayırlı değil mi?” diyerek bu ahlakın temelinin ailede atıldığına dikkatleri çekiyordu.
O gönül fethine çıkan bir Deli Dumrul idi
Fethi Gemuhluoğlu âdeta gönül fethine çıkan bir Deli Dumrul olarak gönüllerimizde tatlı bir terennüm bırakmıştır.
“Ben insanlara evliyaymış gibi muamele etmekten hiçbir zarar görmedim. Herkese evliyaymış gibi hürmet ederim. Evliya ise zaten hakkıdır, değilse layık olsun.” düşüncesi onun tek başına bir mektep olmasını sağlamıştır. Kadınanasının onu hangi akça sütle emzirdiğini, dervişliği iliklerine kadar yaşayan bir sevgi adamı olduğunu onun bu sözlerinden anlıyoruz. O; âleme, güzelliğe açılan bir pencereden yaşlı gözleriyle bakmış ve gitmiştir.