Makale

Endülüs'ten Bir Arif Kişi Muhyiddin İbn Arabî

Endülüs’ten Bir Arif Kişi
Muhyiddin İbn Arabî

Doç. Dr. Cağfer Karadaş
Uludağ Üniv. İlâhiyat Fak.

Muhyiddin Ebû Abdullah Muhammed b. Ali İbn Arabî el-Hâtemî et-Tâî el-Endelusî; soyu cömertliği ve hayırseverliği ile şöhret bulmuş Tay kabilesinden Adî b. Hâtim et-Tâî’ye uzanan İbn Arabî, Endülüs’ün Mürsiye (Murcia) şehrinde 560/1165 tarihinde dünyaya geldi. Babası Ali b. Muhammed, dönemin Endülüs sultanlarından Muhammed b. Sa’d b. Merdeniş’e (Merdis) yakınlığı ve ünlü filozof İbn Rüşd ile de dostluğu bulunan bir zattır. Hakkında pek bilgi bulunmayan İbn Arabî’nin annesinin bazı kaynaklarda dindarlığına gıpta edilen bir kadın olduğu bilgisi verilir. Erkek kardeşleri muhtemelen bulunmayan İbn Arabî’nin kız kardeşlerinin olduğundan bahsedilir. İbn Arabî, geniş aile çevresi içinde, o devir Endülüs’ünde itibarlı, tanınmış, dindar ve zahit insanlar arasında bulunmaktadır.

İbn Arabî sekiz yaşına kadar doğduğu yer olan Mürsiye’de yaşadı. İlk eğitimini burada aldı. Sekiz yaşına geldiğinde ailesi ile birlikte 568/1173 İşbiliye kentine taşındı. Bu şehirde tanıştığı Ebû Ca’fer Ahmed el-Arabî’den ibadet ve zühde yönelme zevkini tattı. Tasavvufla tanışması da bizzat bu şehirde gerçekleşti. Bir arkadaşı vasıtasıyla tanıştığı ünlü Mağribli Sufî Ebû Medyen’in öğrencisi olan Ebû Ya’kûb Yûsuf b. Yahlef el-Kûmî el-Abesî ile birlikte tasavvufu ve tasavvufî hayatı tanımış oldu. 580/1185 yılı onun düzenli tasavvufî hayata giriş yılı oldu. Bu yola girişinde Ebü’l-Abbas Ahmed el-Ureynî’nin önemli ölçüde katkısı oldu.

İbn Arabî, İşbiliye’de iken babası tarafından dostu olan ünlü filozof İbn Rüşd ile görüşmesi için Kurtuba’ya gönderildi. Zira İbn Rüşd onun manevî alanda mertebe sahibi olduğunu öğrenmiş ve görüşmek arzusu duymuştu. Bu sırada o, henüz bıyık ve sakalı çıkmamış bir genç idi. Onun İbn Rüşd ile karşılaşması esrarengiz bir sahne içerisinde gerçekleşti; sadece ikisinin anladığı karşılıklı kısa bir konuşmanın ardından vedalaşıp ayrıldılar. Daha sonra ünlü filozofla ikinci defa görüşmek için babasından talepte bulundu ise de, bu mümkün olmadı. İkinci buluşması ancak İbn Rüşd’ün cenazesinde gerçekleşti. O, 595/1199 yılında Merakeş’de ölen ve Kurtuba’ya nakledilen İbn Rüşd’ün cenazesinde hazır bulunan az sayıdaki insandan biri idi.

Endülüs’ün önemli kentlerinden biri olan ve Müslümanların elinden en son çıkan Granada şehrine de seyahati bulunan İbn Arabî, orada Ebû Muhammed eş-Şekkâz adlı arif ve âlim olan bir zattan ders aldı. Ayrıca Endülüs’te üç dinin mensuplarının barış içinde yaşadığı kent olarak tanımlanan Kurtuba’ya da uğradı.

Kadın bilgin ve ermişler ile de görüşen İbn Arabî, bu çerçeveden olmak üzere Endülüs’ün Zeytûn beldesindeki Merşane’den Şemsu Ümmi’l-Fukarâ ile İşbiliye’de karşılaştı ve hizmetinde bulunduğu doksan yaşındaki Fatımâ b. Ebi’l-Müsenna el-Kurtubî’den istifade etti.

İlk evliliğini manevî tecrübe sahibi ve saliha bir kadın olarak nitelediği Meryem binti Muhammed b. Abdûn b. Abdurrahman el-Becâî ile yaptı. İkinci evliliğini ise Mekke ve Medine (Harameyn) emîrinin kızı olan Fatıma binti Yunus ile gerçekleştirdi.

İbn Arabî 591/1194 yılında Cebel-i Tarık boğazı yoluyla Mağrib bölgesinin önemli kentlerinden Fas’a gitti, 592/1196 senesinde İşbiliye’ye tekrar döndü. İşbiliyeli ünlü mutasavvıf Ebû Medyen’i (ö. 594/1197) görebilmek için Kuzey Afrika’ya geçti. Oraya ulaştığında Ebû Medyen ölmüş olduğundan ancak müritleriyle görüşebildi. İbn Arabî, Kuzey Afrika’da Merakeş’e uğradı, 595/1198 tarihinde el-Meriye şehrinde Endülüs tasavvuf ve düşünce geleneğinin önemli temsilcilerinden biri olan İbnü’l-Arîf’in (ö. 536/1141) önde gelen müritleriyle buluştu. Burada Mevâkiü’n-Nücûm adlı risalesini yazdı. 597/1200 yılında Merakeş’te gördüğü bir rüya üzerine doğu seferine çıktı.

Bu yolculukta Tunus ve Kahire onun önemli duraklarıdır. Kahire’den Mekke’ye hareket etti. İbn Arabî, Mekke’de büyük ilgi ve saygı gördü, tanıştığı Mekînüddin Şuca’ adında bir zattan Tirmizî’nin Sünen’ini okudu. Öğrenmenin yanında öğretme yönünde de faaliyet yürüten İbn Arabî, salih bir adam diye nitelediği Muhammed b. Halid es-Sadefî et-Tilimsânî adlı şahsa İmam Gazzâlî’nin İhyâu Ulûmi’d-dîn adlı eserini okuttu. Mekke’de iken maznun eseri Tercümânü’l-Eşvâk ile kudsî hadisleri derlediği Mişkâtü’l-Envâr’ı kaleme aldı. Eserlerinin en hacimlisi ve bütün fikirlerini ihtiva eden el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye’yi 599/1202 yılında Harem-i Şerif’te yazmaya başladı. Taif seyahati de yapan İbn Arabi, orada Hilyetü’l-Ebdâl adlı kitabını yazdı.

İbn Arabî 601/1204 tarihinde Mekke’den Bağdat’a geçti ve Muhammed Bekrî adlı bir zattan Kuşeyrî’nin (ö. 465/1072) ünlü eseri er-Risâle’yi okudu. 601/1204 yılında Musul’a uğradı ve orada Muhadaratü’l-Ebrâr ve Müsâmeratü’l-Ahyâr adlı eserini kaleme aldı.

Anadolu’daki ilk ziyaretini İbn Arabî, Sultan Keykavus’u ziyaret maksadıyla Konya’ya yaptı, Sultan tarafından iyi karşılandı ve hediyelerle taltif olundu. Konya’da bir müddet kalan İbn Arabî ünlü takipçilerinden Sadreddin Konevî (ö. 673/1274) ile görüştü ve onun üzerinde derin etkiler bıraktı. Konya’dan Kayseri yoluyla Malatya’ya giden İbn Arabî, orada Antakya’da iken mektubunu aldığı Sultan Keykavus’a çeşitli nasihatler içeren bir mektup yazdı. 612/1216 yılının bir Ramazan ayında Sivas’ta bulunduğu sırada Sultan’ın Antakya’yı muhasara ettiği haberini aldı, fethin müyesser olması için dualar etti.

Böylece birçok yer gezen İbn Arabî, 617/1220 yılında Halep şehrine uğrayarak tahminen 618/1221 veya 619/1222 yılında Şam’a (Dımaşk) geldi ve sürekli olmak üzere oraya yerleşti. Hayatının kalan kısmını bu şehirde geçiren İbn Arabî, orada meşhur eseri Füsûsü’l-Hikem’i yazdı ve ünlü eseri el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye adlı eserini tamamladı. Nitekim kendisi el-Futûhâtü’l-Mekkiyye adlı eserinin sonunda, eserini titiz bir çalışma ile ikinci kez yazdığını belirtir ve 636/1238 yılının Rebîü’l-evvel ayının 24. günü yani ölümünden iki yıl önce tamamladığını not eder.

638/1240 yılında bir cuma gecesi 77 yaşında iken ahirete irtihal eden İbn Arabî, Şam’daki Kasiyûn dağının eteğine defnedildi; kabri üzerine Osmanlılar devrinde bir türbe ve yanına cami yapıldı.