Makale

Büyük Fetih

Büyük
Fetih

Prof. Dr. Mustafa Kara
Uludağ Üniv. İlâhiyat Fak.

Fetih kelimesinin bilinen anlamlarından başka; yol göstermek, anlaşmazlığı gidermek, bir şeyin önünü açmak gibi anlamları da vardır. Yazımızın başlığındaki iki kelime Nurettin Topçu’nun (öl. 1975) bir eserinin adıdır.

Eser şu cümle ile başlıyor: “Büyük atamız Fatih’in bize bıraktığı mirası Konstantiniyye’nin fethinden ibaret görmek onu anlamamaktır...” “Yüzyıllar fetihlerin kapısıdır. Biz mazide büyük fetihler yapmış bir milletiz. Biliyoruz ki fethin birçok şekilleri vardır. Kılıçla ve şiddetle fetih yapılır. Siyaset ve maharetle fetih yapılır, kalemle ve hitabetle fetih yapılır. İmanla telkin de fetihler yapıcıdır. Kalp yoluyIa yapılmış sonsuz fetihler vardır. Aşkın dünyamızda nice fetihler yaptığına şahidiz...”

Topçu devam ediyor: “İki fetihten bahsedeceğiz. Çünkü insanın iki dünyası var. Hırs için sürünen vücuduyla aşk için yaratılan ruhu. Vücut, ruha dayanmış bir köprü veya aşka götüren yol olmadıktan sonra, varlığımıza sarılmış bir musibettir. Fethin de iki cephesi vardır. Maddeden ibaret olan toprağın ve servetin fethinden, aydınlıklar âlemi olan ruh dünyasının fethine yükselmedikten sonra, şu arzın senle ben arasında paylaşılmasından ne çıkar... İkinci fetih, ruhun fethidir ve birincisi buna ulaştırıcı vasıta olunca mübecceldir, manalıdır, değerlidir ve Peygamber’in diliyle tebşirlere lâyıktır. Fatih, bu ikinci fethi başarmış olan büyük bir insandı. Onun fikrî, ruhî teşekkülü bu işi başarmaya kifayetli idi. İstanbul sadece üzerinde Türk bayrağı dalgalansın diye alınmadı. Havasında büyük ruhlar yükselsin diye fetholundu...”

Nurettin Topçu eserinin bir bölümünde Fatih’in şahsiyetini tahlil etmekte ve onun, inkılâp, ilim, zekâ ve deha derecesinde bir devIet adamı olduğunu örneklerle anlatırken şu hususa da dikkatimizi çekmektedir: Fatih’in şahsiyetinde üçüncü bir cephe olarak onun irade ve iman adamı olduğunu söyleyeceğiz. İradesini anlatmaya hacet var mı? İstanbul’un muhasarası ve muhasara esnasındaki bilinen pek çok hadiseler, onun iradesindeki şiddetin delilleridir... Akşemseddin’e bağlılığı o derece idi ki: İstanbul muhasarasına girişmeden önce ona danıştı. Pir Hazretleri istihare ettikten sonra Fatih’e “Fetih müyesserdir.” dedi. Bunun üzerine Fatih muhasara hazırlıklarını yapmaya başladı.

Şimdi, Yahya Kemal’in İstanbul’u Fetheden Yeniçeri’ye Gazel isimli muhteşem şiirini okuyalım ve 29 Mayıs’a doğru gidelim. Farklı bir baharı yaşayalım:
İstanbul’u Fetheden Yeniçeri’ye
Gazel
Vur pençe-î Alî’deki şemşîr aşkına
Gülbang-i âsmânı tutan pîr aşkına
Ey leşker-î müfettihü’l-ebvab vur bugün
Feth-î mübîni zâmin o tebşir aşkına

Son savletinle vur ki açılsın bu surlar
Fecr-i hücûm içindeki tekbîr aşkına

İlkbaharın sihirli iklimiyle bir kıpırdanış başlar içimizde. Bu, hayata gelişin mutlu ızdırabıdır. Bütün canlılarla beraber kalkmak, bitkilerle beraber uyumak... Irmaklarla göz göze gelerek diz çökmek... Her hamlesinde insan fizikten sanata, sanattan ahlâka, ahlâktan da dini hayatın sır dolu sıcak köşelerine alıp götüren bir kıpırdanıştır bu.

Baharın bu romantik yönüyle beraber batıdan doğuya doğru ilerleyen bir çığ, bizim hafızamızı meşgul eder ve sadece kendini düşünmemizi bize fısıldar.

Mekke’den Konstantiniyye’ye el sallayanlar, Söğüt’ten Ayasofya’yı şahadet parmağıyla gösterenler, batıdan doğuya doğru ilerleyenler, Edirne’den Kostantinopolis’i selâmlayanlar, mülk-i İslâm’dan diyar-ı Rum’a hak, hukuk, ahlâk ve fazilet buketlerini gönderenler...

Zafer mesajı yıllarca önce son peygamber tarafından yayınlanan bir harekettir bu. “II. Mutlu Kumandan” ve “Kutlu Asker”in derin bir ruh sükûneti ile beraber mübarek toprakları adımlayan şanlı ilerleyiştir bu.

Aralarında “Cünd-i Ricalullah”dan başka burçlar fatihi Ulubatlıların bulunduğu cengaverler. Her yönüyle heybetli olan bu topluluğun ellerinde şu pankart dalgalanıyordu: “İstanbul elbette fethedilecektir, O’nu fetheden kumandan ne büyük kumandan... O’nu fetheden asker ne kutlu asker...” Gönüllerinde ise şu ferman: “Nasrun minellahi ve fethün karib... Ve beşşiril mü’minin...” Fethi Mübin... İslâm tarihinde yalnız Mekke’nin fethi için kullanılagelen bu tabir, o gün yine dudaklardaydı. O gün “Leşker-i müfettihü’l-ebvab” la birlikte apayrı bir II. Mehmet İstanbul’a doğru yürüyordu. İlim, sanat ve tasavvuf deryasında üstadını hayran bırakacak şekilde derinleştiği kadar, “Eğer sakalımın tellerinden biri ne yapmak istediğimi bilseydi, onu hemen koparır ve yakardım.” diyecek kadar da devlet işlerine hakim ve otoriter bir delikanlı idi, o günün kumandanı. Gerisi şöyle: “Sakarya bozkırından dertli Yunus, Haymana ovasından fakir Mevlânâ,
Malazgirt’ten heybetli AIparslan, Palandöken eteklerinden Mümin İbrahim, Gediz kenarından Güraru”ler, Orhan ve Osman’larla beraber Hüdavendigar’lar... Yıldırım’lar...

Malazgirt ovasında hocasının Alparslan’a söylediği “Bütün Müslümanların minberinden sana dua yaptığı cuma günü savaşa giriş. Allah’ın, zaferi senin adına yazdığına inanıyorum.” cümlesini ruhların sultanı o gün “Fetih müyesserdir, salı günü hücuma geçsinler” şekline soktu. Bu müjdeden sonra bir ses seherin sessizliğini bozacaktır: “Ya Bizans’ı alırım, ya Bizans beni...”

Dostum Efendim...

Bizans düşerken ve Kostantinopolis’i “İslâmbol” yapacak olan adım, surlardan içeri girerken, Bizanslı kızlar çiçekleri padişah diye Akşemseddin’e uzatıyorlardı. Hoca, padişahı kızlara gönderince Fatih’in “Hayır, hayır... Çiçekleri ona veriniz. Ordunun sultanı benim, fakat benim de sultanım odur” sözünde göz kamaştırıcı kucaklaşmayı görmemek mümkün müdür?
(Gönül Mektupları’ndan)

SPOTLAR

Biliyoruz ki fethin birçok şekilleri vardır. Kılıçla ve şiddetle fetih yapılır. Siyaset ve maharetle fetih yapılır, kalemle ve hitabetle fetih yapılır. İmanla telkin de fetihler yapıcıdır. Kalp yoluyIa yapılmış sonsuz fetihler vardır. Aşkın dünyamızda nice fetihler yaptığına şahidiz...