Makale

Uzman Klinik Psikolog Yıldız Burkovik: Sosyal fobikler gerçekte mükemmeliyetçi ve aşırı hassas kişilerdir. Bunlar hata yapmaktan hoşlanmadıkları için hiçbir şey yapmamayı tercih edebilirler.

SÖYLEŞİ

Uzman Klinik Psikolog Yıldız Burkovik:
Sosyal fobikler gerçekte mükemmeliyetçi ve aşırı hassas kişilerdir. Bunlar hata yapmaktan hoşlanmadıkları için hiçbir şey yapmamayı tercih edebilirler.

Söyleşi: Uğur İlyas Canbolat


Klinik pratiğinizde en çok rastladığınız vakalar nelerdir?

Çok yoğun hasta gören, alanında haklı bir üne sahip olan donanımlı bir nöropsikiyatri merkezinde hizmet veriyorum. Burada gerçekten çok zor görülen, ilginç vakalara rastlıyorum. Yıllarca çözüm aramış, pek
çok yere gitmiş olduğu halde sonunda bize gelen pek çok danışanımız var. En çok gördüğüm vakalar; sosyal fobi, depresyon, panik atak ve takıntılar ya da aşırı titizlik olarak halk arasında ifade edilen obsesif kompulsif bozukluklar ile güven krizi yaşanması.

İlk olarak sosyal fobiyi özellikle vurguladınız. Sizin bu konuda bir de yayımlanmış, “Görünen ve Görünmeyen Yüzüyle Sosyal Fobi” kitabınız var. Halk dilinde dar anlamıyla korku olarak daha çok bilinen sosyal fobinin tanımını alabilir miyim?

Evet gerçekten sosyal fobi sık yaşanan bir olgu. Sosyal fobi; tanım olarak sosyal alanda duyulan korku yani sosyal çevre içinde yaşanırken açığa çıkan korku hali olarak adlandırılabilir. Sosyal fobi daha çok sosyal ortamda açığa çıkan bir duygudur; özellikle başkaları tarafından incelendiği hissine ek olarak performans gerektiren bir iş ile meşgulse kişinin diğer kişiler tarafından eleştirilme endişesi, küçük düşme korkusu, alay edileceği kaygısı olarak da kısaca tanımlanabilir.

Sosyal fobik kişi bu belirtileri tanımadığı kişilerin önünde de yaşar mı?

Daha çok tanımadığı kişiler ile beraberken ortaya çıkar, aile üyelerinin ya da yakın arkadaş çevresinin içinde iken bu kadar yoğun yaşanmayabilir.

Sosyal fobikler gerçekte mükemmeliyetçi ve aşırı hassas kişilerdir. Bunlar hata yapmaktan hoşlanmadıkları için hiçbir şey yapmamayı tercih edebilirler.

Sosyal fobiklerin en büyük tasası topluluk önünde konuşmak her halde... Kendi evlerinde ve aile üyeleri arasında da aynı şeyleri azda olsa yaşarlar mı?

Topluluk önünde konuşma yapmak, herhangi bir sunuş yapmak sosyal fobik için büyük bir kabustur. Her alanda başarılı olmuş, konusunu çok iyi bilen iyi hazırlanmış bir kişi olsa bile sosyal fobik için sahnede, herkesin önünde olmak korkunç bir durumdur ama bunu yansıtmak istemez, örtmek çabasındadır. Bazıları bunu aile içinde yapılacak toplantılarda da yaşayabilir, ancak yine de onlara da yaşadıklarını belli etmeme çabaları baskındır.

Karşı cinsle konuşmak, aynı iş alanını paylaşmak sosyal fobili insanlar için neden başlı başına bir problemdir?

Bazı sosyal fobikler karsı cins ile ilişkilerinde ve mesai arkadaşları ile iletişimde zorlanırlar ve bundan kaçınmaya çalışırlar. Bunun aşılması için başkalarının kendilerine yardımcı olmasını beklerler. Aslında heyecanlı yapısı olan her kişi için bu zor bir durumdur. Çekingen, utangaç özellikleri olan kişiler de girişimde bulunurken zorlanırlar. Ancak sosyal fobik de bu özellikler daha fazla ortaya çıkabilir. Kaygı düzeyleri fazla olduğundan ve sürekli beklenti kaygısını yoğun yaşadıkları için bir kez başarısız girişim yeniden girişimde bulunmalarını engeller. Her zaman aynı şekilde sonuçlanacağı korkusu yaşarlar.

Sosyal fobik birisinin hayatı nasıl geçer?

Daha çok eline geçen fırsatları değerlendirememekten ötürü kendine acıması ya da kızmasıyla geçebilir. Çoğunlukla da insanlardan uzak, kendini fazla ön plâna atmadan geçebilir diyebilirim. Sürekli kendiyle kavga halinde çekişme halindedir. Kısaca zor bir hayat...

Öğrenci ise okulda öğretmen kendisine soru sorduğunda kalkıp cevap vermek zorunda. Öğrencilerde durum nasıldır?

Öğrenci olmak zaten zor bir olay. Bu durum sosyal fobik için daha çok sıkıntı vericidir. Bildiği halde sorulara cevap veremez, parmak kaldıramaz, bazen yazılıda da heyecan kaygı düzeyi öyle artar ki bildiği şeyi bile aklına getiremez. Aklına geleni de yazamaz. Sanki hiç çalışmamış gibidir. Sözlülerde kızarma, kekeleme, terleme daha çok görülür.

Telefonla bile konuşamayan sosyal fobikler olduğunu biliyoruz. Ağır vakaların sokağa çıkmaya, bakkala gitmeye, biletçiden otobüs bileti almaya bile tahammülü yoktur. Bunlar için ne diyeceksiniz?

Evet oldukça zordur. Bu zorluğun altında hep başarısız olma ya da eleştirilme duygusu yatar. Sosyal fobik kendisine hayır deneceğinden korkar yani ret edilme endişesi yatar. Öğrenilmiş bir çaresizlik durumu yaşanır ve bu döngüyü nerde kesmesi gerektiğini ya da nasıl düzelteceğini bilememe durumundan ötürü tepkiler ortaya çıkarlar.

Sosyal fobi kimlerde görülür?

Daha çok çekingen, utangaç, içe kapanık ve hassas özellikleri olan kişilerde görülür.

Daha çok hangi yaşlarda görülür? Başlama yaşından bahsedebilir miyiz?

Çocukluk döneminde başlar, ergenlikte gelişir yetişkin iken artık ortaya çıkmıştır, iyice belirginleşir.

Kadın-erkek farkı gözetir mi?

Kadınlarda erkeklerden daha çok gözlenir. Sosyal fobiyi yaşayan kadınlar eğer ev hanımıysa kolay kolay çevre tarafından anlaşılmaz. Ancak sosyal fobiyi bir iş kadını yaşıyorsa başarı durumunda düşme gözlenir. Kendini göstermesi gereken ortamlarda daha çok fark edilir. Erkeklerde de ancak belirtiler ortaya çıkınca kendini gösterir. Erkeklere yüklenen mesuliyetler, biçilen roller çocukluktan itibaren farklıdır. Özellikle Türkiye’de “Erkek ağlamaz” denmesi bile ayrı bir mesuliyettir. Sosyal fobi hassasiyetin artışı demek olduğundan her iki cinste daima bu etki altındadır diyebiliriz.

Sosyal fobinin asıl sebebi nedir?

Kesin sebep şudur denemez. İnsanın kişilik yapısı, kendindeki özellikleri, yaşadığı çevre ve yaşanan olaylar bunu şekillendirir.

Sosyal fobi iyileşir mi? Sosyal fobi tedavilerinizden sonuç alıyor musunuz?

Bu çok merak edilen bir husustur. Bu bir huydur değişmez anlayışı yanlıştır kesinlikle iyileşir. Bizim klinik uygulamalarımızda aldığımız sonuçlar yüz güldürücüdür. Bu konuda endişe yersiz olur.

Yüz güldüren sonuçlar aldığınızı söylediniz. Sosyal fobinin nasıl tedavi edildiğini, ne gibi yöntemler uyguladığınızı anlatabilir misiniz?

Önce danışanımızın kişilik özelliklerini çıkartıyoruz testler ile. Bu özellikler hakkında kendisiyle konuşurken genelde gördüğüm kişinin beğenmediği özellikleri değiştirmeye çalışırken kendini sildiğini, aslında kendini yeniden yaratmaya çalıştığıdır. Bizim bir psikoterapist olarak kişiye kendini fark ettirmek, neleri nasıl yapabileceğini anlatmak ve birlikte bir profil çizmemiz son derece önemli. Stres ile baş etme yöntemlerini de öğretiyoruz. Bu şekilde kendini kontrol alabileceği bilgisini verip başarmasına yardımcı oluyoruz. İşte bu sonuca ulaştığımızda da her şey kendiliğinden çözülmüş oluyor.

Psikoterapinin tedavideki yeri nedir?

Tedavide önemli bir yeri var. Kimi zaman sadece terapi ile çözülen sorunlar var. Hekimin koyduğu tanıya göre uyguladığı tedavi plânında ilaç ile birlikte gerekli görmesi halinde terapide öneriyor. Tedavi hekimin takibi, ilâçların tesiri ve terapi ile üç aşama ile oldukça başarı sağlanıyor. Burada komple bir tedavi uygulanabiliyor. İlâç kullanmaya karşı bazı kişilerin dirençlerine de rastlanıyor kimi zaman. Sadece terapi almak amacıyla müracat edenler de olabiliyor; bu defa biz gerekiyorsa aynı zamanda hekiminde takip etmesini öneriyoruz. Kısaca hekimin yapacakları, ilâcın etkisi ve terapinin işlevi ayrı ayrı. Kişinin psikoterapistine güvenmesi ve her şeyi dürüstçe ve açıkça konuşabilmesi terapinin etkisinde önemli bir etken.

Kişinin bir arkadaşıyla, çok okumuş bazı konularda malumat sahibi olmuş bir dostuyla, öğretmeniyle, hocasıyla, aile yakınlarıyla, kitap okumasıyla, kısacası psikolog olmayan birisiyle konuşması ile terapist ile görüşmesi arasındaki farkı anlatabilir misiniz?

Yapılan yanlışlıklardan birisi budur. Terapinin işlevi henüz herkes tarafından kavranmış değil. Öncelikle şunu vurgulamak isterim. Bu konularda yayımlanmış pek çok kitap var. Bunları okuyan, ilişkileri iyi, etkin kimi görevlerde bulunan bazı kimseler yetkin olmadıkları halde terapist gibi davranabiliyorlar ve önerilerde bulunabiliyorlar. Bu şüphesiz etik bir yaklaşım değil ancak henüz yurdumuzda ne yazık ki bunun bir yaptırımı yok.

Dostlar, yakınlar daha çok ön yargılıdırlar, terapist ön yargıdan tamamen uzaktır. Biri dinler teselli eder, diğeri de dinler ve mesleği gereği terapi yapar. Dostlarla konuşmanın kuşkusuz terapatik bir etkisi vardır. Dinlenilmiş olmanın, anlaşılıyor olmanın getirdiği bir rahatlama hissi yaşanır. Ama sadece o kadardır ve geçicidir. İnsan psikolojisi, kişilik yapısı ve bilimsel metodoloji içermediği için profesyonellikten uzaktır. Bir terapistin bile eğer kendine gelen kişi hakkında bir ön yargısı varsa mutlaka bir başka terapiste yönlendirmelidir kendine gelen kişiyi. Yakınlar karşılarındaki kırılmasın diye endişeye düşerler, oysaki terapist karşısındakini kırmadan olayı kişiye uygun şekilde aktarır ve çözüme ulaşabilme yolunu beraberce görmelerini sağlar. Terapi de bazen bakılması gereken farklı noktalar çıkar konuşmalar sırasında bunu görebilmek terapistin işidir.

SPOTLAR

Sosyal fobi daha çok sosyal ortamda açığa çıkan bir duygudur; özellikle başkaları tarafından incelendiği hissine ek olarak performans gerektiren bir iş ile meşgulse kişinin diğer kişiler tarafından eleştirilme endişesi, küçük düşme korkusu, alay edileceği kaygısı olarak da kısaca tanımlanabilir.

Öncelikle şunu vurgulamak isterim. Bu konularda yayımlanmış pek çok kitap var. Bunları okuyan, ilişkileri iyi, etkin kimi görevlerde bulunan bazı kimseler yetkin olmadıkları halde terapist gibi davranabiliyorlar ve önerilerde bulunabiliyorlar. Bu şüphesiz etik bir yaklaşım değildir.