Makale

Hz. Peygamber döneminde kardeşlik uygulamaları

Hz. Peygamber döneminde kardeşlik uygulamaları
Prof. Dr. Hüseyin Algül
Uludağ Üniv. İlahiyat Fak.

Hz. Peygamber (s.a.s.) İslam’ın yayıldığı ilk yıllardan itibaren inananlar arasında kardeşlik tesisini, birlik, beraberlik ve dayanışmayı, başarıların devamı ve sıkıntıların aşılması için en mühim tedbir olarak görmüş ve Mekke döneminin sıkıntılı yıllarında hicretten önce her hâl ü kârda birbirlerine maddi-manevi destek vermeleri şartıyla Müslümanları kendi aralarında kardeş kılmıştır. Mekke’de çeşitli sıkıntılarla karşılaşan Müslümanlar, bu gaye ile gerçekleştirilen kardeşliğin hayırlı bir meyvesi olarak sabır, sebat ve tahammül duygularıyla birbirleriyle kenetlenmek suretiyle müşrikler karşısında bir bedenin organları ve bir binanın tuğlaları gibi eğilmeden dimdik durmayı başarmışlar, istikametlerini yitirmeden hicret günlerine erişmişlerdir.
Kardeşliğin Medine boyutu
Peygamber Efendimiz hicretten sonra Medine’de toplumun muhtaç olduğu huzur ve dayanışmayı sağlayabilmek için bir taraftan, “Selamlaşmak, açları doyurmak, akrabayı gözetmek, geceleyin namaz kılmak” gibi güzellikleri Müslümanlara kazandırmaya çalışırken, öte yandan da bu girişimini cami ve okullaşma ile desteklemiştir. Bu doğrultudaki önemli gelişmelerden birisi de “Uhuvvet tesisi: Kardeşlik kuruluşu”dur. Hicretten yaklaşık beş ay sonra, Peygamber Efendimiz, muhacirler ve ensar arasında uhuvvet (kardeşlik) kurarak Medine-İslam toplumunda bütünleşmenin sağlanmasında ve o günkü sosyo-kültürel-ekonomik problemlerin çözümünde çok önemli bir adım atmıştır. O günkü gelişmeler dikkate alındığında gerçekleştirilen bu faaliyet, cami-cemaat ilişkisi ve öğretimin yaygınlaştırılması anlayışının da tamamlayıcısı sayılır. Dolayısıyla kardeşlik kurumu, bu yönüyle asr-ı saadet ahlakının özünü oluşturur ve Müslümanların ahlaki davranışlarının merkezinde yer alır.
Medine’de tesis edilen kardeşliğin gayesi
Peygamber Efendimiz gerçekleştirdiği kardeşlikle “hılf” denilen cahiliye âdetini ortadan kaldırmış oluyor, muhacirlerin Medine’ye uyum içinde yerleşmelerini kolaylaştırıyor, ensarın muhacirlere sağladığı maddi desteği manevi bir yakınlıkla destekliyor, yardım görenlerde doğabilecek psikolojik ezikliği gideriyor, İslam’ın ilk yıllarından itibaren çeşitli zorlukları sabırla göğüsleyebilen fedakâr muhacirlerin ensara tecrübelerini aktarmalarına zemin hazırlıyor, ashab-ı kiram arasında ortak değer yargıları çevresinde muhabbetle bütünleşme ve zihniyet beraberliğine ulaşma hususunda ciddi bir atılım gerçekleştiriyor, başta Mescid-i Kuba ve Mescid-i Nebi olmak üzere cami cemaatinin iman, ibadet ve ahlak bütünlüğünü sağlıyor; inkârcı, münafık ve Yahudi fitnesine karşı İslam toplumunun birlik ve beraberliğini güçlendiriyordu.
Gerçekten de Evs ile Hazrecliler, muhacirlere fevkalade yakınlık göstermişler, onları hurmalıklarına ve evlerine ortak etmek istemişlerdi. Ensar, “Ya Rasulallah! Hurmalıklarımızı muhacir kardeşlerimizle aramızda taksim et!” demişler, Rasulüllah da, “Hayır, öyle olmaz! Mülkiyeti verilmez, ancak muhacirler emekleriyle iştirak ederler, sularlar, tımar ederler. Böylece aranızda mahsulü taksim edersiniz.” buyurmuştu. İki taraf da buna razı oldular.
Kardeşlikte veraset meselesi
Söz konusu kardeşliğin kayda değer toplumsal yansımalarından biri de başlangıçta kardeşler arasında mirasın geçerli olmasıdır. Ancak, Bedir harbinden sonra nazil olan, “...Allah’ın Kitabına göre yakın akrabalar birbirlerine (vâris olmaya) daha uygundur...” (Enfâl, 8/75.) ayetini müteakip muhacirlerle ensar arasında din kardeşliği üzere cereyan eden miras intikali (tevarüs), bundan sonra geçerlilikten kaldırılmış ve müminler arasında miras, akrabaya hasredilmiştir. Ancak kardeşlik, “Yardımlaşma, birbirine destek olma, öğüt verme, öğüt alma” tarzında her zaman yürürlükte kalmış ve bu anlamdaki uhuvvet, daha sonra, “Müminler ancak kardeştirler...” (Hucûrât, 49/10.) ayetinin hükmünce bütün müminleri içine alacak şekilde umumileştirilmiştir.
Kardeş kılınan iki şahsın örnek davranışları
Ensar-muhacir kardeşliğinin toplum hayatına çok olumlu ve verimli yansımaları olmuştur. Bu konuda dikkatimizi çeken bir örnek, Hz. Sa’d b. Rebi ile Hz. Abdurrahman b. Avf arasındaki kardeşliğin toplumsal yansımasıdır. Aralarında kardeşlik bağı kurulduktan sonra ensardan Hz. Sa’d b. Rebi, muhacirlerden Hz. Abdurrahman b. Avf’a tüm mal varlığının yarısını bağışlayarak temlik etmek istemişse de bu zat, “Allah, ehlini ve malını sana mübarek eylesin! Benim bunlara ihtiyacım yoktur. İçinde ticaret yapılan bir çarşınız yok mu? Beni o pazara götürünüz, bana rehberlik ediniz.” diye cevap verdi. Bunun üzerine Hz. Sa’d, Hz. Abdurrahman’ı Kaynuka çarşısına götürdü ve ona bir miktar sermaye verdi. Ticari işlerde tecrübesiyle tanınan Hz. Abdurrahman, kısa zamanda geçimini kendi kendine sağlayabilecek duruma geldi ve ensardan bir kadınla evlendi. (Buhârî, Menâkıbü’1-Ensâr, 2/6.)
Kardeşliğin verimli bir ürünü olarak ikram-ihsan-isar
Kardeşliğin toplumsal yansımalarında görülen isar boyutuna dair yaşanmış bir örnek daha verebiliriz: Hz. Ebu Hüreyre, açlık sebebiyle ayakta durmaya, namazda rükû ve secdede kelimat-ı tesbihatı telaffuza bile gücü kalmayınca durumunu Hz. Peygamber’e arz etmişti. Rasulüllah (s.a.s.)’ın evinde onu doyurmak için yeterince yiyecek bulunmayınca o sırada orada olan ensardan bir zat -bir an için kendi yoksulluğunu unutarak- onu doyurmak niyetiyle evine götürdü. Hâlbuki evde sadece iki çocuğuna yetecek kadar erzak vardı. Söz konusu ensar ailesi, yiyeceklerini misafire ikram edip çocuklarını aç yatırmışlar, kendileri de karı-koca aç gecelemişler, bununla beraber, aç kaldıkları zannıyla misafirin üzülmesini önlemek için kandili yakıp söndürerek yemek yiyor gibi davranmışlardı. Sabah namazı için camiye gittiklerinde namazdan sonra Peygamber Efendimiz, ensariye şöyle dedi:
- Allah Teala Hazretleri, karı-koca olarak sizin bu gece yaptığınız güzel hareketten hoşnut oldu ve hakkınızda, “...ve ensar, kendileri ihtiyaç sahibi olsa dahi misafir ve muhacirleri kendi nefislerine (öz canlarına) tercih ederler.” ayetini indirdi. (Haşr, 59/9; Olayın nakli: Buhârî, Menâkıbü’l-Ensâr, 9/23.) Ensarın bu davranışı, İslam ahlakına “İsar: kendisi muhtaç olsa bile din kardeşini kendine tercih” olarak geçmiştir.
Keza, Hz. Peygamber, Benî Nadir ganimetlerini muhâcirler arasında taksim etmiş, ensardan sadece üç fakire hisse ayırmış, buna karşılık ensarın hurmalıklarındaki muhacir hisselerinin kaldırılması teklifinde bulunmuşsa da, onlar, kendi mallarındaki muhacir hisselerinin devam etmesini, bununla beraber ganimetlerin de onlar arasında dağıtılmasını isteyerek üstün bir cömertlik ve kişilik/mürüvvet örneği göstermişlerdir. Yukarıda mealini verdiğimiz isardan bahseden ayetin iniş sebepleri arasında söz konusu taksim işinde ensarın gösterdiği bu feragat da zikredilir. (el-Belâzürî, Fütûhu’l-Büldan, çev. Mustafa Fayda, s. 27-28.) Buna benzer bir ikram da Bahreyn arazisinin taksiminde ortaya çıkmış, ensar burada da kendi hisselerinin muhacir kardeşlerine verilmesini istemişler, Hz. Peygamber de onları Kevser Havuzu başında kendisine kavuşmakla müjdelemiştir. (Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr, 7.)
Hz. Ömer’le manevi kardeşi İtbân b. Malik el-Ensârî (r.a.)’nin Hz. Peygamber’i sıra ile takip ederek, öğrendiklerini akşam olunca evlerinde birbirlerine aktarmaları da ensar-muhacir kardeşliğinin ilginç sonuçları arasında sayılmalıdır. Ensarın, muhabbet merkezli kardeşlik çerçevesindeki derin inanç ve sadakatini yansıtan uygulamalarının yararlı bir sonucu da Müslümanların Medine’de bir süre sonra muhâcirler kanalıyla iktisadi hayatta da söz sahibi olmalarıdır.
Netice olarak Hz. Peygamber devrinde asr-ı saadette birlik şuuruyla dirliğe ermiş, selamlaşan, açları doyuran, akrabayı gözeten, ibadetlerini huşu üzere ifa eden, cami ortamında cemaat bilincine eren, kardeşlik şuuruyla birbirinin sevinç ve sıkıntılarına ortak olan, çalışkan, üretken, ilme ve öğrenmeye yatkın, muhtaçlara duyarlı, ikram, ihsan ve isar sahibi, hizmette fedakâr, sıkıntılara karşı sabırlı ve müşkülleri çözmede azimli bir sahabe topluluğuna tanık oluyoruz.
Ne mutlu bu zevatın örnek davranışlarını doğru anlayıp özümseyerek onların deruni kardeşlik anlayışlarını günümüze taşıyabilenlere!