Makale

Bir Mihrapta 46 Yıl

PORTRE

Bir Mihrapta 46 Yıl

Esra IŞIK YENİYOL
Acıbadem Nimet Arpacı Camii
Kur’an Kursu Öğreticisi

Cahillik körlüktür, topallıktır, sağırlıktır. Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp. İslam denen hakperest hamle, terakki, aksiyon ve inkılap dininde tembelliğin yeri yoktur.

BABAM Sabri Işık, 1945 yılında Bolu’nun Göynük ilçesinin Ekinciler köyünde doğdu. 6 yaşında Kur’an dersleri almaya başlamış, 9 yaşında köyünün hocasından hafızlığa başlayıp, 11 yaşında hafızlığını tamamlamıştır. Bu arada 1953 yılında köyünde açılan ilkokula kaydolup 1958 yılında mezun olmuş aynı yılın Ekim ayında İstanbul Vefa’daki İmam Hatip Okulu imtihanlarına girmiş ve kazanmıştır. Yedi yıllık ortaokul ve lise tahsilini 1965 yılında tamamlamıştır. O yıllarda İmam Hatip diploması Yüksek Öğretim yapan okullarda geçerli olmadığı için lise dersleri imtihanlarına tekrar girerek Vefa Lisesini hariçten başarıyla tamamlamıştır. İmam Hatip’i bitirdiği sene (1965) İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’nü kazanmıştır. Ayrıca imtihanlarına girip aldığı lise diploması ile de 1968 yılında İstanbul Hukuk Fakültesi’ne girmiştir. 1973 yılında son sınıfta iken sağ sol çatışmaları ve anarşi sebebiyle fakülteyi bırakmak zorunda kalmıştır.
Daha üniversite 3. sınıf öğrencisi iken “Kitap Dünyası” adını taşıyan bir broşür bastırmıştır. Ve o zamanda okunmasını elzem gördüğü eserleri bu broşüre yazmıştır. 1968 yılına ait olan broşürde zamanın önemli yazarları ve eserlerini toplamış ve bu kitapların hepsini okuduğunu ifade etmiştir. Klasik eserleri olduğu kadar o dönemde yazılıp bugünlerin klasiği hâline gelenlerin de vaktinde kıymetini takdir edip hakkını teslim etmiştir. Broşürünü şu cümlelerle hitama erdirmiştir: “Ey Müslüman! Sen beşikten mezara kadar ilim istemesini emreden bir dinin salikisin. Sen, “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” ayetinin muhatabısın. Sen, “İlim talep etmek her Müslüman erkek ve kadın üzerine farzdır.” hadisini buyuran Rasulüllah’ın ümmetisin. Vaktim yok, işim çok, yaşım geçti, biz de cahil kaldık deme. Zararın neresinden dönersen kârdır. Hem dünyada, hem ahirette cahiller sınıfına dâhil olma. Çünkü Allah (c.c.) iki cihan sevgilisi habibine hitaben ayetinde: “Cahillerden uzaklaş, yüz çevir.” buyurmuştur. Cahillik bu kadar fenadır, körlüktür, topallıktır, sağırlıktır. Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp. İslam denen hakperest hamle, terakki, aksiyon ve inkılap dininde tembelliğin yeri yoktur. Son söz Allah dostlarından Şakik-i Belhi’nindir: “Ey insanlar! Ölü iseniz kabre gidiniz, deli iseniz tımarhaneye gidiniz, çocuk iseniz mektebe gidiniz, akıllı iseniz Hak yolunda Allah kelamını okuyunuz, İslam’ı öğreniniz.”
Bu arada tahsiline devam ederken zamanın ve İstanbul’un kıymetli ilim ve fikir erbabı Kur’an üstadı ve musiki otoritelerinden dersler almış sohbet ve ilim meclislerinden faydalanmıştır. Necip Fazıl, Sebahattin Zaim, Mahir İz, Ali Rıza Sağman, Gönenli Mehmet Efendi, Mehmet Zahit Kotku, Hasan Akkuş, Ahmet Muhtar Büyükçınar, Abdurrahman Gürses gibi pek çok hoca efendiden dersler almıştır.
Babam Sabri Işık Hocaefendi öğrencilik hayatında yaz tatillerinde de harçlığını çıkarmak için İstanbul halinde kâtiplik yaptığını ve hayatın helal rızıkla kolay kazanılmadığını her zaman beyan ederdi. 1963 yılında Fatih Müftülüğü’ne bağlı Mehmet Ağa camiinde ilk defa müezzin olarak memuriyet hayatına adım atmış, 1965 yılında Beyoğlu Müftülüğüne bağlı Arap Camiinde İmam Hatip olarak göreve başlamıştır. 1970 yılında başimamlığa geçmiştir. Arap Camiinde başlayan ve aynı mihrapta 46 yıl devam eden imamlığını zevkle ve şevkle yaparken fikir ve cemiyet adamlığını da her zaman birlikte devam ettirmiştir.
Görev yaptığı Arap Camii için “Her camide farklı bir ibadet hazzı vardır. Burasının da çok ayrı bir yeri var. Bu camide ibadet eden huzur bulur. Bütün arzum bu feyizden bütün Müslümanların nasiplenmesidir. Benim en büyük mutluluğum bir camide, bir mihrapta ve bir minberde hizmet etmek.” demiştir. 14 Mart 2010’da yaş haddinden Arap Camii’nden emekli olmuştur.
Ayrıca mihrapla birlikte okullarda da hizmete devam eden babam Sabri Işık, Kartal Maltepe Lisesi, Şişli Motor Sanat Lisesi, Gemi Yapı Meslek Lisesi gibi okullarda gençlere Din Bilgisi ve Ahlak dersleri vermiştir. Almanya, Belçika ve Hollanda gibi ülkelerde muhtelif cami ve mescitlerde, konferans salonlarında gurbetçi kardeşlerimize vaaz ve irşada bulunmuş kız ve erkek çocuklara Kur’an’ı ve İslam’ı öğretmiştir.
Her cuma sabahı cuma vaktine kadar asla evden dışarı çıkmaz; evde cuma vaazı ve hutbesini hazırlardı. Benim ise en büyük zevkim hazırladıkları yazıları okumak ve ona Türk kahvesi yapıp ikram etmekti. İlk defa 1969 yılında “Kurtuluş Yolumuz İslam” daha sonra da “Hutbelerim” adlı kitaplarını okuyuculara sunmuştur. “Kırk yedi senelik imam hatiplik hayatımda en ulvi idealim bu eseri neşretmeyi gerçekleştirmekti.” dediği 170 hutbeyi derleyip meslektaşlarının ve Müslüman kardeşlerimizin istifadesine sunduğu üç ciltlik eseri “Minberden Gönüllere”yi Şubat 2010’da yayınlanmıştır.
Takribi yarım asra yakın mihrabında hizmet ve irşatla geçirdiği Arap Camii’ni de “Arap Camii ve Galata” adlı kitabında tarihî, mimari özellikleri ve maneviyatı ile anlatmıştır. Ayrıca “İslam’da İnsan” ve “İslam’da Ticaret Prensipleri” isimli kitap çalışmaları da vardır. Bu arada Arap Camii ile birlikte İstanbul’un muhtelif camilerinde vaaz ve irşat programları da yapmıştır. Din görevlisi olduğu bu 47 yıllık zaman içerisinde kafile başkanı ve din görevlisi olarak yüzlerce hacı ve umreci kardeşimize, hac ve umre ibadetlerini yaptırmıştır. Her hac zamanı ya Kâbe’de olurdu ya da kendi buralarda olsa da ruhu oralarda gezerdi. Yine bu sene kız kardeşimi hacca göndermiş ve hastayken dahi haccın nasıl yapılacağı ile ilgili onu bilgilendirmişti. Bayramdan iki gün önce arife sabahı kardeşim telefon açtı ve babam için umreye gidiyorum dedi. Umresi bitince babam nasıl diye telefon açtığında onun o mübarek zamanda umresi yapılırken Hak Teala’ya kavuştuğunu haber verdik.
21 Eylül 2015 günü 46 yılın son noktasını koydu Arap Camii’nde. Beni bırakmadı dediği, ezan seslerinin İstanbul semalarına ilk kez yükseldiği camiinin minaresinden bu kez yarım asırlık hizmet eden hadiminin sala sesi yükseliyordu. Cemaati, sevenleri, dostları, arkadaşları ve ailesi camiinin bahçesinde ona son görevlerini yaptılar. İkindi namazından sonra eda edilen cenaze namazının arkasından Çamlıca Mezarlığı’nda ebedî istirahatine çekildi.
Babam üç kız evladına sahipti. Hepimize önce İmam-Hatip sonra üniversite tahsilini bitirtti. Şöyle dediğini hep hatırlarım: “Özellikle kız çocukları okutulmalı, tahsil yaptırılmalı ve ben size altın bileziğinizi taktım, bundan sonra nasıl bu davaya hizmet etmek isterseniz öyle hizmet edin.” derdi. Annem için daima o olmasaydı ben buralara gelemezdim diye minnet duygularını ifade ederdi. Onun sözü özü birbirine uyardı. İnsanlara asla kin tutmaz, her davranışını Allah’ın rızası içinde olmasına özen gösterirdi, namazı vaktinde kılmamızı isterdi ve bize cemaatle kıldırırdı. Sevgili Babacığım benim için örnek bir insan ve örnek bir din görevlisiydi. Onun ilim ve irfanı, hayat felsefesi, hizmeti, irşadı her şeyi benim için örnekti. Bu davaya hizmet etmek için bende O’nun gibi İlahiyatçı oldum; İslam’a ve Kur’an’a hizmeti seçtim elhamdülillah. Şimdi onun amel defterini kapatmamak için gayret ediyorum.