Makale

Japonya’ya Bir Deniz Yolculuğu: ERTUĞRUL FIRKATEYNİ

GEÇMİŞ ZAMANIN İZİNDE

Japonya’ya Bir Deniz Yolculuğu:
ERTUĞRUL FIRKATEYNİ

Prof. Dr. İsmail Hakkı GÖKSOY
Süleyman Demirel Üniversitesi
İlahiyat Fakültesi

1887 yılında Japon imparatorunun İstanbul’a gönderdiği resmî bir heyete karşılık, Osmanlı Sultanı II. Abdülhamid de imparatora mücevherli imtiyaz nişanı ve diğer değerli hediyeleri götürmek üzere Japonya’ya bir savaş gemisi göndermeye karar verdi. Donanmaya ait Ertuğrul Fırkateyni bu işe tahsis edildi ve gemi komutanlığına da sultanın yaverlerinden Osman Emin Paşa tayin edildi. Temmuz 1889’da İstanbul’dan yola çıkan gemi, yol üstünde çeşitli limanlara uğrayarak 11 ay sonra 7 Haziran 1890 tarihinde Japonya’ya ulaştı. Japon imparatoru ve halkı tarafından sıcak ilgiyle karşılanan gemi ve mürettebatı, kendisine yüklenilen misyonu layıkıyla yerine getirdi ve üç ay boyunca 50 kişilik askeri bandosuyla halka çeşitli konserler verdi. Ancak gemi Eylül 1890’da geri dönüş yolunda okyanusun derin dalgalarına dayanamayarak Japonya açıklarında battı ve 609 kişilik mürettebattan sadece 69 kişi hayatını kurtarabildi. Kazada ölenlerin anısına daha sonraları Kuşimoto’da bir müze ve şehitlik anıtı yapıldı. Hakkında çeşitli romanlar yazılarak, sergiler düzenlenerek ve denizaltı araştırmaları yapılarak bu facianın anısı günümüze kadar yaşatılmaya çalışıldı. Hatta yakın zamanlarda Türkiye’de “Ertuğrul 1890” adıyla Türk-Japon dostluğunu dile getiren bir film de çevrildi. Böylece, Japonya’ya gönderilen Ertuğrul Fırkateyni zamanla Türk-Japon dostluğunun bir simgesi hâline geldi.
Ancak, Ertuğrul Fırkateyni’nin aynı zamanda Japonya’ya giderken yol güzergâhı üzerinde uğradığı limanlarda Hint ve Malay kökenli Müslüman halk arasında da önemli izler bırakmıştır. Geminin yol üzerindeki Müslüman beldelere uğraması, buralardaki Müslüman halkın gemiye büyük teveccüh göstermelerine sebep olmuş ve Müslümanların Osmanlı halifesine karşı olan saygı, sevinç ve sadakat duygularını artırmıştır. Mesela, gemi Hindistan’daki Bombay (bugünkü Mumbai) limanına Ekim 1889’da ulaştığı zaman, İngiliz sömürge yönetimi altında yaşayan Hint Müslümanları gemiyi görmek için âdeta limana hücum etmişler ve merdivenlerden düşerek baygınlık geçirenler olmuştur. Hatta bazıları gemiyi “bağımsız Müslüman toprağı” olarak addedip namaz kılmışlardır. Gemi Bombay’da limanda iken, mürettebat gruplar hâlinde şehirdeki farklı camilere giderek resmî kıyafetleri üzerlerinde olduğu hâlde mahalli halk ile birlikte Cuma namazı kılmışlar ve camilerdeki halkın dikkatlerini üzerlerine çekerek halkın büyük bir hürmet ve saygısına mazhar olmuşlardır. Bombay’da basılan bir gazete, Osmanlı askerlerini İngiliz askerleriyle mukayese ederek ilkinin çok disiplinli ve terbiyeli olduklarını yazmıştı.
Ertuğrul Fırkateyni, Bombay’dan sonra Sri Lanka’nın Kolombiya limanına uğramış ve burada mahalli Müslüman halktan olan Osmanlı fahri konsolosunun başkanlığında bir heyet tarafından coşkuyla karşılanmıştır. Bir hafta burada kaldıktan sonra gemi 15 Kasım 1889 tarihinde Singapur’a ulaşmıştır. Ancak gemi gerek hava muhalefeti gerekse gerekli bakım ve onarım çalışmaları sebebiyle birkaç ay burada kalmıştır. Bu zaman zarfında da hem geminin bazı bölümlerinin tamiri ve bakımı yapılmış hem de gemi mahalli halkın ziyaretine açılmıştır. Gemi komutanı ve arkadaşlarının imzalarını taşıyan 21 Kasım 1889 tarihli bir rapor, geminin tamiri yapılmadan hareket etmesinin doğru olmadığını ve bölgedeki diğer limanlara uğraması yönünde halktan talepler geldiğini, ancak bu konuda tamamen merkezden gelecek emirlere göre hareket edeceklerini bildirmişlerdi.
Bir Türk savaş gemisinin Japonya’yı ziyaret etmek üzere Singapur’a geldiği haberi, bölgedeki Malaylı ve Endonezyalı Müslüman halk arasında duyulunca, bu durum halkta büyük bir coşku yaratmış ve gemi mahalli halkın ziyaretine açılmıştır. 13 Aralık 1889 tarihinde gemi komutanı Osman Emin Paşa, Singapur’dan Bahriye Nezaretine gönderdiği bir raporunda gerek Singapur’daki gerekse komşu adalardaki Müslüman halkın gemiye karşı teveccühlerini şu cümlelerle ifade etmiştir:
“Ertuğrul Fırkateyni’nin Singapur limanına gelişi, tüm komşu adalardaki ve ülkelerdeki Müslümanların, özellikle Sumatra ve Cava Müslümanları ile Tayland Krallığının tebeası olan üç yüz bin muvahhidin ve Malaka Müslümanlarının sevincini celb ettiği hususu, daha önce yüksek makamlarınıza sunulan mektuplarda ve telgraflarda arz edilmiş idi. Gemiyi hümayunu mukaddes bir ziyaret mekânı olarak gören Müslüman ziyaretçilerin sayısı her geçen gün artmaktadır. Gemiye gelip ve benimle özel bir görüşme talep eden ziyaretçilerin çoğu, yöneticileri olan İngiliz, Hollanda ve Tayland hükümetlerinin Müslüman halka reva gördükleri baskı ve zulümler hakkında şikâyetlerde bulunmaktadırlar ve bu durumlarına çare olmamız hususunda temennilerini ifade etmektedirler.”
Yine Osman Paşa iki hafta sonra Bahriye Nezaretine yazdığı diğer bir raporunda da, Sumatra, Cava ve diğer komşu adalarda yaşayan Müslüman halkın Osmanlı halifesine karşı duydukları bağlılığın çok kuvvetli olduğunu belirtmiş ve bir Osmanlı gemisinin Singapur’a gelişi, onların dinî duygularını inanılmaz bir şekilde artırdığını vurgulamıştır. Osmanlı Türk bayrağını bir kurtuluş vesilesi olarak gören buradaki mazlum halkın yaşama ümitlerini ve mutluluklarını artırdığını not etmiştir. Hatta gemiyi ziyarete gelen heyetler arasında bulunan Singapur Kadısı halifeye iletilmek üzere gemi komutanına 28 kişinin imzaladığı Arapça bir mektup sunarken, Cava adasından koşup gelen 25 kişilik bir heyet de Hollanda sömürge yönetiminin mahalli halka karşı uyguladığı ayrımcı politikalardan ve onların zulümlerinden bahseden bir şikâyet mektubu vermişlerdir. Sumatra adasının doğusundaki mahalli bir sultan da, gönderdiği bir veziri kanalıyla gemi komutanına Malayca bir mektup teslim etmiştir. Gemi komutanı, bu şikâyet mektuplarının muhtevasını kısaca bahsederek geminin o taraflardaki etkisinin Müslüman halk arasında çok fazla olduğunu vurgulamış ve Müslüman halkın hissiyatını anlatmak için bu konuda fazla söze gerek olmadığını belirtmiştir. Mektubunu “Bu babda izah-ı maddeye hacet kalmamış ve vürudumuzdan evvelce bu sularda hiç görülmeyen Osmanlı sancağını bu günlerde limanı sıklıkla ziyaret eden tüm küçük Müslüman gemilerinin üzerlerinde genellikle hemen dalgalandırmaya başlamışlardır.” diyerek tamamlamıştır.
Singapur’a yakın adalardan ve özellikle Malay Yarımadası’nın her tarafından kalabalık gruplar halinde gemiyi ziyarete gelenler, yanlarında çeşitli yiyecek ve hediyelik eşyalar getirerek gemi mürettebatına sunmuşlar ve onlar da dindaşlarının hediyelerini karşılıksız bırakmayarak Osmanlı paraları vermişlerdir. Mahalli Müslüman halk da, bunları birer hatıra olarak saklamışlardır. Halkın yoğun ilgisi karşısında şaşıran Singapur ve Malezya’daki İngiliz sömürge yetkilileri, geminin bir an önce limandan ayrılmasını istemişlerdir. Onbeş yıl sonra 1905 yılında Singapur ve Cohor’a uğrayan Eğirdirli seyyah Süleyman Şükrü, seyahatnamesinde buralarda görüştüğü bazı kişilerin elinde hâlâ bu paralardan bulunduğunu ve onları birer hatıra olarak sakladıklarını yazmıştır.
Geminin Singapur limanına uğraması, bölgedeki Müslüman halkı özellikle Cava’daki Arap kökenlileri ve Sumatra’nın kuzeyindeki Açelileri de harekete geçirmiş ve geminin kendi limanlarına da uğraması için girişimlerde bulunmuşlardır. Ertuğrul Fırkateyni Singapur limanında iken, geminin Hollanda denetimindeki bazı Endonezya limanlarına da uğrayacağı söylentileri yayılmaya başlamış ve bu söylentiler o kadar kuvvetli olmuştur ki, Endonezya’daki Hollanda Deniz Kuvvetleri komutanı herhangi bir sıkıntı çıkmaması için emri altındaki limanlara mahalli gemilerin taktıkları Türk bayrağına saygı gösterilmesi emrini vermişti. Bir Türk savaş gemisinin Singapur’da uzunca bir süre kalışı, Osmanlı halifesine sempati duyan mahalli halkı son derece memnun ederken, Endonezya’daki Hollanda sömürge yetkililerini ise bazı endişelere sevk etmişti. Bir kısım Hollanda sömürge basını, Müslüman halk arasında halifenin konumunu zayıflatmak için geminin eski ve dayanıksız olduğu ve personelinin açık denizlerdeki acemiliği hakkında yanlış haberler yaymaya çalışmışlardı.
Bu arada Ertuğrul Fırkateyni’nin Singapur’a gelişini büyük bir sevinçle karşılayan Açeliler derhal harekete geçerek bir heyet hazırlamışlar ve Singapur’a göndermişlerdi. Ayrıca, Açe Sultanı Muhammed Davud Şah Singapur’daki Seyyid Muhammed el-Sagoff adlı Arap asıllı Müslüman lidere bir mektup yazarak Açe’nin içinde bulunduğu durumu gemi kaptanı aracılığıyla Osmanlı halifesinin dikkatine sunması ricasında bulunmuştu. Ancak, Hollanda ablukası altında olan Açe’den güçlükle çıkan bu heyet, Singapur’a ulaşamadan önce Ertuğrul Fırkateyni limandan ayrılmış ve heyet amacına ulaşamamıştı.
Ertuğrul’un Japonya yolculuğu Endonezya’daki Hollanda sömürge idarecilerini endişelendirirken, bir Osmanlı gemisinin Japonya’ya gideceği haberini Cavalı Müslümanlar büyük bir sevinçle karşılamışlar ve halk halifenin gemisinin kendi limanlarına da mutlaka uğrayacağına inanmışlardı. Halifelik makamına gönülden bağlı bu insanlar, yerel yöneticilerin bu jestine son derece sevinmiş, limanı süsleyerek geceleri fener alayları yaparak kendilerini ve memleketlerini halifenin temsilcisini karşılamaya hazırlamışlardır. Ancak, geminin Singapur’dan doğrudan Japonya’ya gitmesi ve Cava’ya uğramaması, bölgedeki halkın, özellikle Osmanlı taraftarlığıyla bilinen Arap asıllıların hayal kırıklığına uğramasına yol açmış ve Batavya’daki (bugünkü Cakarta) Osmanlı başşehbenderinden (başkonsolos) geminin hiç olmazsa dönüş yolunda Cava limanına da uğraması için taleplerde bulunmuşlardır. Batavya’daki Osmanlı Başkonsolosu Rıfkı Bey, Lahey’deki Osmanlı sefiri Karaca Bey’e geminin dönüş yolunda Cava limanına uğrayabileceğini ve halkın bu yöndeki talebini iletti. Ayrıca o, Bahriye Nezaretine gönderdiği bir telgrafında da, Batavya limanında savaş gemisi Ertuğrul’un halk tarafından çok samimi ve hoş karşılanacağını bildirmişti.
Dönüş yolculuğunda geminin Cava’ya uğramasına olumlu yaklaşan Karaca Bey, 3 Temmuz 1890 tarihinde konuyla ilgili Hariciye Nezaretine gönderdiği bir yazısında, geminin dönüş yolunda Cava adasına uğramasını tavsiye ederken, Açe limanına uğramasından kaçınılması gerektiğini belirtmişti. Çünkü sefire göre, bu hem siyasi hem de güvenlik açısından sakıncalı görülmüştü. Açe’de hala Hollandalılar ile Açeliler arasında savaş devam etmekteydi ve Açe Sultanı hiçbir suretle Hollanda hakimiyetini kabul etmeyeceğini ve devleti ancak İslam halifesine teslim edeceğini ilan etmişti. Böyle bir siyasi ortamda ve fiili savaş durumunda bir Osmanlı harp gemisinin oraya uğraması, sefire göre devlete her bakımdan zarar verecekti. Yine sefirin değerlendirmelerine göre, eğer Ertuğrul Fırkateyni Açe limanına uğrarsa, bu Açe Emirini siyasi bakımdan teşvik, maddi ve manevi yönden de desteklemek anlamına gelebilir ve Osmanlı Devleti ile Hollanda arasında bir krize yol açabilirdi. Ayrıca, Hollandalılar gemiyi iyi karşılayıp halifenin manevi desteğinin kendilerinden yana olduğu yolunda propaganda yapabilirlerdi. Her iki mülahazadan dolayı geminin Açe’ye hiç uğramaması daha hayırlı olacaktı. Böylece, öteden beri Osmanlı halifesini en büyük hami olarak gören ve sularında bir Türk gemisinin sürekli bulunmasını isteyen Açelilerin bu talebi, içinde bulunulan şartlar çerçevesinde gerçekleşmesi mümkün görülmemişti.
İstanbul’daki Osmanlı hükümet yetkilileri de, bu değerlendirmeler neticesinde Cavalı halkın talebini olumlu karşılayarak dönüş yolunda geminin Cava limanına da uğramasına onay vermişlerdir. Hükûmet yetkilileri, bunun geminin yolculuğunu sadece 400 mil uzatacağı, geminin buna dayanıklı olduğu ve hiç bir siyasi sakıncasının bulunmadığı mülahazalarıyla kabul etmişler ve bu değerlendirmelere dayanarak 15 Temmuz 1890 tarihinde Sadrazam, Sultana geminin Japonya’dan dönüş yolunda Cava’ya uğramasını teklif etmiş ve Sultan II. Abdülhamid de bunu hemen onaylamıştı. Sonuç, 23 Temmuz 1890 tarihinde Bahriye Nezareti tarafından gemi komutanına bildirilerek hava koşullarına bağlı olarak geminin Cava’daki Batavya (Cakarta) limanına uğraması talimatı verildi. Hollanda denetimindeki başka bir limana uğraması ise, tamamen oradaki Osmanlı başkonsolosu ile yapılacak görüşmelerden sonra değerlendirilecekti. Ancak, gemi geri dönüş yolculuğunda arkasında birçok kurbanı bırakarak Japonya kıyılarında okyanusun azgın dalgalarına karşı komamayarak denizde batmış ve Cakarta limanına uğraması da bu yüzden gerçekleşememişti.
Bununla birlikte gemi Japonya’ya giderken yol güzergâhı üzerindeki Müslüman beldelere uğrayarak sahip olduğu misyonunun bir kısmını yerine getirebilmiş, Hintli ve Malaylı Müslümanların samimi teveccühlerine mazhar olmuş ve onların Osmanlı halifesine karşı duydukları sempatilerini tazelemişti. Ertuğrul şehitlerimizin geride bıraktıkları bu unutulmaz hatıralarını bir kez daha burada anarak aziz ruhları şad olsun diyelim.