Makale

Alın Teri ile Helalinden Kazanmak

Alın Teri ile Helalinden Kazanmak

Prof. Dr. H. Kâmil Yılmaz
Diyanet Işleri Başkan Yardımcısı

İnsanoğlu ilahî ve tabii kanun gereği, varlığının ve hayatiyetinin devamı için çalışmak, kazanmak ve yemek ihtiyacındadır. Ancak Müslüman için aslolan helal kazanmak ve helal yolda harcayarak helal çerçevesinde yaşamaktır. Bu yüzden inanan için emek ve alın teri dökülerek kazanma duyarlılığı ayrı bir önem arzetmektedir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) insanın alın teri dökerek kazanmasının önemini şöyle ifade etmektedir: “Hiçbir kimse, asla kendi kazancından daha hayırlı bir rızık yememiştir.”(Buhari, Büyu, 15, Enbiya, 37.)
Islam bir hassasiyetler disiplinidir. Müslüman hissiyatına göre haram lokma, gönle yorgunluk, ahirete taşınan ve orada hesabı verilecek ağır bir yük ve utanç sebebidir. Bu hassasiyet insanın ağzından giren lokmalarla yine oradan çıkan sözlerin Allah ve Rasulü’nün istediği istikamette olmasına özen göstermesine bağlıdır. Allah’ın belirlediği sınırlar söz konusu olduğunda, hassasiyetleri harekete geçmeyen insan, ciddi bir kalbî aşınma içine sürüklenmiş demektir.
Alın teri dökerek kazanılan helal rızkın, meşru ve salih amellere muvaffakiyet sebebi olduğu, helalin salih amelden önce emredildiği şu ayetten açıkça anlaşılmaktadır: “Helal ve güzel şeylerden yiyin ve salih amel işleyin.” (Müminun, 23/51.) Yenilen lokma ne kadar helal olursa, yapılan amel de o kadar salih, faydalı ve makbul olur.
Anadolu insanı bu hassasiyetleri yüreğinde ve kalbinde taşır, amellerine yansıtır. Bu hassasiyetle kazancının helal olmasına ve alın teri ile elde edilmesine dikkat eder. Çünkü Anadolu insanı bilir ki duaların kabulü ve sema kapılarının açılması helal lokma ile mümkündür. Bu yüzden emek ve alın teri dökülerek kazanılan işlerden çekinmez. Işte bunların en güzel örneklerinden birisi Soma’daki maden işçileridir. Onlar hem madene girmeden önce, hem de kömür ile bulaşan yüzlerindeki siyahlığa rağmen alnı, gönlü ve yüreği ak insanlardır. Zira ailesine helal rızık götürmek için yerin yüzlerce metre altına inen maden işçisinin alnı da, gönlü de aktır.
Emek verilerek, alın teri dökülerek çoluk çocuklarının rızıkları için her gün yerin yüzlercemetre altında saatlerce çalışıp helal rızık peşinde koşan ve milletimizin hayırla yâd ettiği maden işçileridir onlar. O maden işçilerinin yüreklerinde, gönüllerinde ve amellerinde alın teri dökerek kazanma hissiyatı ve duyarlılığı vardır. Biz bu güzel insanları televizyonda kimi zaman terin sağanak sağanak yağdığı yerin derinliklerinde bir iftar sofrasında, kimi zaman ailelerine kavuşma heyecanı ve bir gün daha bağışlayan Yaradanına bir şükür ile yerin üstüne doğru yükseliş anındaki hâlleriyle tanıdık.
Geçtiğimiz günlerde bu güzel insanlardan bir kısmı maalesef acı bir hadise ile aramızdan ayrıldılar; helal kazanç hissiyatı ile yerin derinliklerinde can verip inşallah şehadet mertebesiyle ebediyete uçtular. Acıları ülkemizin dört bir tarafında; milletimizin yüreğinde hissedildi. Soma’da ateş sadece düştüğü yeri değil, her tarafı yaktı. Acı, ülkemizin her tarafında hissedildi, yaşandı. Bu millet evlatlarının acısıyla hem ailelerinin hem de aziz milletimizin gözyaşları sel oldu. Göz pınarları kurudu, yürekleri dağlandı, ciğerleri kavruldu.
Bu acı felaket birçok şeyi gündeme getirdi. Iş yeri ihmallerini, iş güvenliğini ve işçilerin çalışma şartları gibi birçok konuyu gündeme taşıdı. Bununla birlikte millet olarak hep birlikte Soma’da yaşadığımız bu acı felaket insanların silkinişi, toparlanışı ve muhasebesi için ibretli bir imtihan olarak değerlendirilebilir. Soma’da yaşadığımız maden faciası bu manada bir sorgulama için acı bir hadisedir.
Insanın felaket ve musibet zamanlarında yapabileceği şeyler sabır, teslimiyet ve duadan ibarettir. Dövünmek ve kadere başkaldırıp başını taşa vurmak mümin vicdanının izin vereceği bir davranış değildir. Allah, ahiret ve kader inancı, insan için böyle zamanlarda âdeta en güvenli limandır. Insan dua sayesinde Allah’a daha yakın hisseder. Ayrıca kendisine dua ile iltica edilmesini isteyen de O’dur.
Insanoğlu sığınma ihtiyacında bir varlıktır. Fıtri olan sığınma duygusu Hakk’a sığınma ile kemale ulaşır ve insanda huzur hâli meydana getirir. Ahiret inancı, insana sınırlı dünya düşüncesini aşarak ebediyete kanat açmasını sağlayacak bir motivasyon kazandırır, ölümün soğuk yüzünü bile kabul edilebilir bir sıcaklığa dönüştürür. Mukadder olanın insana ulaşacağı şeklindeki kader inancı insana aczini ve kadir-i mutlak önündeki hiçliğini hatırlatır. Dolayısıyla insanın insan olduğunu kavramasına yardımcı olacak uyarıya ihtiyacı vardır. Soma’da yaşanan bu felaket bu açıdan önemli bir nasihatçidir. Oradaki insanlar bu hissiyatı yüreğinde ve gönüllerinde taşıyan insanlar. En yakınlarını kaybetmelerine rağmen bunu sabır, tevekkül ve rıza ile karşıladılar. Bizleri gördüklerinde: “Sizlerle böyle bir vesileyle değil, nurlu bir kandil akşamında bir araya gelmeyi ne kadar çok isterdik, ama nasipte bu acı günde bir araya gelmek varmış.” demeleri yüreğimizi burktu.
Manevi açıdan facia öncesi ve sonrası hayatımızı gözden geçirerek şahsımız, ülkemiz ve topyekûn insanlık için Soma’daki bu felaketin bir uyarı niteliği taşıdığını düşünmeliyiz. Iyi insan, iyi Müslüman olma yolunda önce nefsimizden, sonra çevremizden kaynaklanan engellere karşı “neler yapabiliriz?” sorusuna cevap aramalıyız.
1999 Marmara depremi, nasıl kentsel dönüşüm ve depreme dayanıklı binalar yapmayı gündeme getirdi ve bu yolda ciddi adımlar atılmasına vesile olduysa, Soma faciası da maden ocaklarında daha güvenli ortamların oluşumuna ve can kayıpları yaşanmamasına vesile olur inşallah.
Olaylara bir başka açıdan baktığımızda fertleri yüreği yaralı hâle getiren, ocak söndüren, yuva yıkan bu acı olay, ders alınırsa ülke ve insanlık için ibrete vesile olacaksa yeni bir başlangıç olabilir. Ayrıca Soma’da yaşanan bu acı olay, insanımızın yardımlaşma ve dayanışma duygusunu yeniden harekete geçirdi.
Soma ile insanımız bu ülkede birlikte barış içerisinde yaşanılması gerektiğinin farkına vararak el ele acıları ve sancıları paylaştılar. Uzaklık ve yakınlık ortadan kalkarak devlet ve millet olarak herke sacılı ailelere yardıma koştu. Toplumsal bir dayanışma örneği gösterdi. Halkımız kardeşlik duygularıyla yeniden birbirine sarıldı. Çünkü gün kardeşlik günüydü. Gün kimsesizlerin kimsesi, sessiz kitlelerin sesi olma günüydü. Gün anne-babasını kaybetmiş öksüz ve yetimlere sahip çıkma, onlara ana baba olma günüydü. Onların yaralarını sarma günüydü. Gün, kardeşliği soluma ve yaşama günüydü.
Selam olsun alın teri dökerek helal kazanç için can verenlere! Selam olsun her gün ailesinden helalleşerek ayrılıp helal rızık peşinde koşanlara! Selam olsun yerin yüzlerce metre altından çıktıklarında kendilerine bir gün daha lütfeden Rablerine “şükürler olsun Allah’ım!” diyenlere! Selam olsun darda kalmışların feryadına yetişenlere! Selam olsun acıyı paylaşanlara! Selam olsun!...
Allah milletimize bir daha bu tür acılar yaşatmasın! Bu faciadan ibret alıp dersler çıkarmayı nasip etsin! Ölenlere rahmet ve milletimize başsağlığı niyazı ile...