Makale

Faziletli Şehir

Faziletli Şehir

Doç. Dr. Gürbüz Deniz
Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

Faziletli şehirde hakikati bilmek ve bu bilinenlerin gereklerine göre amelde bulunmak zorunludur. Ancak hikmet; riyasetin esası olmaktan çıktığı an, faziletli şehir hikmetli olma özelliğini kaybeder.
Beraber yaşamanın veya şehirleşmenin temel amacı nedir?
Farabi’ye göre, her insan yaşamak ve üstün mükemmelliklere ulaşmak için yaratılıştan birçok şeye muhtaçtır. Muhtaç olduğu bu şeyleri ise tek başına ikame edememektedir. Bunun için de birçok kimsenin bir araya gelmesi zorunludur.
Böylece her birey; tabiatındaki mükemmelleşme ihtiyacını, farklı insanlarla yardımlaşma maksadıyla bir araya gelerek elde eder. Bir araya gelen bu insanların oluşturdukları şehirler ise onların bilgi birikimlerine ve yöneticilerinin niteliklerine göre farklılık arz etmektedir. İslam düşüncesi içerisinde şehir nasıl olur? Sorusuna derli toplu bir şekilde cevap veren filozoflarımızdan biri olan Farabi’ye göre; şehirler temel olarak beşe ayrılır. Bunlardan birincisi “Faziletli şehir”dir.
Faziletli şehir (el-Medinetü’l-Fadıla)
Sakinlerinin saadete erişmek için yardımlaştıkları şehirdir.
Faziletli şehir, tam sıhhatte olan bir vücuda benzer. Farabi’ye göre, şehirdeki sıhhati en başta şehri yöneten reisin (başkanın) mükemmelliğinde aramak gerekir. (Bu yazı Farabi’nin, el-Medinetü’l-Fadıla adlı eseri dikkate alınarak hazırlandı.)
Bu mükemmelliği üzerinde taşıyacak reisin vazgeçilmez en önemli özelliği; ister vehbî isterse kesbî olsun ulaşmış olduğu vahyin öngörüsü doğrultusunda yöneticiliğini icra etmesidir. Reisin sahip olduğu vahiy bilgisi, o reisin hikmet ehli kabul edilmesinin gerekçesidir.
Faziletli şehirde reislik, gelişigüzel herhangi bir sanat veya yetenekle icra edilecek bir durum değildir.
Faziletli şehirde bütün fertler, derece ve mevkilerine göre; İlk Sebeb’in (Allah’ın) maksadını güdecek bir yolda yürümelidirler. Bu maksadın tesisi için, ilk önce reisin yetkin olması gerekir. Bu yetkinlik ise, şu özellikleri kendisinde bulunduran kimse ile mümkün olur. Reisin:
1. Kendisine söylenen her şeyi doğası gereği iyi kavrayıp anlaması lazımdır ki, hem söyleyenin maksadını hem de konuyu olduğu gibi kavrayabilsin. İnsanlık tarihi, milletlerini anlayamayan ve bu anlayışsızlıkları sebebiyle de halklarına zulmeden liderlerle doludur.
2. Hafızası güçlü olmalıdır. Hafızası zayıf biri, kandırılmaya müsait olduğu gibi devlet işleri gibi karmaşık meseleleri, birbirleriyle bağlantılı bir şekilde çözemez.
3. Uyanık ve zeki olmalıdır. Gördüğü en ufak şeyi, anında fark edip onu hayır ve güzellik için kullanmalıdır. Ayrıca düşmanlarının düzenbazlıklarını hesap edebilecek ferasete sahip olmalıdır.
4. Öğretmeyi ve öğrenmeyi sevmelidir. Böyle bir sevgisi yoksa sahip olduğu diğer tabii yetenekleri, hedeflenen gayeye ulaşamaz.
5. Yemeye, içmeye ve kötü nefsani isteklerine düşkün olmamalıdır. Bununla şu sonuca ulaşabiliriz. Ahlaki erdemliliği derinliğinden (yani takvasından) koparacak şeyleri, hatta mubah şeyleri bile kendisine yasaklamalıdır. O herhangi biri değildir. Vaktini kişisel arzularına harcadığında, yönetmeye zaman bulamaz.
6. Doğruyu ve doğruluğu sevmelidir, yalandan nefret etmelidir. Doğru olmayan ve yalan üzere inşa edilen yöneticilik kimseye güven vermediğinden yönetici olan kimse her an güvensiz durumlara düşebilir.
7. Ulu olması ve ululuğu sevmesi lazımdır ki, utandırıcı şeyleri yapmasın ve tabiatıyla hep yüksek şeyleri arasın. Yani aristokrat bir yapıda olmayanın ulvi şeyler istemesi zordur. Güzeli, iyiyi bilmeyenin güzel ve iyiyi tasavvur edip ortaya koyması beklenemez.
8. Adaleti ve adaletli olanları sevmeli, onları korumalıdır.
Zalimlerden ve haksızlardan nefret etmelidir. Bunlar kendisinin dostları akrabaları olsa da. İyi ve güzel bildiği her şeyi desteklemelidir.
9. Mutedil mizaca sahip olmalıdır. Yoksa adil davranıyorum derken şiddet gösterebilir.
10. Büyük bir azim ve irade sahibi olmalıdır. Böylece zaruri ve doğru bulduğu şeyleri gerçekleştirmek hususunda cesaret gösterebilir.
Faziletli şehirde hakikati bilmek ve bu bilinenlerin gereklerine göre amelde bulunmak zorunludur. Ancak hikmet; riyasetin esası olmaktan çıktığı an, faziletli şehir hikmetli olma özelliğini kaybeder.
Faziletli şehir halkının ortak özelliklerini ise Farabi şöyle özetlemektedir:
1. Faziletli şehir halkının her ferdi öncelikle İlk Sebebi yani Allah’ı ve bütün vasıflarını bilmelidir. Bütün güzel isimler Allah’ındır. Beşerî gücümüz nispetinde Allah’ın esmasını ne kadar kendi nefsimizde tecelli ettirirsek o kadar Allah’ın rızasını kazanmış oluruz. İlim, kudret, rahmet vb. gibi.
2. Faziletli şehrin ahalisi, soyut düşünmeyi bilmeli ve zihinlerini bu hususta fiilî hâle getirmelidirler. Soyut düşünebilme alışkanlığı olmayanın tefekkür sahibi olması beklenmez.
3. Tabii cisimleri, bu cisimlerin nasıl oluştuklarını ve bozulduklarını bilip buradan hareketle tabii olayların sağlam, ince, itinalı hakîm bir tedbirin eseri olduğunu keşfetmelidirler. Kendileri de Tanrı’nın bu sıfatını beşerîlikleri nispetinde kendilerinde tahakkuk ettirmelidirler. Medeniyetin niteliği buradan doğar.
4. Saadeti ve bedbahtlığı bilmelidirler. Bu özellikleriyle hayatın çelişkileri karşısında bocalamazlar.
Bütün bunların yanında, faziletli şehrin en önemli birleştirici bağı, sevgidir. Bununla şehir halkı birbirine bağlanır ve bir birlik meydana getirirler. Bu sevgilerinin onları aşırılığa götürmemesi için; adalet ve âdil fiillerle toplum kontrol edilmelidir. Çünkü sevgide veya dostlukta saygı kalkınca o sevgi veya dostluk tefessühe/fesada uğrar. Ayrıca faziletli şehirde her insan, kendi tabiatına uygun iş yapar. Bununla hem birey, yaptığı fiilden zevk almış olur ve hem de toplum üretici ve öncü bir özellik kazanmış olur. Modern zamanlardaki kadar yaptığının cahili olan başka bir toplum yeryüzünde olmamıştır. Makineye göre meslek sahibi olmak bunun en tipik örneğidir. Makinenin kapasitesinin dışına çıkıp kendimizi gerçekleştirme imkânımız yoktur. Aksi hâlde makine bozulursa, üretim düşer.
Faziletli şehirde mesleklerine göre en aktif olanlar, sırasıyla:
1. Hükema, yani nazari ve amelî hikmete sahip olanlar.
2. Ölçüm işleriyle uğraşanlar. Yani bugünün teknik tabiriyle mühendisler.
3. Demir temsilcileri.
4. Sanatkârlar.
5. Malî işlerle uğraşanlar.
Şehirleşmede esas olan ve Farabi’nin önerdiği şehir; faziletli şehirdir.
Ancak faziletli şehre muhalif olan şehirler de vardır ki, onlar da şu kısımlara ayrılırlar.
Faziletli olmayan şehirler
1. Cahil şehir
2. Fasık şehir
3. Değişmiş şehir
4. Şaşkın şehir.
1. Cahil şehir Bu şehrin halkı saadeti tanımaz, bilmez. Kendilerine saadet öğretilse de onu kabul etmezler. Onlar ancak sıhhat, servet, şehvet, saygı ve itibar kazanmak gibi fiziki dünyayı kendilerine gaye edinip bunun saadet olduğunu sanırlar.
Onlara göre saadetin zıddı bedbahtlık, hastalık, fakirlik, istediğini yapamama ve itibarsız kalmadır.
2. Fasık şehir Bunlar, hakikati bilirler; ancak işleri ve amelleri cahil şehrin halkının işleri gibidir. Bildiğine muhalif olup, çelişkiyi yaşayanlardır. Çelişki ise tatminsizliğin en önemli sebebidir. Çelişkili ve tatminsiz olanın mutlu olması mümkün değildir. İslami anlayışa göre; “ancak tatmin olmuş nefisler cennete girer.”
3. Değişmiş şehir Daha önce faziletli şehir halkı gibi iken, sonraları başka düşüncelerin etkisiyle değişmiş ve başka türlü yaşamaya başlamış şehirlerdir.
4. Şaşkın şehir
Dünya hayatından sonra saadetin varlığına inanmalarına rağmen Allah hakkında sapkın görüşlere sahip olan şehirlerdir.
Farabi’nin, şehrin veya onun ifadesiyle Medine’nin teşekkülünde oluşturduğu bu teorik sistem, şehrin fiziki yapılanması için de bir temel oluşturmaktadır. Şöyle ki:
1. Sosyal yapısı ve sosyal ilişkileri erdemli olan şehrin fiziki yapılanması da bu erdemin izlerini taşır bir tarzda birbiriyle uyumludur. Hiçbir parça, bütünü oluşturan asli yapıya aykırı değildir. Gözü tırmalayan, gönlü daraltan, zihni karmaşıklaştıran, kısacası bu ucube de nedir, dedirtecek hiçbir bozukluk erdemli şehrin fiziki yapısında bulunmaz. Eğer böyle bir uygunsuzluk varsa, bunun sebebi erdemli şehrin teorik arka planında aranmalıdır.
2. Fasık şehir halkının temel özelliği sıhhat, servet ve şehveti hayatlarının gayesi yapmalarıdır. Bundan dolayı da şehirleşmede temel hedefleri, zenginlerin ikamet ettiği mahalleler oluşturmaktır. Bu mahalleler, servetin kaba saba gösterisine dönüşür.
Çağımız dünyasında ve özellikle de ülkemizdeki gelir dağılımının dengesizliği ve bunun sonucu olarak da insanların açlık gibi doğalarını bozan çıkmazlarla karşılaşmalarının temel sebeplerinden bir tanesi budur. Şehirleşmede zenginle fakir aynı mahalleyi paylaşıyor olabilselerdi, açlık ve yoksullukta uçurum belki de bu kadar dibe vurmazdı. Çünkü zenginle fakirin birbirlerine kayıtsız olmalarının saiklerinden en önemlisi; birbirleriyle iletişim içerisinde olmamalarıdır.
Aynı meşrepten olan insanların bir arada yani bir mahalde olmaları birbirlerine karşı güven ortamı oluşturduğu gibi sosyal problemlerin birçoğuna da çare olabilir. Bu çağda bunları söylemek ve savunmak çok zor görünmektedir.
3. Değişmiş ve şaşkın şehir, bunlar faziletli şehir halkı iken başka şeylerin tesiriyle değişmiş şehirlerdir. Bunların durumu ne İsa’ya ne de Musa’ya yâr olamamaktadır. Bugün ülkemizdeki şehirlerin fiziki yapısı, tam da böyledir.