Makale

Ömrün kapıları

Ömrün kapıları

Eşikte olmak zordur. Tıpkı arafta kalmak gibi. Ev kapısı, saray kapısı, han kapısı, apartman kapısı, bahçe kapısı… En çok onlar bilir bunların zorluğunu. Eşikten bir adım atsanız başka bir dünya karşılar: Aşı olmadığı için ağlayan çocuklar, sevdikleri gelsin diye bekleyen bir çift göz, huşu içinde secdeye konulan bir alın, aynı sofrada ekmeğini paylaşan aile saadeti…
K
imse bilmez içerde olanları örtülünce kapılar. Sıkı sıkıya vurulunca kilitler, korumakla görevlidir ardındakileri. Geçit vermez dışarıdan içeriye. Yabancıya yer yoktur. Güneşin selamını, ayın gülümsemesini kapalı kapılar ardında karşılarsın. İçerde gizlidir sendeki sen.
Şahididirler her şeyin: Mutluluğun, hüznün, sevincin, ıstırabın, gözyaşının… Nice sırları yüklerler de içlerine, vermezler dışarıya.
El varınca kapının koluna, eşiğin öte yanındaki dünya illa ki bir yola çıkar. Kalmak değil gitmek vaktidir. Gurbetse gidilecek yol, vedalara şahittir kapılar. Düşünce yollara, kalabalıklara açılan bir sen vardır orada.
Ömrün kapıları…
Saatlerin dakikaları, dakikaların saniyeleri, saniyelerin saliseleri kovaladığı bir zaman vardır eşiğin her iki yakasında. Sokakta top oynarken beklediğimiz akşam ezanı çocukluk kapısında zihinlerimizde yer ederken, farkına bile varmadan akıp giden zaman aralar bir diğer kapıyı.
Gençliğin hayallere daldığı, kavak yellerinin estiği, delikanlı çağıdır insan ömrünün. Toz konduramaz yaptıklarına. Eğrisiyle doğrusuyla kendisi vardır yalnızca gençliğin kapısında.
Bir nefeslik saltanatı olduğunu şu dünyada, ihtiyarlığın kapısında anlar insanoğlu. Zamanla birlikte geride kalmıştır tüm kapılar. Umudu, sevgiyi, sevinci, korkuyu… Sırtındaki heybeye yükleyerek, geçtiği her bir yolda farklı farklı iz bırakmıştır.
Menzile vardığında insanoğlunun hayat kapısını zaman kapatır, başka bir mekânda kapıları aralamak için…
Aklın ve kalbin kapısı…
İnsanoğlunu oluşturan iki büyük kapı… Aklın kapısından içeriye girince düşünceler karşılar, muhakeme ve idrak misafir eder kapıdan içeri gireni. Ölçüp tartmaktır en sevdiği. Kelimeler ve cümleler yarış eder düşünceler kulvarında. Kimisi kaybeder kimisi kazanır bu yarışta.
Kalbin kapısına geldiğinde kırk tanedir. Birinci kapıdan başlarsın açmaya. Kolay değildir kalbin kapılarını aralamak. Kapıların açılması, doğru anahtarı bulmakla mümkündür. Bir tek kırkıncı kapının sahibi bellidir: Kapıları hikmetle açan (Ya Fettah)…
Yaratan’ın kapısı…
Bir sürü yol vardır bu kapıya ulaşmak için: Namaz kapısı, oruç kapısı, dua kapısı, zekât kapısı, sadaka kapısı… Bu kadar yol varsa o kadar yücedir bu kapı. Kulun kula kapıyı açması zorken, Yaratan bir sürü seçenek verir insanoğluna ihsanda bulunmak için. Bu merhametinin tecellisidir yeryüzünde.
En zor anında yanında kimseyi bulamadığında çaresizliğin çaresi olan Rabbinin kapısına koşarsın, imdat eylesin diye. İnsanoğlu için rızık kapısı, umut kapısı, rahmet kapısıdır Yaratan’a giden yollar. O’nun kapılarından geçebilmek için boynunu büküp kapının aralanmasını ve sağanak sağanak rahmetini, merhametini sana ulaştırmasını beklersin Yaratan’ın. Başka kapı yoktur ondan gayrı. O kapıyı aralamak da sabır ve çaba gerektirir. Çünkü ‘O’, en çok kapısında bekleyip geri dönmeyeni sever. Beklersin sevdiğinin kapısında sevdiğinden dolayı sevgisini umarak… Annenin çocuğuna sevgisi ne kadar büyükse Yaratan’ın yarattığına sevgisi daha büyüktür. Yaratan da görür yaratılanın acizliğini. Açar yarattıkları için hayır kapılarını…