Makale

Kalabalığı Cemaat Yapan Mekân Cami

Kalabalığı Cemaat Yapan Mekân:
Cami


Prof. Dr. İ. Hakkı Ünal
Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi

Hz. Osman’ın bu girişimi, Medine’nin artan nüfusu karşısında eski mescidin ihtiyacı karşılamamasından kaynaklansa da, arkasında senelerce saf tuttukları Hz. Peygamber’in mescidinin hatırasını yaşatmak isteyen bazı sahabilerin bu değişikliği hoş görmedikleri anlaşılmaktadır. Fakat akıp giden zaman içerisinde, “Allah’ın mescitlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe iman eden, namazı kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar ederler. İşte doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır.” (Tevbe, 18) ayeti gereğince, yüzlerce yeni mescit inşa edildiği gibi, eskileri de yenilendi. Mescid-i Nebevî’den de, bitişiğindeki Hz. Âişe’nin odasına defnedilen Allah Rasulü ve iki sevgili arkadaşı Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer’in kabirleri dışında neredeyse hiçbir iz kalmadı.

Arapça’da secde edilen yer anlamına gelen “mescit”, İslam dininde toplu ibadet yapılan mabede verilen isimdir. Kur’an’da ibadet yeri olarak, genelde bu kelime ve çoğulu “mesacid” kullanılmıştır. (A’râf, 29, 31; Bakara,114, Tevbe, 18) İlk mabet olarak kabul edilen Kâbe,“el-Beyt” (ev) (Âl-i İmran, 96; Bakara, 125, 127,158) ve “el-Mescidü’l-Harâm” (saygın mescit) (Bakara, 144,149); Kudüs’teki, “Süleyman mabedi”nin bulunduğu mekân da “el-Mescidü’l-Aksa” olarak anılmıştır. (İsrâ,1) Önceleri, cuma namazı kılınmayan küçük mescitlerden ayırmak için, cuma kılınan büyük mescitlere “el-mescidü’l-cami” adı verilmiş, zamanla sadece “cami” adı kullanılır olmuştur. Bugün İslam dünyasında “mescit” isminin kullanımı yaygın olmakla beraber, Osmanlı’dan gelen bir alışkanlıkla Türkiye’de “cami” adı daha çok kullanılmaktadır.

İslam, ibadet yerlerine çok önem veren bir dindir. Kur’an, “…Allah, insanların bir kısmını diğerleriyle savmasaydı (engellemeseydi), içlerinde Allah’ın adı çok anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler muhakkak yerle bir edilirdi…” (Hac, 40) ayetiyle üç semavi dinin mabetlerinin saygın ve korunmaya değer olduğunu vurgulamıştır. Onun için Müslümanlar, genel olarak mabetlere saygılı davranmışlar, zorunlu durumlarda, kullanılmayan bir mabedi başka bir mabede çevirerek aynı işlevi sürdürmesini amaçlamışlardır. Kur’an’ın vurguladığı diğer bir husus, “mescitlerin Allah’a ait olduğu ve oralarda Allah’la birlikte başka birine dua edilmemesi gerektiği”dir. (Cin, 18) Bu yüzden İslam kültüründe mescitlerin “Allah’ın evi” olduğu düşüncesi yaygınlaşmış, Allah’ın mescitlerinde O’nun adının anılmasını engelleyen ve oraların tahribine uğraşan kimseler zalim olarak nitelendirilmişlerdir. (Bakara, 114)

Temiz ve ibadete elverişli bir yer olarak yeryüzünü âdeta büyük bir mescit ilan eden (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/82) Allah Rasulü’nün beyanı doğrultusunda İslam dini, temiz olan her yerde ibadet yapılabileceğini ilke olarak benimsemiştir. Ancak cemaatle kılınan beş vakit namaz ile zorunlu olarak topluca kılınması gereken cuma ve bayram namazları için herkesin gelebileceği korunaklı yerlerin yapılması gerekmiş ve bu konuda ilk örneği Hz. Peygamber vermiştir.

Hicretten önce Medine’de namaz kılınan bazı yerler mescit olarak belirlenmişti. Bunlardan biri de Medine yakınlarındaki Kuba’da mescit haline getirilmiş bir hurma kurutma yeriydi. Hicreti esnasında Hz. Peygamber Kuba’ya geldiğinde bu yeri genişleterek korunaklı ilk mescidi inşa ettirmiş ve bir grup muhacir Kudüs’e yönelerek burada namaz kılmışlardı. Daha sonra Medine’de, inşaatında kendisinin de çalıştığı ve “Mescid-i Nebevî” olarak bilinen mabedi yaptırarak burayı dinî, sosyal ve kültürel bir merkez haline getirdi. Hz. Peygamber döneminde Medine’de, Kuba Mescidi ve Mescid-i Nebevî’nin dışında dokuz tane daha mescit bulunmakla beraber, cuma namazı sadece Hz. Peygamber’in mescidinde kılınıyordu.

Camilerin bir nevi prototipi sayılan Mescid-i Nebevî’den itibaren İslam dünyasında, içlerinde dünya mimarisinin şaheserlerinden sayılan camilerin bulunduğu binlerce mabet inşa edilmiş, çok büyük kalabalıkların toplandığı bayram namazları için etrafı çevrili geniş alanlar musalla olarak kullanılmıştır. Başta Müslümanların evleri olmak üzere, içlerinde namaz kılınabilecek, dergâh, tekke, zaviye, türbe gibi yüzlerce mekân bulunduğu halde camiler müstesna yerini daima korumuş, İslam tarihinde hiçbir mekân caminin alternatifi sayılmamıştır. Müslümanlar için durum bugün de aynıdır. Hristiyan dünyasında farklı mezheplerin kiliseleri ve ibadetleri birbirinden tamamen ayrılmışken İslam âlemini kubbesi altında birleştiren tek mabet camidir. İngiltere’den Yeni Zelanda’ya kadar, Müslümanların yaşadıkları her yerde, aşinası oldukları çağrı onları Allah’ın evine davet ettiğinde, kendi evlerine girer gibi, gönül rahatlığı içinde sığınabilecekleri yegane mekânlar camilerdir. Bugün bazı İslam ülkelerinde Şia mezhebine mensup olanların devam ettikleri camiler ayrı gibi görünse de, diğer mezhep mensuplarının buralara gitmelerine, ibadetlerini yapmalarına engel dinî bir ayrışma yoktur.

Özetle camiler, insanlar arasında her türlü statü farkını kaldıran ve müminlerin Allah önünde eşit kullar olarak ibadet yapmalarını sağlayan kutsal mekânlardır. Birbirlerini tanımayan insanlar oradan, Allah’ın huzurunda omuz omuza saf tutmuş bir müminler cemaatı olarak ayrılırlar. Orada namaz kıldıran imam, arkasındaki cemaatten hiyerarşik bir üstünlüğe sahip değildir. Bu görevi yerine getirebilecek asgari bilgiye sahip herkes imamlık yapabileceği için İslam’da “din adamları” sınıfı oluşmamış, sadece, cami hizmetlerinin aksamaması için ücretli görevliler tayin etmek yoluna gidilmiştir.