Makale

Fonksiyonel Açıdan İslam'da Mescit

Fonksiyonel Açıdan
İslam’da Mescit


Yrd. Doç. Dr. Cüneyt Eren
Dokuz Eylül Üniv. İlahiyat Fak

İçinde ibadet edilmek üzere tahsis edilmiş mekânlar kendilerine atfedilen mana ve fonksiyonu ile farklı bir kutsiyete bürünürler. Görüntü maddeden manaya intikal ederek ruhu muhatap alır hale gelir. Kısaca ‘‘insan ruhuna seslenen müphem bir lisan, gönülleri kendine çeken büyüleyici bir beyan ve sessiz duruşu içinde, Yüce Hakikat adına her dille bir şeyler anlatan bir sırlı tercüman oluverir.’’ Bu mekânlara kuşatıcı adı ile kısaca mabet denir. Buralar his dünyamızın varlık ötesine açılan menfezleri, kesret deryasında boğulmuş bedenlerimizin vahdet sahilleridir. Buralar karanlık gecelerin nurlu sabahları, susuz çöllerin su yataklarıdır. Gerçek hayat buralarda olup, buralara uğranılmamışsa hayat yaşanmamış sayılır.

Mescit ve Müteradiflerinin Kelime Anlamı
‘Mescit’ kelimesi Arapça ‘se-ce-de’ fiil kökünden sucud masdarından ism-i mekân kipi ile ‘mesced, semâi kullanımı ile mescid’ kısaca içinde ‘secde edilen yer’ demektir. Çoğulu ‘mesacid’’tir. ‘Se-ce-de’ fiil kökünden sucud masdarı alnı yere koymak, tevazu içinde olmak, eğilmek anlamlarına gelir. (Bkz. İbn Manzûr Ebu’l-Fadl Cemaluddin Muhammed el-Mısrî, Lisânu’l-Arab, III/204) Namaz kelimesi yerine onun bir rüknü olan secdenin kullanılması önemine binaendir.

Mescit kelimesiyle kısmen eş anlamlı diyebileceğimiz ‘cami’ kelimesi Arapça ‘ce-me-a’ fiil kökünden ism-i fail kipinde cem eden, toplayan anlamında, Müslümanların özellikle namaz kılmakla sembolleşen ibadet ettikleri yer, mabet demektir. ‘el-Mescidu’l-cami’ kelimesinden kısaltılmış olarak kullanıldığı söylenir. Kur’an-ı Kerim’de Cuma suresi 9. ayette aynı iştikaktan ‘yevmu’l-cum’ati’ kalıbı dışında ‘cami’ kelimesi Kur’an’da geçmemektedir. O anlamda ‘beyt’ veya ‘beytullah’ gibi ifadeler görmekteyiz. Bunlardan ‘Beyt’ kelimesi Arapça ‘gecelemek, akşamı geçirmek’ anlamlarına gelen ‘bâ-te/ye-bî-tu’ fiil kökünden ‘ev’ anlamında kullanılmıştır. ‘Beytullah’ kalıbı ise evin Allah Teala’ya isnadı ile ‘Allah’ın evi’ anlamına gelir. Kur’an-ı Kerim’de ‘el-beyt’, ‘beytullah’ ve ‘beytu’l-haram’ lafızlarıyla Kâbe-i Muazzama kastedilmiştir. Buraya beytullah denilmesinin hikmetleri içerisinde belki de en önemlisi Zat-ı Celaline nispetle orayı şereflendirmesi, şerefini artırması olsa gerektir.

Bu kavramlar içerisinde ‘mescit’ kelimesi ifade ettiği mesaj yönünden diğerlerinden daha bir önem arz etmekte, herhangi bir kelimeden çok karşımıza bir kavram olarak çıkmaktadır. O halde mescit kelimesi insanları cem eden, bir araya getiren, secde/ibadet ettikleri, içinde kalındığı ve bu son özelliği ile Allah’a misafir olunan yer anlamlarının ortak ifadesi diyebiliriz.

Yukarıda zikri geçen ‘mescit, cami, beyt, beytullah’ gibi kavramlarla eş anlamlı diyebileceğimiz ayrıca ‘mabet’ kelimesi vardır. Bu kelime de Arapça a-be-de fiil kökünden ism-i mekân kipinde, ‘içinde ibadet edilen yer’ anlamında bir kelimedir. Bu anlamı ile mabet kelimesi İslam âleminin şiarı olan mescitlerin dışında bütün dinlerin ibadet için tahsis ettikleri yerlere de itlak olunabilir.

İslam geleneğinde, özellikle de yöresel farklılıklarıyla birlikte Arap dünyasında insanları toplama, bir araya getirme fonksiyonu itibariyle cuma ve bayram namazlarının kılındığı daha geniş ve daha büyük yapılara ‘cami’ denilegelmesi şöhret kazanmıştır. Dolayısıyla bu bölgelerde özellikle cuma ve bayram namazları sadece adına cami denilen bu yapılarda ifa edilmektedir. Mescit kelimesi ise yaygın anlayışa göre içinde sadece namaz kılınan yer anlamında kullanılmaktadır. Bu itibarla özellikle memleketimiz dışında İslam coğrafyasında mescit kelimesi daha yaygın olarak kullanılmaktadır. İngilizce ‘mosque’ kelimesi de ‘mescid’ kelimesinden dönüşmüş hali olarak mücerret Müslümanların ibadet ettikleri yere genel ad olmuştur. Ülkemizde cuma namazları ayırımı yapılmaksızın içinde ‘namaz kılınan yapılar’ için yaygın olarak cami kelimesi kullanılmaktadır. Hacim itibarıyla daha küçük yapılara da mescit denildiği gözlemlenmektedir.

İslamda Mescidin Yeri ve Önemi
Mescitler insanın yaratılmasındaki kilit hedef ibadetin yapıldığı yerler olup bu yönüyle de İslam’ın şiarıdır. Dolayısıyla İslam dini bu kutsal mekânlara çok önem vermiş, buraların imar edilmesini emir ve tavsiye etmiştir. Cenab-ı Hakk Tevbe, 18. ayette ‘Allah’ın mescitlerini, ancak Allah’a ve ahiret gününe iman eden, namazlarını dosdoğru kılan, zekâtlarını veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte, doğru yola erenlerden olmaları umulanlar bunlardır.’ buyurmaktadır. Ayette geçen ‘imar etme’ anlamı hem ümranı maddi kapsamında inşa, tamir, tefriş ve hizmetleri, hem de ümranı manevi olarak buralarda başta beş vakit namazlar olmak üzere var mevcudiyetlerine sebep teşkil eden her türlü ibadet ü taatin ifa edilmesi Müslümanlarca dolup taşması anlamlarına tevil edilir. Efendimiz (s.a.s.) bir hadislerinde ‘Yeryüzünde Allah’a en sevimli yerlerin mescitler olduğunu’ bildirmiştir. (Müslim, Salât, 53)

İslam tarihinde bugünkü anladığımız manada sadece ibadete hasredilmek üzere bina edilen ilk mescit, daha önce Mekke’den hicret eden ilk muhacirlerin Medine-i Münevvere’nin dış mahallelerinde yer alan Kuba mıntıkasındaki Amr b. Avfoğullarının hurma bahçesinin bulunduğu yeri düzenleyerek namaz kılmaya başladıkları yerdir. Efendimiz (s.a.s.) hicret esnasında henüz Medine’ye varmadan bu bölgeye gelmiş, birkaç gün kalmış ve burayı biraz daha genişleterek Kuba mescidini inşa etmiştir. Kaynaklarda Mescid’in inşasında en büyük gayretin Ammar b. Yâsir (r.a.) tarafından gösterilmiş olduğu zikredilir. Dolayısıyla kendisi hakkında ‘İslam’da ilk mescit bina eden kimse’ denilir. Allah Teala Tevbe suresi 108. ayette bu mescidi: ‘İlk günden takva üzerine kurulan mescit içinde namaz kılman elbette daha doğrudur. Onda temizlenmeyi seven adamlar vardır. Allah da çok temizlenenleri sever.’ diyerek vasıflandırmıştır. Efendimiz (s.a.s.) cumartesi, bazı rivayetlerde de pazartesi günleri mutat şekilde bu mescidi ziyaret ettiği, burada namaz kıldığı söylenir. Bir rivayette de ‘Kim güzel bir şekilde abdest alır, sonra Kuba Mescidi’ne gelir ve orada namaz kılarsa onun için umre sevabı vardır.’ (İbn Mâce, İkâme, 198; Tirmîzi, Sâlat, 242) buyurmuştur. Medine’ye vardıktan sonra Mescid-i Nebevi inşa edilmiştir. Bir peygamber düşünün; ashabı ile birlikte memleketinden, yurdundan, yuvasından çıkartılmış, uzun, yorucu ve meşakkatli bir yolculuktan sonra henüz kendilerini neyi beklediğini bilmedikleri yeni bir diyara geliyorlar ve ilk yaptıkları şey mescit inşa etmek oluyor. Bu durum İslam’da mescidin ne kadar önem arz ettiğini ifade etme adına çok önemli olsa gerektir.

Mescitlerin Fonksiyonu
İslam tarihine ve özellikle Efendimiz (s.a.s.) ve ashabı (r.anhum)’nın örnek hayatlarına baktığımızda mescidin o dönemde fonksiyonel ruhu hakkında daha isabetli karar verebiliriz. Mescidin misyon ve fonksiyonlarını tespit ve anlamak için asrısaadete bakmak gerekir. Bu mevzuda öncelikle mescit kavramını doğru anlamak onun fonksiyonunu doğru tespit etmemize yardımcı olacaktır. Yukarıda da belirttiğimiz üzere kulluğun temsil edildiği, ibadetin anlam kazandığı en ulvi makam olan secde kelimesinden türeyen ‘Mescit’ öncelikle bu kelimenin taşımış olduğu anlamı ifa etmektedir. Dolayısıyla bir mekâna cami veya mescit tesmiye edilmesi için şuur altımızda ifadesini bulan içinde minberi, mihrabı, kubbe ve minaresi olan mimari bir eser akla gelmemelidir.

Mescidin ilk fonksiyonu içinde ibadet edilmesi olmalıdır. Allah Teala Bakara 114. ayetinde “Allah’ın mescitlerinde O’nun adının anılmasına engel olan ve onun tahribi için uğraşandan daha zalim kim vardır?” buyururken bu fonksiyonu ‘içinde Allah’ın adının zikredilmesi’ olarak ifade etmektedir. Diğer açıdan bu espri muvacehesinde O’nun adının anılmasına engel olmak, bu tür mahallerin karşısında bulunmak, kendi gayesine muhalif hale getirmek, işlevini daraltmak veya muattal hale getirmek, Allah’ın adının anılmasını yasaklamak anlamına gelecektir. Buradan hareketle mescitlerde Allah’ın adının anılmasını men sadece maddi yasaklama anlamına gelmemelidir.

Mescitler o kutlu dönemde mabet olma dışında sosyal hayatın gereği olması gereken her faaliyetin yapıla geldiği merkezler hüviyetindedir. Bazen, Efendimiz (s.a.s.)’in devlet başkanı sıfatıyla Müslümanları idare ettiği idari merkez; yerine göre okuma yazma ile başlayan farklı seviyelere göre değişebilen eğitim müesseseleri, medrese, üniversite; günümüz belediye hizmetlerini ifa eden resmi daireler, ihtiyaca göre daha farklı şekil ve hüviyetlere bürünen noterlik, nikah dairesi, dâru’l-eytâm, dâru’l-aceze, hastane, kısaca yukarıda özetlemeye çalıştığımız ibadet mefhumu çerçevesi içerisinde içtimai hayatta birlikte olmanın gereği her türlü ihtiyacın masaya yatırıldığı, tedavi edildiği merkezlerdir.

‘Allahın evi’ nispetiyle şereflendirilmiş olan mescitler bu mensubiyeti ile tazim, takdis ve hürmete en layık olan mekânlar olmalıdır. Bu hürmet öncelikle yapılış gayelerine uygun olarak yukarıda da temas edildiği üzere oraların her türlü ibadet ü taatin ifa edilmesi Müslümanlarca dolup taşması anlamlarına gelen manevi olarak imarı ile gerçekleşir. Efendimiz (s.a.s.) mescitlere gelip gitmeyi Allah yolunda cihatla eş tutmuştur: ‘Ebu Ümame (r.a.)’den gelen bir rivayette Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: ‘Temiz (abdestli) olarak kim farz namaz kılmaya yönelirse/devam ederse ona ihramlı olarak hac yapana verilen ecir gibi sevap vardır. Kim duha namazını kılmaya yönelirse/devam ederse ona umre yapana verilen ecir gibi sevap vardır. Aralarında gereksiz fiil/söz olmaksızın bir namazdan diğer namaz (vaktine) kadar beklemenin karşılığı yüce makamlarda (illiyyunda) yazılmış (amel) olur. (Ravi) Ebu Ümame (r.a.) dedi ki: mescitlere geliş ve gidiş Allah yolunda cihat etmekten (onun parçasından) sayılır. (İbn Hanbel, V, 267) Bu babtan olmak üzere mescidlerde namaz beklemek ayrı bir ibadet kabul edilmektedir: ‘Sehl b. S’ad es-Sâidî’den (r.a): Rasulüllah (s.a.s.)’ın şöyle dediğini duydum: ‘Kim namaz (vaktini) beklemek için mescitte oturursa, o kişi namazda sayılır.’ (İbn Hanbel, V, 332)

Yeryüzünün Mescitleşmesi
Efendimiz (s.a.s.) “Yeryüzü benim için tertemiz kılınmıştır” buyurmuştur. Bu hadis ile sadece ibadet için tahsis edilen bir yer değil yeryüzünün fıkıhça temiz kabul edilen her noktasında ibadet edilebileceği anlaşılmaktadır. Zira İslamiyette ibadet (cemiyet hayatını kuvvetlendirmek, şahs-ı maneviyi oluşturmak, birlikten güç almak vb. birçok hikmeti olan mescitlerdeki ibadetlerin naslarla tespit edilen efdaliyet ve kudsiyeti ile birlikte) her yerde eda edilebilir. Bu hüküm ile Allah’ın her yerde hazır ve nazır olduğuna vurgu bulunmaktadır.

Bu kutlu sözden aynı zamanda yeryüzünün ibadet yeri haline getirilmesi hedefi de okunmalıdır.
Mevzumuzu merhum Ali Ulvi Kurucu Efendi’yi ziyaretimiz sırasında ecdadımızın Mescid-i Nebevî’ye karşı gösterdikleri sevgi ve saygıyı ifade adına naklettiği bir anekdotla bitirelim: ‘Efendim’ dedi, böyle başlardı sözlerine; ‘Bir kitapta rast geldim de; ecdadımız Osmanlı Mecsid-i Nebevi’de çalışanların mescide ve Efendimize saygısızlık olur diye dünya kelamı etmemeleri için tamimde bulunmuş; araç ve gereçlere sembolik zikir tahsis etmiş, mesela süpürge için (bir defa Subhanallah), temizlik bezi için (Elhamdülillah) ne bileyim faraş için (iki kez Subhanallah) gibi. Çalışan farzımuhal süpürgeye mi ihtiyacı var ‘süpürgeyi uzat’ demiyor, (bir kez Subhanallah) diyor. Karşısındaki de onu anlıyor, bu şekilde Efendimizin ruhaniyetini de incitmemiş oluyorlardı.’
Sonuç

Mabet, içinde ibadet edilmek üzere tahsis edilmiş kutsal mekânlara verilen genel bir addır. Yukarıda da görüldüğü üzere fonksiyonları itibarıyla bazen cami, bazen mescit, bazen el-mescidü’l-cami gibi ad ve unvanlar ile tesmiye edile gelmişlerdir. Bu tesmiyelerin kullanımı farklı coğrafyalarda halk nezdindeki şöhretine göre değişiklik arz etseler de anlam itibarıyla insanları cem eden, bir araya getiren, içinde ibadet edilen Allah’ın evleri olması özelliği ile de Allah’a misafir olunan yerlerdir. Memleketimizde daha çok cami kelimesi kullanılırken, İslam coğrafyasında mescit kelimesi daha yaygın olarak kullanılmaktadır.

Mescit bir İslam şiarıdır. Birlik ve beraberliğin sembolüdür. Zaman zaman mutlu ve sevinçli günlerin bazen acı ve üzüntülü günlerin paylaşıldığı yerler, bazen de kültürel etkinliklerin ifa edildiği merkezlerdir. Millî ve dinî kimliğimizin gelişiminde çok önem arz eder. Zenginiyle fakiriyle, cemiyetin farklı ve renkli statülerinden köylü veya şehirlisiyle, büyüğüyle, küçüğüyle aynı safta omuz omuza her kesimi bünyesinde cem edebilen yegâne mekânlardır. Mabet olmanın yanı sıra birer eğitim, öğretim okulları, diğer bir tabirle halk üniversitesi vazifesi yapmaktadır. Bu yönüyle de geleceğimizin teminatı konumundadır.