Makale

Çanakkale Şiiri Nasıl Yazıldı?

Mustafa Özgelik
Çanakkale Şiiri Nasıl Yazıldı?

Cephe Şairi Akif
Tarih boyunca pek çok savaşlarla yaşamak zorunda kalan milletimizin tarihinde Çanakkale savaşı çok özel bir yer tutar. Zira Osmanlı-Rus harbiyle Rumeli’de başlayan çözülme bu savaşla durdurulmuş, Balkan savaşıyla yaşanan utanç ve acı bu savaşla son bulmuştur. Askerlerimiz, en imkânsız şartlarıda tarihin görebildiği en büyük savunma harekâtını gerçekletilmiş ve tarihe altın harflerle "Çanakkale geçilmez" sözünü yazdırmışlardır.
Çanakkale savunması, bir destandır. Bu destanı şehitlerimiz kanlarıyla yazdılar. Bütün dünya bu destan karşısında ihtiramda bulunmak durumunda kaldı. Bu savunmanın bir de kalemle yazılmış destanı olmalıydı ki, hem bu mücadele kâğıda, yazıya geçerek ebedileşsin hem de ge-lecek nesiller bu savaşın mahiyetini iyi anlayabilsinler. Zira, geçmiş doğru okunmaz ise, gelecek sağlıklı kurulamaz. İşte bu muhteşem mücadelenin destanını yazmak böylesine önemli bir hizmeti görmek Mehmet Âkife nasip oldu.
Mehmet Âkif, ömrü savaşlarla geçmiş bir nesildendi. O, kimi şairler gibi milletinin son yüzyılda yaşadığı trajik hadiselere kayıtsız kalmadı. Safahatında yaşanılan savaşlara ve onların doğurduğu acılara yer verdi. Söz yerindeyse kalemini bir kılıç gibi kullandı. Bir taraftan olup bitenlerin hikâyesini yazarken bir taraftan da bu zor zamanlardan kurtulabilmek için milletine inanç, umut ve güven aşıladı. Dolayısıyla Çanakkale’yi de ancak o yazabilir, o destanlaştırabilirdi. Nitekim öyle oldu,
Şiirin Hikâyesi
Çanakkale meselesi Akifin şiirine buradaki Müslüman esirlerin durumunu incelemek maksadıyla geldiği Berlin’de girer. Tarih 1914 yılının son, 1915 yılının ilk aylan yani Çanakkale savaşının meydana geldiği bir zaman dilimidir. İtilâf devletlerinin kuvvetleri Çanakkale’yi hem karadan hem denizden büyük bir ondu ve gelişmiş silâhlarla çökertmek için hareket halindedirler. Dahası itilâf devletlerinin Çanakkale önünde yap- tıklan yığınak şiddetini giderek artırdıkları müstahkem mevki bombardımanları Osmanlı devletini daha savaşın başında çok zor durumda bırakmıştır. Bu yüzden Akifin aklı fikri Çanakkale’dir. Endişeli bir ruh haliyle olup bitenleri takip etmektedir.
Âkif i endişelendiren asıl mesele düşmanların Çanakkale’yi geçip İstanbul’a girmeleridir. Çünkü İstanbul bizim son "istinatgâhımız’dır. Çanakkale bu yüzden çok önemlidir. “Berlin Hatıralarını kendisine ithaf ettiği Binbaşı Ömer Lütfi Bey, onun bu endişeli tutumunu şöyle anlatıyor
"Berlin’de merhumun en büyük endişesi Çanakkale idi. Gece gündüz Çanakkale cephesini düşünürdü. Her sabah tekrar ederdi:
- Ömer Bey, bu Çanakkale ne olacak?
- Allah bilir ama vaziyet tehlikelidir. Askerlik noktasından düşününce ümit yok Ancak fen kaidelerinin haricinde, fevkalbeşer bir şey olmalı ki dayanabilsin.
Ben böyle dedikçe:
- Eyvah son istinatgahımız da yıkılırsa ne olur? Diyerek çocuk gibi gözlerinden yaşlar dökülmeye başlardı. Çanakkale için ağlamadığı gün yoktu. Ben kavaid-i harbiye- den bahsettikçe canı sıkılırdı. Onun böyle askerî muhakemelere tahammülü yoktu. O, daima kat’i bir kelime isterdi:
- Bütün dünya toplanıp hücum etse yine Çanakkale sükut etmez!
Onun büyük imanı başka bir ihtimale müsait değildi. Onun için tehlikeden bahsettikçe havsalası tutuşur. O zaman ben de kavaid-i harbiyeyi bir tarafa bırakır, kendisini teselli ederdim. Ne dersiniz bu sözlerim karşısında çocuk gibi sevinmez miydi? Benim onda gördüğüm yurt sevgisi o kadar yüksekti ki, onu tasvir etmek mümkün değildir."
Mehmet Âkif, bütün ruhuyla savaşı yaşamakta, olup biteni âdeta gönül gözüyle görebilmektedir
"Şu anda cebheni görmekteyim: Ateş yağıyor
Bulutların biri binlerce yıldırım sağıyor!
Nigâhı bin bu kadar mil mesâfeden kavuran, Alevleriyle beraber, o se/le karşı duran, Karaltılar nedir, asker mi, taş mı, gölge midir?
Mehmet Âkifin el-Muazzam istasyonunda Eşref Bey’den aldığı haber dünyalara değerdi. Daha önce endişeden uyuyamayan Âkif bu gece sevincinden uyu- yamadı. Cemal Kutay, bu durumu şöyle anlatır.
"Hudâ rızâsı içi, seçmiyor gözüm, bildir.”
Sonra, kutlu bir gaye için savaşan askerlere seslenir, Âkifin gözünde onlar "mücahidin-i kiram”dır. Tevhit için savaşmaktadırlar. Ümitlerini kesmemelerini söyler. Zira “üç yüz elli milyon can" umutlannı onlara bağlamıştır. Onların başansızlığı bütün dünya Müslümanlarının tespih taneleri gibi dağılmalanna neden olacaktır. Bu yüzden onlara cihattan geri durmamaları için yalvarır
"Hudâ nzâsı için ey mücâhidîn-i kirâm!
Sebâtı kesmeyiniz, çünkü, sâde sizde ümîd;
Dönerseniz ebediyyen söner gider Tevhîd."
Necid’de Zafer Müjdesi
Mehmet Âkifin Berlin seyahati esnasında Çanakkale ile ilgili duyduğu endişeler, başka bir seyahat sırasında ortadan kalkacak ve aldığı mutlu haberle çok sevinecektir. Âkif, Berlin seyahatinin ardında, bu defa yaklaşık iki ay sonra Arabistan seyahatine çıkar. Berlin’de olduğu gibi burada da aklı fikri yine Çanakkale’dedir. Çünkü savaş bütün hızıyla devam etmektedir. "Çanakkale’nin düşmesi, bütün İslam âleminin mukavemetinin sonu olacaktır. Çünkü düşmanlar asıl hedefe, hilafet merkezi olan İstanbul’a ulaşacak ve mukavemet tamamıyla çökertilecektir." Âkif i endişelendiren durum daha önce de belirtildiği gibi budur. Fakat bu endişeden çok kısa bir zaman sonra kurtulacaktır. Zira bu yolculuk esnasında savaşın kazanıl-dığı müjdesini alır
“Üstad... Aziz üstad!... Size hayatımın en büyük müjdesini vereceğim. Bana bu saadeti bahşeden Cenab-ı Hakka nasıl şükredeceğimi bilemiyorum: Çanakkale’de muhteşem bir zafer kazandık. Sizin duanız makbul oldu. Düşman o muazzam donanmasını da beraberine alarak mağlup ve mankur Boğaz’ı terk etti. İstanbul kurtuldu, vatanın şeref ve haysiyeti halâs oldu.”
Âkif için beklediği güzel haber bu idi. "Eşref bey söze başladığı zamandan şu hüküm anına kadar heykelleşmiş duran Mehmet Âkif i birden coşturdu. Dostunun boynuna atıldı. O sakin, o gayrının heyecan ve feveranından kaynaklanacak hadiseler karşısında sükun ve vakarını boz-mayan, o tevekkül ve kadere rızanın nesli içinde örneği, o bu büyük duygu ile edebiyatımıza Safahat adı altında ölmez eserini ihdâ etmiş olan koca adam, şimdi başı Eşref Bey’in kendisi için vefa ve kadirşinaslık duygusu dolu omzunda, masum bir çocuk gibi hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Bu gözyaşları Çanakkale’de Mehmetçiğin oluk gibi döktüğü kan kadar cömert ve temizdi."
“el-Muazzam istasyonundaki o çöl gecesi, heyecan ve edebî kudretini, vatanının ve milletinin saadeti, istikbali, fazileti uğruna vakfetmiş büyük bir şairin Rabbanî ve İlahî olduğuna şüphe olmayan heyecan ve vecdi andıran istiğrakına şahit oldu, Âkif, âdeta cezbe halinde idi... Çok az konuşan bu büyük şair, şimdi bir çağlayan halinde idi. Benimle değil âdeta kendi kendisiyle konuşuyordu. Milletinin büyüklüğüne, kahramanlığına, yiğitliğine inanmıştı. İnanıyordu... Medeniyet ve teknik, işte bütün vasıtalarıyla Çanakkale’ye yığılmıştı. Para, vasıta, malzeme, insan, her şey boldu. Ya biz? Biz bunların birisinden değil her şeyinden mahrumduk. Neyimiz vardı? Mehmetçiğin imanı... Asım’ın nesli dediği babasının talebesi Köse İmamın oğlu Asım, 1914-1918 Birinci Dünya harbinin destanını yaratmış olan o eşsiz, o fedakâr, o kahraman neslin bir örneği idi. Çanakkale’de, Sarıkamış’ta, Galiçya’da, Filistin’de daha sonra İnönü’de, Sakarya’da Dumlupınar’da kahramanlık destanını yaratmış olan bu bulunmaz nesil, Asım’ın nesli idi... Âkif o gece, bu neslin maddi ve manevi terkibini, gelecek nesillere anlatmadan canını almaması için Allah’a yalvardı. Hem de nasıl yalvarış... Kalın, davudi, erkek bir sesi vardı. Kelimelerin ve harflerin hakkını vererek konuşurdu. Âdeta, kendi nefsine karşı and içiyor ve bu ahdi gönülden inandığı Tanrı’nın yüce varlığına iletiyordu:
- Ya Rabbi!. Bana bu destanı bir aciz kulunun ifadesinin azamisi içinde yad edebilmenin saadet ve imkânını bahşet. Bu ulvî vazifeyi bana nasip et, sonra emanetini al...”
Çanakkale şiiri, işte böyle bir gecenin sabahında, böyle bir duygu hâliyle yazıldı. Safha safha bütün bir savaşın hikâyesi anlatıldı.
Böylece güçlü bir şairin mısralarıyla ebedîleştirilmiş oldu. Bu, öylesine yürekten yazılmış bir şiirdir ki "Altıncı kitap Asım’ın ve belki bütün Safahat külliyatının en heyecanlı, en coşkulu şiiri sayılmalıdır."