Makale

BİR NOKTA BİR ÇİZGİ

Abdulbaki İşcan

BİR NOKTA BİR ÇİZGİ

Sana koşuyorum ey hakikat!
Karanlık köşelerden, günah yüklü senelerden, bir damla rahmetin erittiği buzların çözülüşü gibi sana akıyorum. Kapısında huzur bulduğum, kurtuluşum, çıkış yolum, sana koşuyorum.
Ey tek gerçek, sana koşuyorum günahlarımla, sevaplarımla.
Sana koşuyorum, gök mavisi gözlerim, esen rüzgâr saçlarım, ağaç dalları kaslarım, bulutlar başımda duman. Şahince bakışlarımla, engelleri aşarak, sana uçuyorum.
Bazen bir yol oluyorsun, ruhun ışığı olan umuda beni çekiyorsun. Bazen anne şefkati ile ellerimden tutup beni kucaklıyorsun.
Zindanlardan çıkarıp, beni aydınlığa ulaştırıyorsun.
Ben hak yolunun yokuşuyum.
Dağ ve tepeler çakıl taşı sanki, okyanuslar bir avuç su.
Her şey kırbaçlar beni; dünya, ay, gök ve yıldızlar, mekân ve hayal zorlar hasretimi.
Ben bu yola ulaşmak için neler çektim. Ne çileler yumakladım. Sabır taşları çatladı sanki. Gözyaşlarını kurudu da, gözyaşı çanağı damlaya hasret kaldı. Bedenimin ızdırabına ağrı, ruhumun ağrısına ızdırap dediler. Beni bu kutlu yolda hor gördüler.
Korkuyu görmüş ve tanımıştım karanlıklarda.
Beynimin bir köşesi gördüğü ile donup kalmıştı.
Ve o korkuyu yıllar yılı beynimin o donuk yerinde saklayıp durdum.
Bazen bahar oluyorsun, karakışların, ayaz soğukların ardından. Buzların yerine çiçekler sarkıtıyorsun, ağaç yapraklarından. Donuk düşünceleri, korkuları ve günahları eritiyorsun damla damla.
Sana koşarken güneşin sıcak busesi yanaklarıma vurur. Rüzgâr ılık nefesini alnıma kondurur. Yağmur damlaları vücudumda savrulur.
Ben yağmur yağmamış gönüllerin, bahar rüzgârına uğramamış sinelerin, güneşin şefkatli sıcaklığını hissetmeyen bedenlerin, bu yola ne kadar özlem duyduklarını, ufka ne kadar hasret kaldıklarını iyi bilirim.
His ve duyguları bir çağlayan gibi olmayan, gözyaşları ile kirpikleri ıslanmayan, yanakları sulanmayan, mutluluğu, kurtuluşu, gerçeği başka yollarda arayan; susuzluktan çatlamış kayalara benzer gönülleri, kalplerdeki kuraklığı iyi tanırım.
Bazen bir gül oluyor, gün yüzü görmemiş bahçelerde açıyor, içime doğuyorsun. Bülbüle şarkılar söyletiyor, gönüllere ferahlık veren kokular saçıyorsun.
Ben hak yolunun yokuşuyum.
Yağmur altında vücudum sadece ıslanmaz benim. Karın yağışı üşütmez bedenimi, sıcaklar kavurmaz tenimi.
Ben ufka aşinayım, gözümü ufkun gözlerine perçinlemiş koşuyorum.
Düşünceler harman olur, savrulur bu yolda koşarken, dilim ağzımda kaybolur, kelimeler aklıma gelmez. Mutluluk sarhoşluğu sarar tüm bedenimi. Bitmesin isterim bu yol, kaybolmasın ruhumu kuşatan bu manevî iklimler. Çakıltaşı olan dağlar bitmesin, avucumun içindeki yıldızlar gitmesin.
Ben hak yolunun yolcusuyum; karanlığın ışığa, ışığın aydınlığa çıktığı anı severim. Ben güneşi severim, kucaklayan sıcaklığını. Ufka varan yola hasrettim bu ana kadar. Şimdi bu yola can koymuşum, vurulmuşum.
Ve ufuk beni çağırır aydınlık yollardan. Hakikat ufukta,
Ufuk içimde Özüme dönüyorum.
Ben bir noktayım Çizgiye koşuyorum.