Makale

DEĞİŞMEK VE GELİŞMEK

DEĞİŞMEK
VE GELİŞMEK

Azize Aydın
Arık. Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

Her gün yeni bir hayattır. Uyandığımız her sabah hayat dediğimiz tarlaya yeni bir tohum atıyor, yeni bir fidan dikiyoruz. Kim bilir şimdiye kadar kaç güne uyandık. Kimi gün yağmur, kimi gün karyağdı, kimi gün de güneş vurdu fidanlarımıza. Bazen ısındı, bazen susuzluklarını giderdi ve bazen de soldu, kurudular. Ve biz onları sadece dört duvarın arasından izledik. Serpildiklerinde sevindik, cılız bedenlerini toprağın bağrına yatırdıklarında üzüldük. Dışarı çıkıp fidanlarımız için bir şeyler yapmayı düşünmedik. Kuruyanlar ziyan oldu, büyümeyi başaranlar ise diğerlerinin arasında sıradanlaşıp kaybolup gittiler. Biz,her şeyimizi sığdırdığımız kalın duvarların arasında kayıtsızdık.
Sahip olduğumuz şeyler, tutsağı olduğumuz yerler kadardır; o kadar bilir, o kadar görür ve yaşarız. Yani geçilmez duvarlarımızın izin verdiği kadarını yaşadık ve bildik. Her geçen gün birbirinin aynı fidanlar diktik. Farklı türlerin, çeşitlerin de varolduğunu bilemedik. Veyahut fidanlarımızı başka ne tür yöntemlerle dikebileceğimi- zi, daha iyi gelişmeleri için neler deneyebileceğimizi... Kuruyanların yerini nasıl dolduracağımızı, nasıl telafi edeceğimizi, başka solanların olmaması için ne yapabileceğimizi öğrenemedik. Ayakta kalmak için gerek duyduğu gübre, su, sıcaklık vb. şeyleri nasıl temin edeceğimizi düşünemedik. Gözlerimiz gökyüzünde kaldı. Kar, yağmur, dolu ya da güneş... Günler böyle geçti gitti. Geriye dönüp de bir baktığımızda hepsi birbirinin aynı günler, aylar, yıllar büyütmüş olduğumuzu görüyoruz. Her gün yeni bir hayattır. Ve her sabah ’en sonunda elde etmek istediğimiz’ güzel, bakımlı, verimli, çeşit çeşit ürün alabildiğimiz, herkesin faydalanabildiği bahçemiz için yeni bir fidan dikmek için bir fırsattır. Sahip olduğumuz bu ’vizyon’ o kalın, geçilmez duvarları aşmanın tek sırrı. Bunu artık biliyor ve fidanlarımızın büyümesinin sorumluluğunu almak için dışarı çıkıyor olmamız gerek. Etrafımıza örülen/ ördüğümüz duvarları aşmak değişimin ta kendisidir. Böylesi bir değişimi bilinçli olarak yapmayı göze almaksa gayret ve cesaret ister. A noktasından B noktasına, isteyerek, plânlayarak kendini götürmesi, değişmesi için kişinin gayrete, isteğe ve elbette tasarlanmış adımlara ihtiyacı var. Değişmek, gelişmek yönünde bir kişisel gelişim sürecine giren insanın bilincinde olması gereken şey, kendi öyküsü, paradigmaları ile gerçeğin aynı şey olmadığını bilmektir. Bizim ağaçlarımızdan farklı ve çeşitli daha pek çok ağaç var ve her birimiz farklı pencerelerden, ayrı bölgelerden gökyüzünü kolluyoruz. Önemli olan, kişinin kendi psikolojik gözlüklerine, öznel öykülerine rağmen gerçeğe ulaşabilmesidir. Pek çok insan, kendi öyküsü içinde, kendi duvarları arasında boğulur kalır. Bu nedenle de gelişim gösteremez.
Davranışlarımızı değiştirebilmemiz için önce davranışlarımızın altında yatan paradigmalarımızı yani kendi varoluş biçimimizi değiştirmemiz gerekir. Bunun için de öncelikle paradigmalarımızın farkına varmamız gerekmez mi? Peki nedir paradigma? Dünyayı görüş, algılama, anlama ve yorumlama sistemi anlamında kullanılan paradigmalar, tutum ve davranışların kaynağıdır. Kendi paradigmalarının bilincine varan insan gelişir, varamayan kalıplanır. Bu anlamda bilinçleri gelişmemiş, kendini tanımayan, dolayısıyla iç iletişimleri zayıf bireylerin, kişisel gelişim ve değişimleri sorunludur. Gelişmiş bir insan, uzmanlarca, kendi psikolojik gözlüğünün, paradigmasının, zihinsel modelinin farkında olan bir birey olarak değerlendirilmektedir.
Unutmamalı ki, zaman içinde varolan her şey değişir. Varolmak demek, değişmek demektir. Bireysel vizyonların gelişimi, insanların kendi yaşam paradigmalarının bilincine varmalarıyla başlar. Peki bu nasıl gerçekleşecek? Fidanlarımızın daha sağlıklı olmalarını sağlamak ve farklı türlerini bulup yetiştirmek için devam edeceğiz...