Makale

Aile içi beklentiler

Aile içi beklentiler

Mahbup Akyüz
Psik. Danışman ve Rehb. Öğretmeni

Her anne-baba çocuğuna sunduğu imkânlar dâhilinde onlardan sorumluluklarını yerine getirmesini bekler, bu doğru. Çocuklara her şey sonuna dek sunulmuşken, ebeveynler neredeyse yemeklerini bile bizzat kendi elleriyle yedirirken yavrularına, “Aman, yeter ki ders çalışsın.” düşüncesiyle hareket edip tek bir beklentiyi güçlü tutmak ne derece uygundur, işte bunun üzerinde düşünmek gerekiyor sanırım. Velilerimi gözlemlediğimde vardığım sonuç şu ki, biz elimizden geleni o kadar fazlasıyla yapıyoruz ki çoğu zaman, beklentimiz de çocuğumuzun elinden geleni değil, daha fazlasını yapması gerektiği yönünde oluyor. Böyle bir beklentiyi öğrenci karşılayamadığında ise çatışmalar başta olmak üzere, anne-babanın yaşadığı hayal kırıklığı yanında çocuğun yaşadığı “ben yetersizim” duygusu, kaygı gibi olumsuz sonuçlar ortaya çıkabiliyor.
İnsanın önüne çok rahat sunulan şeyler basitleşmeye, sıradanlaşmaya başlıyor. Hâlbuki çocuğa verilen imkânların bir emek sonucu olduğu ve bir değeri olduğu anlayışını vermek çok da zor olmasa gerek. Son model telefonlar, İphone’lar, PSP oyunlarının verdiği heyecanı başka bir şeyde göremeyen öğrencinin, derse başlamakta güçlük yaşaması normal geliyor bana. Ve sunulan imkânlar dâhilinde hiçbir zorlukla karşılaşmayıp tek zorluğu derslerde yaşayınca, fazla çabalamak için bir neden de bulamıyor çocuk. Bu anlamda bazı sorumlulukları kademeli bir şekilde vermeli, çocuğumuzun kendisine verilen imkânların farkında olmasını sağlayabilmeliyiz. Tabii bunu “bizim zamanımızda böyle imkânlar yoktu, ne zorluklarla okuduk, büyüdük” şeklinde nutuk çekerek yapmamalıyız.
Her anne baba çocuğunun başarılı olmasını arzu eder. Elbette bunun için çocuğun önüne bazı hedefler koyulmalıdır ancak bu hedeflerin çocuğun kapasitesi ve yetenekleriyle uyumlu olması çok önemlidir. Ayrıca derslerini de renkli ve eğlenceli hâle getirerek bir şeyleri düzeltebiliriz.
Müthiş bir hızla akıp giden hayatımızda birçok şey anlamlandırılmayı bekliyorken, ruhumuz bu hıza yetişemeyip geri kalabiliyor. Bu anlamda duraklamaya, sükûnete, manevi boyutta kendimizi tatmine ihtiyacımız var. Bizim bu noktalardaki dengeli tutum ve davranışlarımız çocuklarımızı da etkileyecektir. Hayatında maddi alanla manevi alanın dengesini kurabilmiş bir ebeveyn, çocuklarına da bu noktada olumlu örnek olacaktır.
İşin bir de evdeki boyutuna değinelim isterseniz. Çalışma hayatının yorucu ve stresli kısmını atlatıp dinlenmeye geldiğimiz evimizde çocuklarımızla geçirdiğimiz vakitler ne kadar anlamlı? Çocuğumuz bizimle mi yoksa odasındaki bilgisayarla ya da mp4 çalarla mı vakit geçirmeyi tercih ediyor? Evet, çocuklarımızdan beklentilerimiz, özellikle dersleri konusunda yüksek beklentilerimiz var. Ve bunu hak ettiğimizi düşünüyoruz; çünkü deyim yerindeyse saçımızı süpürge ediyoruz(!). Böyle yaparak aslında gerçek sorumluluklarımızı yerine getirmiş oluyor muyuz, bunu bilmiyoruz. Beraber aile toplantıları, ev sohbetleri, akraba ziyaretleri gerçekleştirebiliyor muyuz?
Çocuğumuzun özgüveni yüksek, sosyal, dışadönük ve kendini ifade edebilen bir birey olması için, bazı sorumlulukları ona zamanında versek daha iyi olmaz mı? Ev işlerinde yardımcı olsa mesela veyahut dışarıdaki bir kısım alışveriş işlerini o yüklense. Odasını kesinlikle o toplasa, dağınık da kalsa o onun sorumluluğu altında olsa. Ödevleri onun yerine yapmasak, yapmış olmak için yapmasına izin vermesek, çok fazla müdahil olup bıktırmasak…
Anne-baba olmak kolay bir mesele değil, hem de hiç değil. Öncelikle sabır işi; fakat burada belirtilen sabır çocuklarımız ne yaparsa yapsın onlara tahammül etmek değil. Sabırlı olma (yani sürekli ve gereksiz yere müdahale etmeme), çocuklarımızın hata yapmalarına izin verme (çünkü insanlar hata yaparak öğrenir) ve onların birer birey olduklarını kabul etme konusunda.
Ebeveynler olarak çocuklarımızı iyi tanımak zorundayız ve onların kendilerini tanımasına da fırsat vermeliyiz. Bu süreçte biz de hatalar yapabiliriz. Özür dilemenin ne kadar güzel bir erdem olduğunu, yaparak-yaşayarak öğretebiliriz. Bilmediğimiz insanları model almasına kızmak yerine, onlara model olmanın yollarını arayabiliriz. Bunları başarabildiğimiz ölçüde onlara karşı gerçek sorumluluklarımızı yerine getirmiş oluruz. Çocuklarımızla yüz-göz olmadan, sevgi-saygı çerçevesi içinde, önce bir insan yetiştirdiğimiz bilincini onu da katarak yapabilmeliyiz.
Bunları yapmakla iş bitiyor mu, hayır. İletişim noktasında ciddi bir ilerleme kaydettikten sonra, öğrencinin okul hayatına birebir müdahale ederek değil, iyi bir gözlemci olarak katılmalı, bu anlamda faydalı bilgiler verebilmeliyiz. Yeri geldiğinde eksikliklerini tamamlamasına yardım ederek, yeri geldiğinde yüreklendirerek, kısa ve uzun süreli gerçekçi hedefler koyarak ve bunu kendi isteğiyle yapmasına izin vererek sürece katkıda bulunabiliriz. Bu anlamda hem kendini tanıyan, ne yaptığını bilen, sorumluluk sahibi, hem de hayata daha güvenle yaklaşmayı becerebilen bireyler yetiştirmiş oluruz inşallah. Bu yolda yapmamız gerekenleri en doğru şekilde yapıp takdiri Allah (c.c.)’a bıraktığımızda hayırlı sonuçlar alacağımıza yürekten inanıyorum vesselam.