Makale

ARŞA ASILI Kandillere Tutunmak

KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT

ARŞA ASILI Kandillere Tutunmak

Abdulbaki İŞCAN

O gün bir şehidin son nefesiyle can bulduk...
Titrek solukların cehennem kustuğu köşelerden karanlık bir el sinsice uzanmıştı da ayın ışığını gizlediği bir anda zalimce avlamıştı yoluna çıkanları. Zifire bulanmış bir perde çökmüştü semanın dört bir yanına. Ayaz geceler gibi içimizi donduran hain renkli ateşlere vermişlerdi umutlarımızı. Ve bayraklarını kuşanıp korkusuzca rüyalar ülkesine girmişti üzerine kan kokusu sinmiş çocuklar.
Bir zemheri esintisi var dışarıda, kapalı ve korkulu, o yüzden dışarı çıkmalı ve orada kalmalı.
Hızlı atmalısın adımlarını, koşmalısın olabildiğince, koşmalısın ki can bulabilesin. Beklememelisin, dikkat etmelisin. Şimdi durursan sonra yürüyecek yolumuz kalmayacak. Diri kalmalısın, ayakta durmalısın, gittiğin yolun sonudur seni umutlu kılan, yoksa yarınımız olmayacak, “Yıkılma sakın! Düşmek kolay, kalkmak zordur!” Bayrağını yere indirmemelisin. Sonra yıkasan da çıkmaz bu acının izleri.
Yedi kat semanın örtüsü dahi sessizce üşüdüğünde, bir kuyuda kendini ele verdi kızıl karanlık, döküldü teker teker aylak solukları cehennemin. Ayın şavkı kasvetli bulutların arasından sıyrılıp yoldaki kan gölüne düştü. Gece, çığlık çığlığa kendi içine sığındı. Dışarıda barut kokulu bir rüzgâr esti, geçmişin ta başından beri, merhamet adına ne varsa sildi süpürdü. İhanetin soğuk yüzü şehirlere indi.
Oysa merhamet masumdu, her kalbe sığmazdı.
Ne ki kaldırımlara parça parça serpildi ömrümüz, ağlaşmanın zamanı değildi.
Sustular, bir an ölüm sessizliği çöktü, kıyamet koptu sandık. Sonra birden, hepimiz birden, sanki yaşlandık aniden. Mıh gibi çakılıp kaldı her bir şehit yüreğimize.
Oysaki en güzel kahramanlık şiirlerini ninem söylerdi.
Acı en çok yüreğinin içindeyse senin acındır. Susarsın nihayetinde, konuşmazsın ve kimse anlamaz ki suskunluğun acındandır.
Terütaze dualarla dillerimiz yakarmadayken, içinde haykırıp duran bir derdi vardı herkesin ve birbirinin yüzüne bakan olmadı. Zamanın parçalanmış her anı en ince yerinden bir bir kopmadayken bir sıcak yaz akşamıydı, cennete gider gibi gittiler. Yüreğimiz lâl oldu.
Ama acımasız bir cellat gibidir karşımızda duran, suskunluğumuzdaki heybeti anlamaz.
Evlerin billur kapılarından onurlu rayihalar yükselirken, buğulu gözleri ile tarih ardımızdan baktı. Sandım ki dünyada bir ben vardım bir de mazlumlar vardı. Çocuk gözlerinden damla damla derya aktı, ayakları cennete koşarken, yüzleri ayın on beşiydi ve yıldızlar sönüyordu ardı ardına, sonra yeniden aydınlanıyorlardı. Bir tarafımız dağdan öte yükseklerde gezindi, bir tarafımız salalarla yeniden dirildi.
Ağır ağır doğruldum, gördüm ki omuzlarıma kuşlar konmuş, baktım bir gül bahçesi olmuşum, şehitlerle dolmuşum; içimde devasa gölgelikler, çağlayıp duran serin sular ve bir annenin hüzünlü bakışı içimde. Dedim ülkemin anneleri neden hep kederli bakar, dudaklarının kenarına sığınmış gibi duran buruk dualarla yüreğine dünyaları sığdırmışken.
Ey kambur köprülerin dayanaksız korkulukları! Ey amansız demir yığınları, ey masum kaldırımlar, kana bulanmış mahzun taş duvarlar. Cennet kokusuna büründü dört bir yanımız ve her yanımız ağıt şimdi.
Biz bu ağıtlı bohçaların kucağına nasıl düştük ya Rabbi!
Ey ruhlarımızı geceleri el ele tutuşturup dolaştıran bitkinliğimizin şanlı adı. Ey vatanın kınalı kuzusu! Senden kalan, geridekilerin gözünde bir damla kan. Yüreğimizde ise sonsuz acı.
Ruhumuza üflediğin son dileklerini serdik gözlerimize, gördük dünyanın dikenli gül bahçelerini. Yolunu bulmuş sular gibi ölüme akan canları gördük, tarihi kucağında diriltip, top yekûn şaha kalkarak bir dağ gibi ihanete dur diyen kahraman bir milleti gördük.
O ateşli yaz akşamından beridir dilimiz sana dualı; şu gün nasıl ayağa kalkmalı, nasıl direnmeli, şu gün nasıl ölmeli?
Şimdi salalarda yansın içimiz senin için, yağlı bir çıra gibi, yani kor gibi, alev gibi. Sana ithaf edilmiş cennet kokulu sözlerle yansın. Arşa asılı kandiller taşısın kutlu adını. Albayrağın gölgesinde ömrümüze salkım salkım döktüğün tekbirler kuşatsın sözüne sadık ruhunu.
Ey kör gözüm, nasıl yeşil renkli kuşların kanatlarında uçulur, nasıl özgür olunur, nasıl ölünür sen nereden bileceksin?
Sokakların arasından karanlığı yırtarak yüreklerimize şifa dağıtır gibi gülümseyerek geldiler. Kanayan yaralara merhem olmak için aydınlık yüzleri ile geldiler. Can suyu verdiler ürkek ruhlarımıza ve bir ırmak gibi akıp gittiler.
O gün bir şehidin son nefesiyle can bulduk...