Makale

PLEVNE KAHRAMANI GAZİ OSMAN PAŞA

PLEVNE KAHRAMANI
GAZİ OSMAN PAŞA

Dr. Mehmet Fatih BECERİK

Tuna Nehri akmam diyor
Etrafımı yıkmam diyor
Şanı büyük Osman Paşa
Plevne’den çıkmam diyor
Türk tarihinin önemli kumandanlarından Gazi Osman Paşa 1832 yılında Tokat’ta doğdu. Yağcıoğulları olarak bilinen bir aileye mensup olan Paşa’nın asıl adı Osman Nuri’dir. Babasının ikameti sebebiyle küçük yaşta ailesiyle İstanbul’a gelen Osman Paşa, okul hayatına burada başladı. Başarılı öğrenciliğini Harp Okulunda devam ettirdi, okulunu üçüncülükle bitirip Harp Akademisine girmeye hak kazandı. Kırım Savaşı (1853-1856) nedeniyle eğitimini bırakan Osman Paşa Rumeli’ye atandı. Vazifesi esnasında komutanlarının yakın ilgisi ve takdirleriyle yüzbaşılığa terfi etti. Kırım Savaşı sonrasında İstanbul’a döndüğünde bırakmak zorunda kaldığı Harp Akademisi’ni tamamlayarak 1858’de kıdemli yüzbaşı oldu. 1859’da Osmanlı Devleti’nde ilk defa yapılacak kadastro usulüyle harita çiziminde görev aldı. 1861’de kurmay rütbesiyle Rumeli Yenişehir’de, 1864’te de hassa ordusunda vazifelendirildi, ardından binbaşılığa terfi etti.
Suriye eşkıyalarının yakalanmasında görevlendirilmesinin ardından başlayan ayaklanmaların durdurulması için gittiği Girit’te, Başkomutan (Serdar-ı Ekrem) Ömer Lütfi Paşa ile yakın çalıştı. Onun takdirini kazandı ve albaylığa yükseltildi. 1868’de Yemen ayaklanmasında alay komutanı olarak görevdeyken tuğgeneral oldu. Ancak 1871’de rahatsızlanarak hava değişimi için İstanbul’a gönderildi. Birkaç ay sonra aynı rütbe ile Manastır’da, 1873’te ise Yenipazar’da görev aldı. Aynı yıl tümgenerallik (feriklik) rütbesiyle İstanbul Merkez Komutanlığına, ardından İşkodra Komutanlığına, 1874’te ise Bosna Komutanlığına ataması yapıldı. Burada başkomutanlığa terfi ettirildi ve Erzurum’daki 4. Kolordunun kurmay başkanlığına emri çıktı. 1875’te Erzurum’da göreve başlamasının ardından yaklaşık beş ay sonra Sırplarla çıkacak savaş sebebiyle Niş’te toplanacak orduya katılması emri verilince İstanbul’a geldi, gelişen olaylar sonucu Vidin Tümen Komutanlığına gönderildi. Yapılan muharebelerdeki başarılı çabaları sonucunda Mecidiye Nişanı’yla ödüllendirildi ve 1876’da mareşalliğe (müşirlik) yükseltildi. Anlaşma sonrası kuvvetleriyle Vidin’e dönüp askerlerinin noksanlarının ikmali, eğitim ve öğretimi, disipliniyle meşgul oldu. Bu esnada Rusya ile harp edileceğine dair haberler çıkınca Vidin Kalesi’nin tamiriyle uğraştı.
Rusların 1877’de savaş ilan etmesiyle kaleye yöneltilen ateşlere Osman Paşa emrindeki kuvvetler cevap vermiş, karşılıklı top atışlarıyla muharebe devam ederken Ruslar ayrıca Ziştovi üzerinden taarruza geçmiştir. Düşman harekâtına yönelik başkomutan ve padişaha teklifler sunan Osman Paşa daha sonra gelişen hadiselerle birlikte Temmuz 1877 Plevne savunmasında görevlendirilmiştir.
Plevne Savunması ve Kahramanlık Destanının Yazılması
Türk ve dünya askerlik tarihinin en ünlü müdafaalarından biri olan Plevne savunması, Osman Paşa ve komutasındaki askerlerinin millî kahramanlık ve askerlik şerefini korumadaki insanüstü başarısını tüm dünyaya göstermiştir. Plevne savunması ile Gazi Osman Paşa birbiriyle o kadar özdeşleşmiştir ki biri söylenince mutlaka diğeri akla gelmektedir. Tarihte 93 Harbi olarak bilinen 1877-1877 Osmanlı-Rus Savaşının en önemli safhalarından biri olan Plevne’de Osman Paşa, dünya tahkimat tarihinde âdeta bir yenilik olan ve adına Plevne Tahkimatı verilen bir sistemi dünyaya tanıtmıştır.
Bulgaristan’ın kuzeyinde Tuna’ya dökülen Vid Irmağı’nın beş kilometre doğusunda ve bu ırmağa karışmadan önce birleşen Grivita ile Tuçenitsa derelerinin kesiştiği yerde bulunan Plevne, doğal konumuyla savunmaya pek elverişli olmasa da stratejik yönden önem taşımaktaydı. Zira Niğbolu, Rusçuk, Sofya, Tırnova ve Filibe’den gelen önemli yolların burada birleşmesi Rusların Plevne’ye harekâtının önemini artırmaktaydı.
Osmanlı Devleti’nin Batı Avrupa’da Tuna boylarında doğrudan bir sınırı olmamasına karşın bölgeyi çabucak geçip Plevne’ye gelebilmesinin nedeni, burada şeklen Osmanlıya bağlı Eflâk ve Boğdan Beyliklerinin birleşmesiyle özerk bir idareye sahip olan Romanya’nın varlığıydı. Ruslar, bu esnada Romanya’nın bağımsızlık isteğini yerine getirme vaadinde bulunarak onları kendi tarafına çekmişti.
Osmanlı-Rus Harbi başladığı sıralarda Sırpların muhtemel hareketlerine karşı Vidin’de görevlendirilen Osman Paşa, orada beklemenin bir yararı olmadığını, düşman Tuna’yı aşmadan Niğbolu’daki tümen ve Şumnu’dan gelecek Tuna Doğu Ordusu ile birleşerek Ziştovi istikametinde harekâta girişilmesini teklif etti. Fakat bu teklif en yakın cephe komutanı Başkomutan Abdülkerim Paşa tarafından kabul edilmedi ve kendisinin Vidin’den ayrılmasına izin verilmedi.
Rusların, Tuna’yı kolaylıkla geçip Balkanlar’a yayılması ve özellikle 8 Temmuz 1877’de bir kısım Rus süvarisinin Plevne’ye yaklaşmasıyla durum değişmiş, buranın savunulması gereğini ortaya çıkarmıştı. Sonuç olarak hem başkomutan hem de padişahın teklifine önem vermeye mecbur kaldığı Osman Paşa, toplam 12.000 kişilik bir kolordu ile 13 Temmuz 1877’de Vidin’den Balkan geçitlerini tutmak üzere hareket etti. Ancak yolda Abdülkerim Paşa’dan gelen Niğbolu’nun sıkıştığı haberiyle Plevne’ye varıp orayı tutma emri geldi. Bu emirle Osman Paşa’nın vazifesi ve istikameti değişmişti. Bu sırada Plevne’nin güneyindeki Lofça ve kuzeydoğusundaki Niğbolu’yu ele geçiren Ruslar, Osman Paşa’nın Plevne’ye vardığı 19 Temmuz 1877 günü, şehrin kuzeydoğusunda görünmüş ve böylece Plevne muharebelerinin ilki başlamıştı.
Osmanlı kuvvetleri tarafından I. Plevne Savaşı ile püskürtülen Ruslar geri çekildiler. Osman Paşa, bu arada savunmaya pek elverişli olmayan Plevne’nin tepelerine siperler kazdırtmış, savunma hattını kuvvetlendirmiş, civardan celbedilen kıtalar ve gönüllülerle kolordusunu takviye etmişti. Plevne’nin savunmasını güçlendirmek ve geri hatlarla bağlantı kurabilmek için çok önem taşıyan Lofça’yı geri aldı.
30 Temmuz 1877 sabahı tüm kuvvetleriyle başlayan düşman taarruzunun ilk safhalarında her ne kadar birinci ve ikinci siperleri ele geçirilmişse de Osman Paşa kuvvetleri düşmanı yeniden püskürterek ve büyük bir bozguna uğratarak geri çekilmek durumunda bıraktı. Alınan zayiat ve düşülen perişan durum, Rus Orduları Başkomutanı Nikola’yı büyük telaş ve ümitsizliğe sürüklemiş, ikinci mağlubiyetten sonra Romanya Prensi Karol’dan yardım istemek durumunda bırakmıştır.
Üst üste kazanılan bu iki zafer, Osmanlı askerlerine muharebe tecrübesi kazandırmıştı. Ağustos ayında yeniden birçok tabyalar yapılıp korunmak için daha elverişli siperler, sığınaklar kazılmıştı.
Eylül 1877’den itibaren Rumenler dâhil olmak üzere gittikçe takviyeler alan düşman, cephenin bazı kesimlerinde Osmanlı kuvvetlerini mağlup etmeye başlamasıyla 4 Eylül’de Lofça’yı ele geçirmiş, böylece Plevne’nin gerisiyle olan ulaşım ve iletişim kesilmiş oluyordu. Rus Başkomutanlığının 7 Eylül 1877 tarihinde bütün cephelerde Plevne üzerine taarruza geçmesiyle başlayan üçüncü Plevne savaşları 12 Eylül günü, Osman Paşa’nın kısa sürede çekidüzen verdiği kuvvetleriyle düşmana taarruza geçmesiyle son bulmuş, bu savaşlarda Rus ve Rumen kuvvetleri yaklaşık 20.000 asker kaybı yaşamıştı. Düşmanın ele geçirdiği bazı yerler ve mevziler geri alınmıştı.
Rusların dalgalar hâlinde, arka arkaya yaptığı üç saldırının da püskürtülmesi ve büyük çapta Rus zayiatı haberinin İstanbul’a ulaşması bir bayram havası meydana getirmiş ve bu başarısından ötürü Osman Paşa’ya 21 Eylül 1877’de gazilik ünvanı tevcih edilmiştir.
Bu sonuçların ardından Rus Çarı II. Aleksandır, General Todleben’i Plevne savunmasını çökertmekle görevlendirdi. Yeni general, taarruzun bir sonuç vermeyeceğini, ana planının kuşatma ile halkı ve askerleri yokluğa mahkûm ederek Plevne’ye boyun eğdirmek olduğunu ifade etmiş ve bu doğrultuda adımlar atmıştı. Bunlarla birlikte ara ara taciz mahiyetinde saldırılar yapılmasını da ihmal etmemişti.
Ekim ayından itibaren düşman çemberinin iyice daralması, tabyalara saldırıların artması, çarpışmaların ara ara şiddetlenmesi sonucunda 24 Ekim 1877 tarihinden sonra, Osman Paşa kuvvetlerinin bütün dünyayla ilişkisi kesilmişti.
Yeni tahkimatla Plevne çevresindeki halkayı daha da daraltan Ruslar, 30 Ekim’de Osman Paşa’ya gönderdikleri mektupla Plevne’nin teslim edilmesini istediler. Osman Paşa ise buna karşılık 12 Kasım’da şimdiye kadar mağlup olmadıklarına, teslim olmaktansa kanlarını bu uğurda dökeceklerine dair bir mektupla cevap verdi.
Ancak zaman, Osman Paşa ve beraberindekilerin aleyhinde işliyordu. Plevne’deki asker ve sivil halkın durumu gün geçtikçe ağırlaşıyordu. Yardıma gelebilecek Osmanlı ordusu da olmayınca askerlerin şevki ve takati tükenmeye başlamış, buna bir de soğuyan havalar ve fırtınalar eklenince şartlar iyice zorlaşmıştı. Kasım sonunda, yiyecek ve silah mühimmatının azaldığı görülünce 1877 Aralık ayında kuşatmayı yararak Sofya’ya doğru çekilme (huruç) hareketine karar verilerek tahliye için hazırlıklar yapıldı. Nihayet 10 Aralık 1877’de sabah hücum borularıyla Plevne’den düşman yarılarak çıkma girişimi sayıca çok fazla olan düşman kuvveti karşısında akamete uğradı. Türk tabyalarının Ruslarca zapt edilmesi, Osman Paşa’nın bir gülle parçasıyla bacağından ağır yaralanması ve öldü haberlerinin dolaşması askerler arasında kargaşa çıkmasına, mevziler terk edilip Plevne’ye doğru kaçılmasına sebep olmuştu. Durumun çaresizliğini gören Osman Paşa, 40.000’e yakın asker ve sivil bir kuvvetle birlikte teslim olmuştu. Ateşkesin yapılmasıyla Plevne 143 gün süren bir müdafaadan sonra düşman eline geçti. Teslim olan bu askerlerden sadece 10.000’i vatana sağ olarak dönebildi. Esaret boyunca Rusya orduları Başkomutanı Grandük Nikola ve Rus Çarı II. Aleksandır tarafından güzel bir şekilde kabul gören Osman Paşa, tedavisi sonrasında Rus makamlarının izni ile Kişinev’e gitmiş ve burada iki ay kalmıştır.
Plevne Sonrası
Kişinev’de bulunduğu sırada padişahın özel göreviyle Petersburg’a gelen Başkumandan Rauf Paşa, Osman Paşa için Rus Çarı’ndan ricada bulunmuş ve onu alarak 1878 yılında Mart ayında İstanbul’a gelmişti. Halkın büyük bir coşku ve heyecanıyla karşılaşan Osman Paşa, Saray’a giderek Sultan II. Abdülhamid tarafından da güzel kabul görmüş, kendisine bir altın kılıç ve nişan hediye edilmiştir.
Sırasıyla hassa müşirliğine, Mabeyn-i Hümayun müşirliğine ve başkomutanlığa atanan Gazi Osman Paşa, daha sonra başkomutanlıktan azledilmişse de Mabeyn-i Hümayun müşirliği üzerinde kalmıştır.
Bütün bunların yanı sıra Gazi Osman Paşa, oğullarını Sultan II. Abdülhamid’in kızlarıyla evlendirerek padişah ile akrabalık tesis etmişti. Fiziki bakımdan heybetli görünüşünün yanında sabırlı ancak sert bir karaktere sahip olan Gazi Osman Paşa, çevresinde nazik ve sevimli bir kimse olarak görülmezdi. Yabancı devletlere özellikle İngiliz, Fransız, Alman ve Ruslara karşı duyduğu kuşkulu tavrı onun en belirgin özelliklerinden biriydi. Gazi Osman Paşa vefat ettiği zaman vasiyeti üzerine Fatih Camii haziresine gömülmüştür.
Osmanlı Devleti’nin son devrinde yetiştirdiği en önemli kumandan ve devlet adamlarından biri olan ve kazandığı zaferlerle mareşalliğe kadar yükselen Gazi Osman Paşa, umutsuzluğun ve çaresizliğin hüküm sürdüğü bir dönemde azmi, inancı ve kararlılığı ile inanılmaz zaferler elde etmiş, vatan müdafaasında cephede askeriyle birlikte çarpışmıştır. Büyük mücadelesi düşmanlarının bile takdirini kazanmış, dillere destan olmuş ve adına türküler yakılan, gönüllerde hoş sadalar bırakan bir halk kahramanı haline gelmiştir.
Kılıcımı vurdum taşa
Taş yarıldı baştanbaşa
Ünü büyük Osman Paşa
Askerinle binler yaşa.
Tarihte bu ay neler oldu?
Hiroşima kentine atom bombası atıldı.
(6 Ağustos 1945)
Büyük Marmara Depremi oldu.
(17 Ağustos 1999)
Evliya Çelebi 50 yıl sürecek seyahatine başladı.
(19 Ağustos 1630)
Malazgirt Zaferi gerçekleşti.
(26 Ağustos 1071)
Kocatepe Camii ibadete açıldı.
(28 Ağustos 1987)
Büyük Taarruz zaferle sonuçlandı.
(30 Ağustos 1922)