Makale

TOPRAKTA Neler Yatar? Meçhul Aziz / The Unknown Saint / Le Miracle duSaint Inconnu

TOPRAKTA
Neler Yatar?
Meçhul Aziz / The Unknown Saint / Le Miracle duSaint Inconnu

İshak KOÇ

Pek aziz gibi görünmeyen Emin (Younes Bouab), yüksek meblağda para çalar ve polisleri peşine takar. Aracı bozulunca standart hırsız polis kovalamacası çölün belli belirsiz bir yerinde son bulur. Apar topar elindeki para dolu çantayı bir tepeciğe gömer. Daha sonra geldiğinde gömdüğü yeri hatırlayabilmek için de oraya bir mezar yapar. Yakalanır, hapse düşer, yıllar sonra çıkar. Woody Allen filmlerini andıran bir sona sahip filmler vardır ya… The Unknown Saint’in başlangıcı ise tam tersi, Hollywoodvari bir yapıya sahip. Aksiyonu, durgunluğu, gizemiyle…
Yıllar evvel gömülen çanta bulunmalıdır. Bu gayeyle Emin, hapisten çıkar çıkmaz bir taksiye atlayıp yakalandığı yere gelir. Gerisi umulmadık biçimde gerçekçi ilerler.
Hikâyeye ara verip her şeyi bilen ama rüzgârdan nem kapan bilgeler için şöyle bir açıklama yapmak iktiza eder: Bu bir film anlatısıdır. Filmin dokusuna, hikâyenin tamamına, sinopsisine dokunmadan neyi nasıl anlattığı vurgulanmalıdır. Bu vurgu esnasında içeriğin olumlu / olumsuz oluşu, tasvip edildiği, onandığı, övüldüğü anlamına gelmez. Yani içerikte bir hırsızlık vakası var idiyse çalmanın caiz olmadığı, yanlışlığı, kötülüğü başka bir bahistir. (Hassasiyet gereği bu türden bir yapım arayanlar için ayrıca söylemek gerekir ki henüz öyle bir yapım yoktur.) Sözü geçen yapımı izlemeden yok bu çok siyasal, fazla sanatsal, az sosyal gibi yorumlar yekûnen kişiseldir. Nihayet bir hikâyenin, filmin, makalenin, denemenin, yapıtın anlatabildiği, onun üstüne yapılan yorumlarla beraber alıcı konumdaki kişi ve kişilerin anlayabilme kapasitesine bağlıdır. Anlamamakta ısrarcı davranan, söz temsil, filmi izlemeden yorumlamaya kalkan, hiç yoktan anlatıcıyı engellemeye çalışmasa bu dünya daha yaşanabilecek bir yer olur. Yazık ki sansür çok cazip görünür ve yetkili yetkisiz imkân bulan herkesin iştahını kabartır. Kimse ayıp ettiğini düşünmez, kabul etmez, bilmek bile istemez. Ancak işte bir kervanın yürüyebilmesi, dışsal faktörlere değil de kervana katılanların tahammül gücüne, horgörülerinden feragat etmesine bağlansa iyi olur.
Faslı yönetmen Alaa Eddine Aljem’in yazıp yönettiği 2019 yapımı The Unknown Saint, Clint Eastwood’lu, Lee Van Cleef’li Sergio Leone westernlerine benzer. Hani kasabaya bir yabancı gelir, onun şehre girişi yadırganır, huzursuzluk verir ve gerginlik doğurur. Yabancı etrafına bakar, uzağındakilerle göz göze gelir, her an silahına davranacak gibi tedirgindir, sakin olmaya çalışır. İşte Emin ya da Doktor (Anas El Baz), durup kasabaya, durup türbeye, durup insanlara baktığında o izlenimi verir. Sanki insanlar da bu yabancının tekinsizliğinden işkillenir. Mekân da netamelidir, âdeta Hollywood westernleri gibi plato kurulmuş, yeni binalar, sokaklar yapılmış izlenimi verir. Bir farkla ki Meçhul Aziz’de çerçeveler son derece estetik, olabildiğince sanatsaldır. Akış da... Bir de bakışların sustuğu yerde silahlar konuşmaz. Zira insanlar, konuşarak anlaşma istidadına sahiptir. Hani kurak çöl ortamında nasıl görüntüler alınır denirse tam da böyle olmalıdır. Geniş ya da yakın plan, son derece fotografik görüntüler filmi estetize eder.
Başta, bölge sakinleri adamımızı bilim adamı zannederler. Ona saygı duyarlar; işi gücü vardır, bizim gibi avare değildir diye berberde sıralarını bile verirler mesela. Bu gibi mekânlarda berber sırası önemlidir. Ancak bilim ve adamı da önemlidir; ya maden çıkarıp bölgeyi ihya eder yahut türbe üstüne makale falan yazıp her tarafta tanınırlığını sağlar. Nitekim: “Petrol mü arıyorsun? Suudiler gibi zengin mi olacağız yoksa?” repliği, bilime, araştırmaya, incelemeye verilen önemi ibraz eder. İnsanlar âdeta faydasız ilimden Rablerine sığınmaktadır! Öyle ya, bilim insanıysa bir faydası olmalıdır! Tıpkı görseller gibi replikler de fena hâlde ironiktir. Yönetmen, dilediğinden sözünü, tavrını, esprisini esirgemez:
- Niye siyah giyindin?
- Ben Şii’yim de ondan!
Dispanserin tekaüde ayrılmamış hemşiresi (Hasan Badidah) Şii değildir elbette. Mezhepsel bir farklılık, ritüel, görsel de yoktur. Öyle olsa en azından türbeye gıcık olup tabelasını çalmaz, türbenin bekçisine sinir olup aleyhinde söz sarf etmez. İnsanların bilcümle hastalıklar için türbeden medet umup sadece sosyalleşmek amacıyla dispansere gelişinden, hamama gidişinden yakınmaz. Espriler incedendir yani sosyal ya da dinsel teamüllere yabancı kalan pek de anlamaz. Yine dini bütün müminlerden İbrahim’in cenaze alayı, toplumda yerleşmiş dinî tören bağlamında ilginç izlenimler verir.
İçine para atılan suyuyla, yanında dilek dilenip çaput bağlanan ağacıyla, tabelası ve kubbesiyle tepenin en başına konuşlanmış türbe tam teşekküllü hizmet vermektedir. Müşterisi eksik olmaz. Bekçisi yani türbedarı da mevcuttur. Köpeğiyle beraber sabahlara kadar “hazret”i bekler, etrafta kuş uçurtmaz. Kuş uçmaz zaten, çanta gömülüp mezar çevrilmese ve daha sonra insanlar tarafından kutsiyet atfedilmese kervan da geçmez. Film geçer sadece… Keyifli geçer. Emin elbette gömdüğü parayı yerinden çıkarıp alamaz. Ancak aldığı çok şey vardır oradan; ibret alır, ders alır, boyunun ölçüsünü alır. Muhtemelen böyle bir filmde oynadığı için keyif de alır…
Orijinal İsmi:
The Unknown Saint
Süre:
100 dk
Tür:
Komedi, Kara Mizah, Dram, Polisiye
Yönetmen:
Alaa Eddine Aljem
Senarist:
Alaa Eddine Aljem
Yapım:
2019-Fas, Fransa