İNSAN
SEVGİSİNİN PINARI
YUNUS EMRE
Kevser KOÇAKOĞLU
Gönül bahçesinin derinliklerinde, nice asırlara yayılan bir yankıyla işitilen, toprağa düşen her tohum gibi kök salan, her dem taze kalan bir çağrı vardır: İnsan sevgisi… Bu çağrının en billur sesi, Anadolu’nun çoraklaştığı, kılıç seslerinin dualara karıştığı 13. yüzyılın karanlığından süzülüp gelen bir ozan, bir derviş, bir hakikat âşığıdır Yunus Emre. Onun adı, sadece bir şairin değil tüm yaratılmışa aşkla bakan bir gönül erinin mührüdür. Zamanın ve mekânın dar kalıplarına sığmayan bu ulvi ses hâlâ gönül bahçemizi sulamakta, ruhumuzu arındırmakta, tüm insanlık hâllerine, tüm acılara ve sevinçlere bir derviş sükûnetiyle dokunmaktadır.
Bir Çağın Çığlığı
13. yüzyıl Anadolu’su destanlara sığmayacak bir drama sahne olur. Moğol nal sesleri, gök gürlemesi gibi inmektedir toprağa; Haçlı kılıçları ise yaraların üzerine tuz basmaktadır. Anadolu Selçuklu Devleti’nin, Kösedağ’da yediği darbeyle beli bükülmüş; halk canını ve umudunu yitirmiştir. Köyler boşalmış, şehirler viraneye dönmüştür; açlık ve sefalet kol gezmektedir. Bu yıkıcı dönem halkı bir arayışa, bir sığınağa iter: Tasavvuf. Toprağın kanı akarken ruhların teselli bulduğu, Hakk’a sığınılan, sevgiyle örülen bir liman oluşur. Mevlana Celaleddin Rumi, Hacı Bektaş-ı Veli gibi Kutup Yıldızları bu karanlıkta insanlığa yol gösterir. Yunus Emre de işte bu manevi iklimin, bu sancılı toprağın bağrından filizlenen, sönmek üzere olan umut ateşini yeniden alevlendirmiş bir meşaledir. O, “Gelünüz ey kardeşler gelin, bu sözü dinleyelim / Can birliği edelim, gelüb Hakk’ı bulalım” derken sadece kendi zamanının değil tüm zamanların bölünmüşlüğüne bir itiraz yükseltmektedir.
Dergâhtan Yükselen Hikmetli Nefes
Yunus Emre’nin hayatına dair kesin bilgiler, şiirlerindeki dizeler ve menkıbeler arasında gizlidir. Kimilerine göre Eskişehir Sarıköy’den, kimilerine göre de başka bir Anadolu köyünden fışkırmıştır bu sevgi pınarı. Ancak kesindir ki o, toprağa bağlı, halktan biriydi. Bir çoban, bir çiftçi ya da bir oduncu… Belki de hepsinden bir parça taşıyordu ruhunda. Lakin hayatının en önemli dönüm noktası, Tapduk Emre’nin dergâhına yönelmesi olmuştur. Bu karar, onun içsel yolculuğunun, hamlıktan olgunluğa geçişinin miladıdır. Tapduk Emre’nin dergâhında geçen kırk yılın hikâyesi, bir gönül dervişinin sabrının, teslimiyetinin ve aşkla yoğrulmuşluğunun en güzel örneğidir.
Yunus’un asırlarca dillerden düşmeyen, gönüllere işleyen iki eseri vardır: Divan ve Risale-i Nushiyye. Divan’ı, onun ilahi aşkla yoğrulmuş, hece vezninin ahengiyle örülmüş şiirlerinin bir toplamıdır. Her bir dizesinde Yaradan’a duyduğu derin özlem, insana duyduğu engin sevgi ve dünyanın fâni oluşuna dair bir hikmet pınarı akmaktadır. Risale-i Nushiyye ise bir nasihatnamedir; tasavvufi öğretileri didaktik bir dille, mesnevi tarzında sunar. Onun en büyük dehası, şüphesiz ki Anadolu Türkçesini, halkın konuştuğu dili, bir edebiyat ve aşk dili hâline getirmesidir. Dönemin âlimleri Farsça ve Arapça şiirler yazarken Yunus, halkın dilini seçerek hem Türkçenin edebî bir kimlik kazanmasına öncülük etmiş hem de mesajını geniş kitlelere ulaştırmıştır. Yunus, Osmanlı şairleri üzerinde en müessir şahsiyetlerin başında gelir. O nedenle Türkçenin mührü anlamına gelecek “Hâtem-i Lisân-ı Türk” olarak nitelendirilmeyi hak etmiştir.
Yunus, milletin maneviyat dünyasını inşa eden, dinî ve tasavvufi bilgileri çayda şeker misali eritip bir hayat tarzı olarak sunan ender şahsiyetlerden biridir. Bu yüzden o, “Bizim Yunus” olmuş, asırlardır gönüllerden silinmeyen bir iz bırakmıştır.
İnsan Sevgisi: Yunus’un Varlık Pınarı
Yunus Emre felsefesinin kalbi, kayıtsız şartsız insan sevgisidir. Bu sevgi, yalnızca kuru bir hoşgörüden ibaret değildir; bilakis varoluşun derinliklerinden, Hakk’ın tecellisi olan her zerreyi kuşatan bir aşkın tezahürüdür. Onun meşhur “Yaradılanı hoş gör Yaradan’dan ötürü” dizeleri, sadece insanlara değil tüm yaratılmışlara, karıncadan dağa, taştan buluta kadar her şeye duyulan bir hürmetin ve muhabbetin ifadesidir. Bu anlayış, her şeyin Allah’ın varlığının bir tecellisi olduğu inancından beslenir. Mademki her şey O’ndandır ve O’na dönecektir, o hâlde Yaradan’dan ötürü yaratılmışı sevmek Hakk’a ulaşmanın yegâne yoludur.
Yunus’a göre, insan denen varlık; şekli, rengi, inancı ne olursa olsun içinde bir ilahi kıvılcım taşır. Bu yüzden kimseyi hor görmemek, kimsenin kusuruna bakmamak gerekir: “Tehî görme kimseyi hiç kimse boş değil / Eksiklik ile nazar, erenlere hoş değil.” Bu dizeler, aslında insanı insan yapanın, dış görünüşü ya da dünyevi makamı değil gönül zenginliği ve Hakk’a yakınlığı olduğunu anlatır. O, kibirden arınmış, mütevazı bir duruşla her varlıkta bir hikmet, her ruhta bir ilahi nefes aramıştır.
Yunus Emre’nin insan sevgisi anlayışı ile Mevlana Celaleddin Rumi’nin felsefesi arasında güçlü bir paralellik görülür. Mevlana da insanı sırf insan olduğu için seven, “Gel, ne olursan ol yine gel” çağrısıyla herkesi kucaklayan evrensel bir sevgi anlayışına sahipti. Yunus, Mevlana’nın bu evrensel vizyonunu, halkın anlayacağı, gönlüne işleyecek sade bir Türkçe ile ifade etmiş, böylece tasavvufun derinliklerini halkın içine taşımıştır. Onun insan sevgisi, bir dinî veya etnik grupla sınırlı kalmamış, tüm insanlığı kapsayan, evrensel bir değer olarak yücelmiştir.
Hoşgörü: Gönül Köprüleri Kurmanın Sanatı
Sevgi ile hoşgörü, Yunus Emre’nin öğretisinde etle tırnak gibidir; biri olmadan diğeri eksik kalır. “Sevgi ve hoşgörü birbirinin mütemmimidir.” Bu iki kavram, Yunus’un, içinde yaşadığı topluma ve gelecek nesillere bıraktığı en değerli mirastır.
Anadolu’nun o çalkantılı çağında, farklı inançların, mezheplerin ve etnik grupların bir arada yaşadığı bir ortamda Yunus Emre, uzlaşmacı ve birleştirici bir dil kullanmıştır. O, kimseyi dışlamadan, kimseyi yargılamadan, tüm insanları Hakk’ın birer tecellisi olarak görmüş ve onları birliğe, beraberliğe çağırmıştır.
Yunus; insanların dış görünüşlerinin, isimlerinin, dillerinin veya coğrafyalarının farklı olmasının bir önemi olmadığını belirtir. Çünkü özde hepsi Allah’ın nurundan birer parçadır ve bu yönden aralarında hiçbir ayrılık yoktur. Bu anlayış, Anadolu topraklarında asırlarca farklı kültür ve inançların barış içinde bir arada yaşamasının manevi zeminini hazırlamıştır. O, gönülleri birleştiren, duvarları yıkan, köprüler kuran bir gönül mimarı olmuştur.
Sonsuzluktan Yansıyan Ses: Yunus’un Evrensel Mirası
Vefatının üzerinden yedi asır geçmesine rağmen Yunus Emre’nin şiirleri hâlâ dillerde, ilahileri hâlâ camilerde ve dergâhlarda yankılanmaktadır. O, sadece bir halk şairi değil aynı zamanda evrensel bir düşünürdür. Şiirlerinde işlediği ilahi aşk, varlık-yokluk, yaşam-ölüm, insan ruhu, kanaat, sabır, cömertlik gibi temalar zamanın ve coğrafyanın sınırlarını aşar. “Müslim, gayrimüslim ve farklı ideoloji sahipleri Yunus’un sözlerinde kendileri için bir parça görebilmekte ve onunla teselli bulabilmektedir.” Bu, onun mesajının ne denli evrensel ve kapsayıcı olduğunun en büyük kanıtıdır.
Günümüz dünyası, ne yazık ki hâlâ çatışmaların, ayrımcılığın ve hoşgörüsüzlüğün pençesinde kıvranmaktadır. Irkçılık, yabancı düşmanlığı, dinî fanatizm gibi karanlık akımlar, insanlığın ortak vicdanını yaralamaktadır. İşte tam da bu noktada, Yunus Emre’nin “Yaradılanı hoş gör Yaradan’dan ötürü” felsefesi, bize önemli bir yol haritası sunar. Bu felsefe, her türlü ayrımcılığı reddeden, tüm insanlığı bir bütün olarak gören, karşılıklı anlayış ve empatiyi temel alan bir yaşam biçiminin anahtarıdır. O, bu dünyaya sadece şiirler değil bir yaşam felsefesi, bir insanlık dersi bırakmıştır.
Yunus Emre, sadece bir geçmiş zaman figürü değildir; geleceğe ışık tutan, insanlığın ortak vicdanında yankılanan sonsuz bir sestir. Onun mirası, ayrılıkların yerine birliği, nefretin yerine sevgiyi, çatışmanın yerine hoşgörüyü koyan bir manifesto niteliğindedir. Bu manifesto, her birimizin gönlünde yeniden dirildikçe dünya daha yaşanılır, daha adil ve daha sevgi dolu bir yer olacaktır. Yunus’un dediği gibi: “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir / Sen kendini bilmezsen bu nice okumaktır.” İnsanı bilmek kendini bilmekle başlar; kendini bilmek ise tüm varoluşu sevmekle… İşte Yunus’un bize fısıldadığı en büyük sır budur.
Kaynaklar
• Hacı Dağlı, “Mevlânâ Celaleddîn Rumi ve Yûnus Emre’de ‘İnsan Sevgisi’ ve ‘Hoşgörü’ Üzerine Bir Araştırma.” Takvim-i Vekayi, c. 8, s. 2.
• Ahmet Sevgi, “Yunus Emre’de İnsan Sevgisinin Evrensel Niteliği Üzerine”, Turkish Studies International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, c. 7, s. 1
• Ömer Yılmaz, “Zaman ve Mekânı Aşan Söylemleriyle Yunus Emre’de İnsan Anlayışı”, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Kasım 2013, 14 (Özel Sayı)
• Mahmut Erol Kılıç, Sufi ve Şiir- Osmanlı Tasavvuf Şiirlerinin Poetikası, İnsan Yayınları, İstanbul:2007


