TAHAYYÜLÜN ESTETİKLE VUSLATI
TÜRK VE İSLAM ESERLERİ MÜZESİ
Sümeyra YAMAN
Türk ve İslam Eserleri Müzesi ilk olarak Evkaf-ı İslamiye Müzesi ismiyle Süleymaniye Külliyesinin İmaret bölümünde 1914 yılında kurulmuş olup Osmanlı Devleti döneminde açılan son müzedir. Cumhuriyetin ilanından sonra, Türk ve İslam Eserleri Müzesi adını almıştır. 1983 yılında, günümüzde içinde bulunduğu Sultanahmet’teki İbrahim Paşa Sarayı’na taşınmıştır. İstanbul’un kadim tarihî alanlarından biri olan At Meydanı’nda yer alan İbrahim Paşa Sarayı, Kanuni Sultan Süleyman tarafından damadı ve veziri olan İbrahim Paşa’ya armağan edilmiştir. Buranın Roma Dönemi’nde hipodrom olarak kullanıldığı da nakledilmiştir.
Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde pek çok cami, medrese ve saraydan değerli eserlerin çalındığı haberleri her yerde konuşulur olmuştu. Çalınan eşyaların elden ele satılmasını, Avrupa ve başka ülkelerdeki müzelere kaçırılmasını engellemek için önlemler alınmasına karar verildi. Alınan bütün önlemlere rağmen hırsızlıklar devam etmişti. Çalınan eşyalar arasında halı, kilim, ahşap kapı, rahle, el yazmaları, kandil, fanus gibi taşınır eserler bulunduğu gibi mihrap çinileri ve pencere alınlıkları gibi duvara monte edilmiş olanlar da vardı. Bu kayıplar karşısında alınacak en güvenli tedbir bu eserlerin bir araya getirilerek bir yerde muhafaza altına alınmasıydı. Müze-i Hümâyun Müdürü Osman Hamdi Bey’in başkanlığında değerli Türk ve İslam sanatı eserlerinin toplanarak muhafaza altına alınması amacıyla bir komisyon kuruldu. Öncelikle talana uğrayan cami, türbe, mescit gibi binalarda mevcut kıymetli eserler toplatıldı. Eserleri toplama çalışmaları tüm ülkede hızlıca yaygınlaştırıldı. Halep gibi uzak vilayetlerden de eserler getirildi. Toplanan eserlerin koruma altına alınması ve halka açılması için Evkâf-ı İslâmiyye Müzesi adıyla bir müze kurulması kararı alındı. Müze binası olarak da Süleymaniye Külliyesinde boş bulunan imaret binası (Dârüzziyâfe) uygun görüldü.
Türk ve İslam Eserleri Müzesi, farklı dönemlerde 40 bine yakın nadide eseriyle alanında dünyanın önde gelen müzelerinden biridir. Türk ve İslam coğrafyasında kurulan çok sayıda medeniyetin sanatsal ürünlerinin sergilendiği müze, kronolojik olarak erken İslam dönemlerinden Osmanlının son yüzyılına kadar uzanan bir zaman dilimini kapsayan eser zenginliğine sahiptir. Müzeyi gezerken mekânın tarihî yapısı ile birlikte eserlerin ihtişamı ve sanatçıların ince sanat zevki hayranlık uyandırıcı derinliktedir.
Türk ve İslam Eserleri Müzesi koleksiyonunun ilk bölümünde şamdan, kandiller, halı, el yazmaları, çeşitli levhalar, ahşap rahleler ve kapılar, pencere kanatları ve çini eserler bulunmaktadır. Camileri kaplayan büyük boyutlu benzersiz işlemeli seccadelerin, halıların ve kilimlerin desenleri dönemlerinin sanat anlayışını yansıtan desenlerle bezelidir. Müzenin halı koleksiyonları içinde 800 yıllık Selçuklu halılarının ayrı bir yeri vardır. Müzede, Cizre Ulu Cami’nin çift kanatlı kapısının üzerindeki eş tokmaklardan biri de bulunmaktadır. Tokmak, dökümle yapılmış ve üzeri kazıma tekniği ile süslenmiştir. İki ejder ve ortada bir aslan başı kompozisyonu ayrıntılarıyla işlenmiştir.
Müzenin bir diğer eşsiz zenginlikteki koleksiyonu Erken İslami Dönem’den başlayıp XIX. yüzyıla uzanan İslam yazı sanatının usta hattatlarının eserlerinin bulunduğu el yazmalarıdır. Koleksiyondaki eserler arasında Hicazi hatla yazılmış olan ve VII. yüzyıla ait olduğu düşünülen Kur’an-ı Kerim sayfaları da sergilenmiştir ki bunlar en erken tarihli Kur’an-ı Kerim yazısı örnekleri olarak kabul edilmektedir. Erken İslam sanatına ilişkin çok önemli bilgileri bize taşıyan Abbasi ve Emevi Devleti’nin önemli merkezi Rakka’da yapılan arkeolojik kazılardan elde edilen tarihî nadide eserler müzenin bir başka bölümünde teşhir edilmektedir. Selçuklu, İlhanlı, Timurlu, Osmanlı ve Safevi maden, cam ve seramik, ahşap ve taş eserleri, Konya Kılıçarslan Sarayı gibi artık mevcut olmayan yapılara ait alçı kabartmalar müzenin diğer zengin kaynakları arasında yer alır. Eserlerinin her biri estetik zevki kamçılamakta, izleyenleri sanatın büyülü derinliklerine çekmektedir. Her birinin ayrı bir hikâyesi ve sanatsal inceliği vardır.
Birinci katta bulunan etnografya alanında XIX. yüzyılda İstanbul etnografyasını anlatan sergide ise mekân canlandırmaları ve silikon eserler bulunmaktadır. Yine bu bölümde kahvehane, hamam, kadın giyimi, konak yaşamı gibi konulara ilişkin kapsamlı koleksiyonları, halı ve kilim tezgâhları, dokuma ve yün boyama örnekleri, değişik bölgelerden derlenmiş ev ortamlarına dair malzeme Türk halk yaşamından kesitler sunulmaktadır.
Türk ve İslam Eserleri Müzesinin ikinci katında bulunan odaları gezerken öncekilerin üzerinizde bıraktığı etki geçmeden öne kendinizi Mukaddes Emanetler bölümünde bulursunuz. Bu eserleri gördüğümüzde zihnimiz doğrudan bizi Hz. Peygamber’in siretiyle ilgili dinlediğimiz olaylara götürür. Peygamber Efendimizin, “kadem-i saadet” olarak bilinen ayak izi ve “sakal-ı şerif” olarak bilinen sakal telleri Mukaddes Emanetler Bölümü’nde sergilenir. Burada ayrıca Hz. Osman’a ve Hz. Ali’ye ait olduğu rivayet edilen Kur’an-ı Kerim yazmaları bulunur.
Müze için bir diğer önemli kaynak akışı, tekke ve zaviyelerin kapatılmasının ardından bu tür mekânlarda bulunan eşyaların müzeye getirilmesiyle sağlanmıştır. Türbeler de önemli bir eser kaynağı idi. Sultan ve yakınları vefat ettiklerinde içerisine gömülmek üzere onlara özel türbeler yapılırdı. Bu türbeler aynı zamanda vefat eden kişinin şahsi eşyalarının toplu hâlde bulunduğu müzevari yerlerdi. Türbelerde kandil, şamdan, halı gibi malzemenin yanı sıra sultanın giymiş olduğu kaftan, kuşandığı kemer ve kavuğuna taktığı değerli taşlı sorguçlar da saklanmıştır. Bu vasıflarıyla türbe eşyaları Türk ve İslam Eserleri Müzesinin koleksiyonlarına devasa bir zenginlik katmıştır.
Türk ve İslam Eserleri Müzesi, eserleri korumadaki hassasiyet ve başarısıyla, sunum ve sergilemedeki ustalığıyla 1984 yılında “Avrupa Yılın Müzesi Başarı Ödülü”ne layık görülmüştür. Ayrıca kuşaklararası sanatı sevdirme çabalarından ötürü UNESCO Özel Teşvik Ödülü’nü elde etmiştir. Bu nadide müze, ülkemizde bu alandaki tarihî eserlerin sergilendiği ilk müze olmasının ötesinde nesiller arası tarih bilincini kazandırmak adına hususi bir ehemmiyete sahiptir.
Türk ve İslam Eserleri Müzesi, bünyesinde barındırdığı tarihî ve sanatsal eserlerle tarih meraklılarının, sanatseverlerin, uzmanların, çocukların, gençlerin ve yaşlıların çok şey bulabileceği müstesna bir mekândır.


