Makale

İDEAL VE ÖRNEK BİR BABA HZ. PEYGAMBER (S.A.S.)

İDEAL VE ÖRNEK BİR BABA
HZ. PEYGAMBER (S.A.S.)

Doç. Dr. Salih AYBEY

Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
Eğitim, doğumla birlikte başlayan, ailede devam eden, okulda şekillenen ve hayat boyu devam eden bir süreçtir. Peygamberlerin gönderiliş amaçlarından biri de insanların ve toplumların dinî inanç ve düşüncelerini eğitmek ve onlara örnek olmaktır. Hz. Peygamber (s.a.s.) de kendisinin öğretmen olarak gönderildiğini beyan etmiştir. (Müslim, Talak, 4) İslam’ın temel kaynaklarından olması sebebiyle inananlar için Hz. Peygamber’in söz, fiil ve davranışları her alanda önem taşımaktadır. Bu nedenle en ideal eğitici ve rehber olarak onun tanınması ve örnek alınması oldukça önemlidir.
Eğitimin temellerinin atıldığı yer olan aile yuvası, en güzel şekilde Hz. Peygamber’in hayatında görülmektedir. Çünkü onun eğitimi, Kur’an’da öngörülen esaslara dayanmaktadır. O; hayırsever bir akraba, salih bir evlat, nezaketli ve saygılı bir eş, şefkatli ve merhametli bir baba ve aynı özelliklerde sevecen bir dede idi. Dolayısıyla Hz. Peygamber, her konuda olduğu gibi bir baba olarak da aynen bir elmas misalidir. Elmasın herhangi bir tarafı güneşe tutulunca nasıl farklı ışıltılar/güzellikler sunarsa Hz. Peygamber de aynen öyledir. Onun hangi yönüne bakarsak bakalım son derece güzel örnekler karşımıza çıkmaktadır. Kur’an-ı Kerim’de bu husus şöyle açıklanmaktadır: “Andolsun, Allah’ın Resulünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel örnekler vardır.” (Ahzab, 33/21) Bu nedenle Hz. Peygamber’in her yönü farklı bir güzellik ve örnekliktir.
Hz. Peygamber’in çocuklarla olan münasebetlerine baktığımız zaman, onlara karşı engin bir sevgi ve şefkat içerisinde olduğunu, selam verip hâl hatırlarını sorduğunu, yetişkin insan gibi değer verdiğini, onların isteklerini dikkate aldığını, başlarını okşadığını, onlarla oyun oynadığını ve şakalaştığını görmekteyiz. (Buhari, Edeb, 18; Müslim, Fedail, 63)
Çocukluk dönemi insanın gençlik, yetişkinlik ve yaşlılık dönemlerinin temelini oluşturur. Dolayısıyla hayatın diğer evrelerine göre çocukluk dönemi, binaya nispetle binanın temeli gibidir. Bir binada temel ne kadar önemliyse insan hayatında da çocukluk dönemi o kadar önemlidir. Çünkü beden ve ruh sağlığı yönünden sağlıklı bir çocukluk dönemi, hayatın diğer dönemleri için sağlam bir temel teşkil eder. Bu itibarla Hz. Peygamber’in baba olarak çocuklarını en güzel şekilde eğitme çabası ve çocuklara karşı davranış şekli günümüzde de bizlere yol göstermektedir.
Mükemmel Bir Baba
Hz. Peygamber, tüm insanlığa olduğu gibi aile fertlerine ve çocuklarına karşı da son derece fedakâr, anlayışlı, şefkatli, merhametli, onların dünya ve ahiretini düşünen, bu yolda onlara büyük destek veren, her zaman onlarla ilgilenen mükemmel bir babaydı. Elbette onun bir baba olarak vasıflarını gösteren örnekler sayılamayacak kadar çoktur ancak biz burada onlardan birkaç tanesini sunmakla iktifa edeceğiz.
Hz. Peygamber’in, altısı Hz. Hatice’den biri de Hz. Mâriye’den olmak üzere yedi çocuğu vardı. Bunların Zeynep, Rukiye, Ümmü Gülsüm ve Fatıma olmak üzere dördü kız, Kasım, Abdullah ve İbrahim olmak üzere üçü de erkek idi. Erkek çocukları küçük yaşlarda vefat etmiş, kızları ise yetişkinlik çağına gelmiş ve evlenmişlerdir. Ancak Hz. Fatıma dışındaki diğer üç kızı da Hz. Peygamber daha hayattayken ahirete göç etmiştir. Hz. Fatıma ise babasının vefatından sadece beş buçuk ay sonra vefat etmiştir.
Görüldüğü gibi bir baba olarak Hz. Peygamber altı kez evlat acısı yaşamıştır. O, şefkat ve merhamet dolu yüreğiyle bu durumlarda neler yapılacağını, nasıl davranılacağını, evlatlarına karşı nasıl bir sevgi beslediğini, onların eğitimine nasıl önem verdiğini günümüz babalarına çağları aşıp gelen örnekler olarak sunmaktadır. Çünkü Hz. Peygamber’in, bir babanın yaşayabileceği tüm sevinçlerin yanında acıları ve hüzünleri de yaşadığını; bu durumlar karşısında sergilediği tavırlarla ümmetine “en güzel örnek” olduğunu göstermektedir.
Hz. Peygamber’in çocuklarına ilgisi doğumlarıyla birlikte başlar. O, çocukların kulaklarına ezan okur, onlara isim verir, akika kurbanlarını keserdi. Doğumla başlayan ilgi ve sevgi, ilerleyen dönemlerde de devam ederdi.
Hz. Peygamber’in oğulları olan Kasım ve Abdullah ile ilgili kaynaklarda çok fazla bilgiye rastlanmamasına rağmen diğer oğlu İbrahim hakkında birtakım bilgiler mevcuttur. Hz. Peygamber, oğlu İbrahim dünyaya geldiği zaman çok sevindiğini, doğum müjdesini veren Ebu Rafie’ye bahşiş verdiğini, sevinç içinde ashabına, “Dün gece benim bir oğlum dünyaya geldi. Ona, atam İbrahim’in adını verdim.” dediğini, ashabına ziyafet vererek duyduğu sevinci onlarla paylaştığını görüyoruz. (Müslim, Fedail, 62)
Hz. Peygamber, oğlu İbrahim dünyaya geldikten bir müddet sonra onu sütanneye vermiştir. İbrahim’in sütbabası Ebu Bürde (r.a.) evlerinin hemen yakınındaki dükkânda demircilik yaparak geçinen bir kişiydi. Hz. Peygamber, İbrahim’i sütanneye verdikten sonra sık sık buraya yani demirci dükkânına gitmeye başladı. Dükkâna gidince Ebu Bürde’ye oğlunu kendisine getirmesini söylerdi. Küçük İbrahim gelince onu kucağına alır, şefkatle bağrına basar, öpüp koklardı. Bir süre sevdikten sonra tekrar sütannesine geri gönderirdi. (Muhammed İbni Sa’d, et-Tabakatü’l Kübra) Bu ziyaretlere şahit olan Enes (r.a.) ziyaretlerden birini şöyle anlatıyor:
“Bir gün Peygamberimizle birlikte yine İbrahim’i ziyarete gittik. Ebu Bürde’nin evine varınca ben hemen koşarak:
- Ebu Bürde! Ebu Bürde! Bak, Peygamberimiz geliyor. Şu körüğe biraz ara ver de duman çıkmasın, dedim.
İşi bırakan Ebu Bürde, koşup Allah Resulü’nü karşıladı. Allah Resulü dükkâna gelince oğlu İbrahim’i getirmesini söyledi. İbrahim’i getiren sahabi onu babasının kucağına verdi. Peygamberimiz, İbrahim’i kucağına aldı. Öptü, bağrına bastı. Bir de ne göreyim? Bebek İbrahim sanki can çekişiyor… Belli ki çok hastaydı… O anda Peygamberimizin yüzüne baktım. Gözleri yaşlarla dolmuş, ağlıyordu…” (Müslim, Fezail, 231; Beyhaki, Delâil, 5/430)
Hz. Peygamber, İbrahim’in ardından; “Oğlum İbrahim, henüz süt emme çağındaki bir süt kuzusu gibi iken öldü ama Allah ona cennette iki sütanne verdi. Şimdi onu emziriyorlar.” (İbni Sa’d 3/136, 140; Buhari, Cenaiz, 23/42) buyurarak, on sekiz aylık yavrusunu süt kuzusuna benzeterek duyduğu üzüntüyü dile getirmiştir.
Hz. Peygamber, çocuklarla iletişimde zaman zaman fiziksel temas kurmuş, onlara karşı samimi ve yakın davranmıştır. Bazen bir çocuğun başını okşamış bazen onları öpüp koklamış bazen de özlemle bağrına basmıştır. Yeri gelmiş onlarla oyun oynamış, yeri gelmiş omzuna çıkan torunları için secdesini uzatmıştır. Kısaca, çocuklar için onların sevgisini kazanacak tavır ve davranışlarda bulunarak çocukla çocuk olmayı başarmıştır.
Evlatlarını İbadete Teşvik Eden Bir Baba
İnsan, ruh ve bedenden müteşekkil bir varlıktır. Ruh ve beden yapısı yönüyle sağlam olan çocuklar, Allah ve peygamberini tanıyan, kötü alışkanlıklardan uzak duran, çalışmayı, başarmayı seven, ahlaklı, kültürlü ve sağlam karakterli insanlardır. Hz. Peygamber, çocuklarını bu çerçevede yetiştirmiş ve bizlere de örnek olmuştur.
Bu konuda güzel örneklerden birisi olarak şöyle bir konuyu zikredebiliriz. “Ey Habibim! Ailene namazı emret. Sen de bunda sebatkâr ol…” (Taha, 20/132) ve “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun!” (Tahrim, 66/6) ayetleri mucibince Hz. Peygamber, Hz. Ali ve Hz. Fatıma evlendikten sonra altı ay boyunca onları namaza çağırdı. Sabah namazını kılmak için evinden çıktığında Hz. Fatıma’nın evine uğrar: “Ey Muhammed’in ev halkı! Allah size rahmet etsin. Namaz vakti geldi!” diye seslenerek onları namaza çağırırdı. (Tirmizi, Tefsir, 34)
Çocuklarıyla İlgilenen Bir Baba
Yüce Allah’ın kalplere yerleştirdiği sevgi ve muhabbetle tüm canlı varlıklar, canları pahasına yavrularını severler ve korurlar. En üstün surette yaratılan insan için evladı ciğerparesi mesabesindedir. Anne babalar, Allah’ın kalplerine yerleştirdiği bu sevgi ve şefkatin bir tezahürü olarak evlatlarını severler ve onlar için her şeyin en güzelini yapmayı arzu ederler. İşte bir insan ve bir baba olan Hz. Peygamber de bizlere örnek olacak şekilde, evlatlarına karşı sevgi ve şefkatle davranmış ve çocuklarıyla her zaman ilgilenmiştir. (İbrahim Canan, Hz. Peygamber’in Sünnetinde Terbiye)
Hz. Peygamber, kızı Hz. Fatıma’yı Hz. Ali ile evlendireceği zaman ona danışmış, mütevazı da olsa çeyizini vermiş (Nesai, Nikâh, 81), düğün merasiminin planlamasından icra edilmesine kadar bizzat ilgilenmiştir. (M. Yusuf Kandehlevi, Hayatü’s Sahabe, I-II) Yine Hz. Peygamber, kızlarıyla sadece onları evlendirinceye kadar değil evlendirdikten sonra da yakından ilgilenmiştir. Zaman zaman evlerine gidip hâl ve hatırlarını sorduğunu, hastalandıklarında ziyaretlerine gittiğini (İbn Hanbel, Müsned, 5/26), ev içi bir huzursuzluk olduğunda Hz. Peygamber’in bizzat çocuklarının yanında olduğunu görmekteyiz.
Hz. Peygamber, kızı Ümmü Gülsüm’ün düğününden üç gün sonra evine ziyarete gittiği zaman, kızının hâl ve hatırını sorduktan sonra: “Kocanı nasıl buldun?” diye sordu. Kızı da, “O çok iyi bir eş.” diyerek memnuniyetini bildirdi. Allah Resulü, kızına kocasına çok iyi davranmasını tavsiye ettikten sonra: “O, atamız İbrahim’e ve baban Muhammed’e en çok benzeyen kişidir.” (İbn Manzur, Muhtasar, 16/118) Böylece eşini kızının önünde taltif ederek kızının eşine karşı sevgi ve muhabbet duymasını teşvik etmiştir.
Yine Abdurrahman b. Osman’dan rivayet edilen bir hadise ise şöyledir: “Hz. Peygamber bir gün kızı Rukiye’nin hâl ve hatırını sormak için ziyaretine gitti. İzin alıp içeri girdiğinde kızı Rukiye’nin eşi Hz. Osman’ın başını yıkadığını gördü. Onun, kocasına içtenlikle hizmet ettiğini görünce çok sevindi ve dedi ki, ‘Ey kızım Rukiye! Ebu Abdullah’a hep böyle güzel davran. Çünkü o ashabım içerisinde huyu bana en çok benzeyen kişidir.’” buyurarak hem Hz. Osman’ı taltif etmiş hem de kızına eşine karşı her zaman iyi ve güzel davranmasını öğütlemiştir. (Heysemi, Mecma’uz Zevaid, 9/81)
Görüldüğü gibi Hz. Peygamber, sevgi ve şefkat dolu yüreğiyle evlatlarının çocukluk dönemi, evlilik öncesi ve sonrası dönemlerinde olmak üzere hiçbir zaman ilgi ve sevgisini onlardan eksik etmemiştir. Özellikle evlendirdikten sonra mutlu bir aile hayatı yaşamaları için kızlarına her fırsatta tavsiyelerde bulunarak eşlerine sevgi ve saygı duymalarını söylemiştir. Böylece gerek Hz. Peygamber’in ezvac-ı tahiratla olan münasebetlerinde gerekse kızlarının aile hayatlarında gerçek manada örnek alınabilecek çok hadiseler ortaya çıkmıştır.
Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle “âlemlere rahmet” olarak gönderilen ve “çok şefkatli ve merhametli” olan Hz. Peygamber’in, başta eş ve çocukları olan aile fertlerine, akrabalarına, insanlara, hayvanlara, canlı cansız tüm varlıklara sevgi ve merhamet yüklü olduğunu söyleyebiliriz. Her konuda olmakla birlikte Hz. Peygamber’in en dikkat çeken örnekliğini çocuklarla olan ilişkilerinde görebilmekteyiz. Çünkü Hz. Peygamber, çocukların seviyesine inebilen, adeta “çocuklarla çocuklaşan” ve bu durumu insanlara da tavsiye eden bir peygamberdir. Onun çocuklarla ilişkisine baktığımız zaman çocukların sevgisini kazanmış büyük bir çocuk eğitimcisi olduğunu ifade edebiliriz.