Makale

KUSEM B. ABBAS SEMERKAND’IN MUHAFIZI

KUSEM B. ABBAS
SEMERKAND’IN MUHAFIZI

Enbiya YILDIRIM

Hz. Peygamber’in (s.a.s.) Medine’ye hicret etmesinden sonra İslam çok hızlı bir şekilde Arap Yarımadası’na yayıldı. Onun vefatından sonra da fedakâr sahabilerin gayretiyle İslam daveti akla hayale gelmeyecek mesafelere çok kısa sürede ulaştı. Bu güzide şahsiyetler vesilesiyle farklı coğrafyalar İslam rengine büründü. Nitekim biz bugün Müslüman isek sahabilerin İslam’ı yaymadaki gayretlerinin bunda büyük bir rolü var. Onlardan biri de hiç şüphesiz Kusem b. Abbas’tı.
Amcaoğlu
Mekke’de dünyaya gelen Kusem, Sevgili Peygamberimizin amcası Hz. Abbas’ın oğludur. Kardeşlerinden Abdullah b. Abbas ile Fadl b. Abbas meşhurdur. Adına gelince, babasının Kusem adında bir kardeşi vardı. Peygamberimizin doğumundan üç yıl önce dokuz yaşındayken vefat etmişti. Hz. Abbas onun adını yâd etmek için oğluna bu ismi vermişti. Annesi Ümmü’l-Fadl Lübabe’ye gelince, Hz. Hatice annemizin yakın arkadaşıydı. Onun ardından İslam’ı kabul eden ilk kadındır. Bir özelliği de Peygamberimizin eşi Meymune validemizin kız kardeşi olmasıdır. Dolayısıyla Kusem, akrabalık olarak Resulullah’a çok yakın bir insandı.
Hz. Hüseyin’in sütkardeşi
Mekke’nin fethinden önce kocası ve çocuklarıyla birlikte Medine’ye taşınan annesi, Kusem’i emzirdiği günlerde bir rüya görür. Rüyasında Peygamberimizin vücudunun bir azası onların evindedir. Çok garipsediği ve korktuğu rüyayı koşup Hz. Peygamber’e anlatır. Resulullah ona endişe etmemesini söyleyerek şöyle buyurur: “Gördüğün hayırdır. Fatıma bir oğlan doğuracak. Sen onu oğlun Kusem’le emzireceksin.” (Müsned, 26875; İbn Mace, 3923.) Böylece kadıncağız hem rahatlar hem de son derece mutlu olur. Çünkü Resulullah onu kendisine o derece yakın tutmaktadır ki torununa sütannesi olmasını istemektedir. Nitekim bir müddet sonra Hz. Hüseyin dünyaya gelir ve Ümmü’l-Fadl, onu da emzirmeye başlar. Böylece akrabalık yanında Kusem ile Hz. Hüseyin (r.a.) arasında bir de sütkardeşliği gerçekleşir.
Allah Resulü’ne benzerliği
Kusem’in bir özelliği de Resulullah’a çok benzemesiydi. (İstiab, III, 1304.) Nitekim kaynaklarda, onunla birlikte sahabilerden Cafer b. Ebu Talip, Hz. Ali’nin oğlu Hz. Hasan ile Ebu Süfyan b. Haris’in de Peygamberimize benzediği zikredilir. Yine kaynaklarda, sayılanlar içinde ona en çok benzeyenin Kusem olduğu ifade edilir. İşte böyle de güzel bir yönü vardı. Babası küçükken onu bu yönüyle de sever ve önünde zıplattırarak şöyle derdi: “Kusem! Güzel burunlu Kusem! Cömert insana (Resulullah’a) benzeyen çocuk!” (Tarihu İbn Ebu Hayseme, II, 646.)
Peygamberimizin ona şefkati
Allah Resulü’nün yakınında bir çocukluk geçiren Kusem, tabii olarak Peygamberimiz’in iltifatına mazhar oluyordu. Bu iltifatlarından biri de onu zaman zaman bineğinin üzerine almasıdır. Çünkü Peygamberimiz çoğunlukla hayvanın önüne ve terkisine bir çocuk almayı çok severdi. Hatta Medine sokaklarında yürürken bir çocuğun elinden tutup dolaşmaktan da mutlu olurdu. İşte bir gün Hz. Peygamber hayvanının üzerinde geçerken Abdullah b. Cafer ile amcasının çocukları Kusem ve Ubeydullah üçlüsünün oyununa denk gelir. Abdullah’ı işaret ederek “Şu delikanlıyı bana uzatın!” der. Onu alıp ön tarafına oturtur. Sonra Kusem’i işaret ederek “Şu delikanlıyı da uzatın!” der. Onu da alıp arkasına oturtur. Ardından önünde oturmakta olan Abdullah’ın başını üç kez okşar ve hayır duada bulunur. (Müsned, 1760.)
Hz. Peygamber bazen de Hz. Abbas’ın oğulları Abdullah, Ubeydullah, Kesîr ve Kusem’i yan yana dizer ve “Kim önce yanıma gelirse ona şunu şunu vereceğim.” derdi. Onlar da koşarak gelirler, Resulullah’ın sırtına ve kucağına kapanırlardı. Resulullah da onları bağrına basardı. (el-Mu’cemu’l-Kebîr, 423; Hayâtu’s-Sahâbe, III, 511.)
Peygamberimize son hizmeti
Kusem, amcasının genç bir oğlu olarak Allah Resulü’nün cenazesinin yıkanmasında hazır bulundu. Sonrasında da Hz. Ali, Üsame b. Zeyd, Peygamberimizin azatlısı Şukran gibi Allah Resulü’nün aile efradından insanlarla beraber kabre inerek mübarek bedenini yerleştirdi. Bu tamamlandıktan sonra insanlar yaş sırasına göre dışarı çıktılar ve en gençleri olarak en son Kusem çıktı. Bu nedenle Allah Resulü’ne en son dokunan ve onunla bir arada olan kişi odur. (Müsned, 787.) Dolayısıyla Hz. Peygamber ile ilişkisinde şu üç mümtaz meziyete sahiptir: Resulullah’ın yakın akrabasıdır, ona benzemektedir, Allah Resulü’nün yanında bulunan son kişidir.
Resulullah’tan sonra
Kusem, halife olduktan sonra Cemel, Sıffin ve Nehrevan savaşlarında Hz. Ali’nin yanında yer aldı. Çünkü hakkaniyetli ve doğruyu takip eden biriydi. Hatta o derece hakkaniyetliydi ki kendisine Hz. Ali’nin Resulullah nezdinde neden amcası Abbas’tan bile daha değerli bir konumda olduğu sorulmuş, o da hakikati ifade ederek şöyle demiştir: “Vallahi, içimizden ona ilk katılan ve ona en çok bağlı olan oydu.” (Üsdü’l-Ğâbe, IV, 373; İbn Ebî Şeybe, 35938.) Görüldüğü gibi babası Hz. Abbas’ı öne çıkarmamış, olanı söylemiştir.
Hz. Ali ile hareket ettiği süreçte onun idari işleri üstlenebilecek yaş ve kıvamda olduğunu fark eden halife, kısa süreliğine onu Medine gibi bir şehrin valiliğiyle görevlendirdi. Bir müddet sonra da Ebu Katade el-Ensari’yi Mekke valiliğinden alarak yerine onu tayin etti ve halifenin şehit edilmesine kadar bu görevi sürdürdü. Bu zaman zarfında idari görevleri yanında hac emirliği de yaptı ve hacıların karşılaştıkları meselelerle ilgili fetvalar verdi.
Muaviye, Hz. Ali ile yönetim mücadelesine girince Şam’da yanında bulunan Yezid b. Şecre er-Ruhavi’yi hac emiri olarak atadı. Ondan bir orduyla Mekke’ye gitmesini ve Kusem’i görevden alarak Mekkelilerden kendi adına biat almasını emretti. Yezid de üç bin kişilik bir kuvvetle Şam’dan yola çıktı.
Kusem, Hz. Ali adına görevde bulunduğundan dolayı bunu duyar duymaz karşı çıkmak ve şehri savunmak adına halkı kendisiyle beraber hareket etmeye çağırdı fakat istediği desteği bulamadı. Bu arada Hz. Ali’den askerî yardım istemeye niyetlendi ancak Ebu Said el-Hudri, Mekke gibi bir yerde çatışma yaşanmaması için onu bundan vazgeçirdi. Sonunda şehre gelen Yezid, “Bizimle savaşmadığınız ve tartışmaya girmediğiniz sürece emniyettesiniz.” diyerek güvence verdi ve herhangi bir mukavemetle karşılaşmadan Mekke’ye girdi. Yezid daha sonra Ebu Said el-Hudri’yi çağırarak onun aracılığıyla Kusem’den halka imamlık yapmaktan vazgeçmesini, halkın kendilerine bir başka imam seçmesini istedi. Başka çaresi kalmayan Kusem, onun bu isteğine uymak durumunda kaldı. Ardından Ebu Said el-Hudri’nin tavsiyesiyle hac idaresine Şeybe b. Osman getirildi ve halka imamlık ile hac emirliği yaptı. Kusem bu arada gelişmeleri Hz. Ali’ye bildirdi. Haberi alan Hz. Ali (r.a.) Mekke’ye askerî bir birlik gönderdi ancak hac vazifesi tamamlanmış ve Yezid şehri terk etmişti. Bu nedenle iki ordu karşılaşmadı ve müminlerin kanı dökülmedi. Ardından Kusem Mekke emirliğine devam etti.
Maveraünnehir seferleri
Hz. Ali’nin şehadetinin ardından, zamanında Hz. Ali’nin tarafında yer almış olan Kusem’in yüreği, Allah yolunda cihat ve tebliğ faaliyetlerine katılmakla yanıyordu. Bu amaçla Muaviye’nin Horasan valisi Said b. Osman b. Affan komutasında civar bölgelerin fethine iştirak etti. Yaşantısından ve yüreğinin temizliğinden çok etkilenen vali ona son derece saygı duyuyor ve yanından ayırmıyordu. Öyle ki üstün başarıları nedeniyle elde edilen ganimetlerden kendisine fazla pay bile teklif etti. Lakin son derece mütevazı ve hakkına razı biri olarak bunu kabul etmedi. Önce herkesin hakkının ödenmesini, artanlardan hak ettiği payının ayrılmasını istedi. 57/676 yılında valiyle birlikte katıldığı Semerkand seferinde, yaşı elli üç civarındayken şehit oldu.
Abdullah b. Abbas, yolda bineği üzerinde giderken kardeşinin şehadet haberini aldı. Duyar duymaz büyük bir teslimiyetle, “Biz şüphesiz (her şeyimizle) Allah’a aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz.” (Bakara, 2/156.) ayetini okudu. Ardından bineğini yolun kenarına çekerek iki rekât namaz kıldı. Okuduğu dualar nedeniyle teşehhüdü oldukça uzattı. Namazı kıldıktan sonra hayvanına doğru yürürken yine bir ayet okudu: “Ey iman edenler! Sabrederek ve namaz kılarak Allah’tan yardım dileyin. Şüphe yok ki Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara, 2/153; Üsdü’l-Ğâbe, IV, 373.) Abdullah daha sonraları kardeşi için şöyle diyecek ve hâline üzülecektir: “Doğduğu yerle öldüğü yer birbirinden ne kadar da uzak! Mekke’de doğdu fakat Semerkand’da öldü.”
Hz. Abbas’ın çocuklarının vefat yerlerini inceleyen bilginler şöyle demişlerdir: Onun çocukları gibi kabirleri birbirine bu derece uzak olan başka bir aile görülmemiştir. Anneleri Ümmül-Fadl onları aynı evde doğurmuş olmasına rağmen Fadl Ecnadeyn’de şehit odu. Ma’bed ile Abdurrahman Afrika’da vefat etti. Abdullah Taif, Ubeydullah Yemen, Kusem Semerkand, Kesîr de kalp krizinden Yenbu’da öldü. (İbn Abdilber, İstîâb, I, 197.)
Kişiliği
Kusem fazilet ve takva sahibiydi. Küçüklüğünde babasının, “Cömert insana (Resulullah’a) benzeyen çocuk…” diye sevdiği evladı, ileride gerçekten de cömert bir insan olmuştu. Öyle ki bu yönünden bahsetmek için şiirler bile yazıldı. Zaten kendisi de şöyle derdi: “Cömert kişi, bir şey istendiğinde cömertçe ihsanda bulunan ve istemek için yüzünü uzatan kişiyi kendisinden üstün görendir.” Bunun yanında o, güzel koku sürünmeyi severdi. Geriye çocuk bırakmadı ama herkese örnek olacak ve rahmetle anacağımız bir yaşantı bıraktı.
Kabrinin ifade ettiği anlam
Allah Resulü’nün sahabisi Kusem’in kabri Semerkand’ın İslamlaşmasından sonra Müslümanlar tarafından bir emanet olarak kabul edilmiştir. Mezarı zamanla ziyaretgâh olmuş, etrafına cami ile medrese yapılmış, Semerkandlılar tarafından Şah-ı Zinde (Yaşayan Sultan) diye anılır olmuştur. Sultan Babür devrinde de kabrine Mezarşah adı verilmiştir. Meşhur seyyah İbn Battuta (1304-1369) seyahatnamesinde buraya yaptığı ziyarette gördüklerini anlatmış, kabrin bulunduğu mevkiden, üzerindeki kubbeden ve çevresinde yapılan merasimlerden bahsetmiştir. Buna göre şehir halkı cumartesi ve pazar günleri kabrini ziyaret ediyorlardı. Adaklık kurbanların etleri ziyaretçilere, fakirlere ve kabrin bulunduğu bölgenin hizmetini görenlere dağıtılıyordu.
Unutulmaması gereken
Kusem b. Abbas, Şah-ı Nakşibend, Ahmed Yesevi, İmam Matüridi, İmam Buhari, Kaffal Şaşi, Hâkim-i Tirmizi, Darimi, İmam Serahsi gibi büyük insanlar Türkistan coğrafyasının çekim merkezleridir. Bulundukları Semerkand, Buhara, Fergana, Merginan, Hive, Tirmiz, Nesef gibi bölgelerin İslamlaşmasında ve insanların Müslümanlıklarını devam ettirmesinde hem yaşarken hem de vefatlarından sonra büyük hizmet icra etmişlerdir. Nitekim müminler, vefatlarından sonra büyük hizmetleri nedeniyle onları asla unutmamış ve çeşitli vesilelerle kabirlerini ziyaret etmişlerdir. Kusem’in (r.a.) kabri bunun canlı şahididir. Hz. Ebu Eyyub el-Ensari bizim için ne ise Türkistan coğrafyası için de Hz. Kusem aynıdır. Müslümanlar düğün veya başka vesilelerle onun kabrini ziyaret ederek Allah’a dua etmektedirler. Sonuç olarak şu tespiti yapmak zorundayız: Özellikle Sovyetler döneminde onun ve diğer İslam büyüklerinin türbeleri insanların Müslüman kimliklerinin korunmasında büyük görev icra etmiştir.