AHŞAP SANATINDA ULAŞILAN MÜNTEHA
NAHT SANATI
Mefra Bilge DÖNMEZ
Bursa Osmangazi Kur’an Kursu Öğreticisi
Ahşabın hikâyesi de tıpkı insanınki gibi toprakta başlar. Belki de bu sebeple aralarında fıtri bir bağ ve yakınlık vardır. Ağaç, insanlık için yaratılmıştır. İnsan ise ağaçla hemhâl olduğunda yaradılışında var olan bir ihtiyacın karşılandığına şahit olur, âdeta huzur bulur. Mayası birdir onların. Toprağın bağrında bir serüven başlar ve bu öylece sürüp gider. İşte sanat tam da bu esnada devreye girer. Aralarındaki bağın daha uzun bir ömre sahip olması, sevgiyle dokunuş neticesinde estetik ve sanatsal bir paye alması, insan ve ağacın bir ömür birlikte anılması, naht sanatı ile gerçekleşir.
Evet, nasıl ki toprak, ağacın habitatı ise insanın da fıtri olan habitatı ağaçlarla müzeyyen bir mekândır. Kadim zamanlarda çok daha fazla örneklerine rastladığımız ağaç ve insan birlikteliği günümüzde sanatın mihmandarlığında onları sevgi ve muhabbetle ağırlamaktadır.
Ağaçta insanın ruhuna esenlik veren bir cihet vardır. Bu yüzden insan ferahlık ve huzura onların yanı başında kavuşur. Naht sanatı, bir yandan bu huzuru ruhlarımıza hissettirirken bir yandan da yaşanmışlıkları, vefayı, özveriyi üzerinde sergiler.
Tüketimden öte, üretime meyyal ruhların harcıdır sanatla iştigal. Kadirşinaslığın nişanesidir. En küçük bir ayrıntıda saklı esrarın üzerinde uzun uzun tefekkür etmeye sebeptir. Bu yönüyle ruhlarımıza vefayı, kıymet bilmeyi öğretir. Bütün geleneksel İslam sanatlarında olduğu gibi naht sanatında da asıl gaye Allah’ı bulmak ve inanç yolculuğuna revan olmaktır. Bu sebeple sanatta daima insanın inancının yansımaları görülür.
Genellikle ahşap malzemenin kıl testere ile hassas bir şekilde kesilerek başka bir zemine uygulanması yahut oyma, kakma, yontma gibi işlemlerle suret bulması şeklinde icra edilen naht sanatı, motif ve desenlerinin güzelliği ile büyüler görenleri. Nahhatlar el ayarı hassas, ruhları nahif ve duygusal insanlardır. Öyle olanlar mı nahhat olur, yoksa naht sanatı mı insanı bu arzu edilen ahsenü’l-hâle bürür bilinmez, lakin aşikâr olan şudur ki insan naht sanatı ile icra edilmiş tüm eserlerde bu farklılığı görür. Sadelik, zarafet ve incelik, ilk bakışta göze çarpan hususiyetlerdir. Hele ki harcanan emek, verilen zaman, gösterilen özen ve hassasiyet bambaşka bir yere çıkarır müşahede edenlerin gözünde naht sanatını.
Hat sanatı ile bütünleşmiş olan naht sanatı insana ilahi sanatı hatırlatan tesirli bir ilan edici olur. Onun çağrısı ile işitmez kulakların duyması, bakıp da görmeyen gözlerin müşahede ve tefekkürü vuku bulur.
Naht sanatı yüzyıllardır, mihrap, cami kapısı, mimari eserlerde karşımıza çıkarken günümüzde; rahle, sandık, Kur’an mahfazası gibi formlara da bürünmüştür. Bazen bir tabloda ibretler dağıtır dünya hanından geçen yolculara. Naht sanatı, bazen bir mahfaza bazen de bir rahle olup Mushaf’ı taşımakla şerefyab olur.
Naht sanatı, ağacın canlı hâlindeki fevkalade güzelliğini, sonrasında da devam ettirmesi açısından insanın hayatıyla benzerlik arz eder. Evet, insanın hayatı güzel olduğu gibi ölümü de elbette güzel olmalıdır ve bunu hatırlatan naht sanatı da bir ibret tablosu olarak akıllarda kalır. Sanat güzeldir lakin Allah’ı ve insanın vazife-i asliyyesini ihtar eden sanat en güzeldir. Merhum şair Necip Fazıl Kısakürek’in dediği gibi:
Anladım işi, sanat Allah’ı aramakmış;
Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış...
Ne mutlu geleneksel İslam sanatlarının ışığında, ebediyete ulaştıran yolun yolcusu olanlara.


