VATAN SEVGİSİ
Mustafa Mirza DEMİR
“Bu vatan toprağın
kara bağrında,
Sıradağlar gibi duranlarındır.
Bir tarih boyunca
onun uğrunda,
Kendini tarihe verenlerindir...”
Vatan, milletleri ve ülkü birliği yapmış toplulukları bir arada tutan, sosyal ve kültürel birlikteliğin yaşam alanı, hâkimiyet sahası… İnsanoğlunun tarih boyunca toprakla, hava ve denizle olan münasebetini tanımlayan en anlamlı kelimedir vatan. Genel itibarıyla din, dil, hukuk, örf, âdet ve kültür beraberliği içerisinde yaşayan milletlerin veya millî toplulukların, üzerinde hür ve eşit bir şekilde yaşama imkânı bulduğu; sosyal, dinî ve maddi ihtiyaçlarını karşıladığı ve barındığı toprak/arazi bütününe vatan ya da yurt diyoruz. Devletlerin ve toplulukların varlık ve bağımsızlıklarını devam ettirmeleri için gerekli olan vatan, coğrafi bir mekân tanımlamasını içeriyor olsa da salt bir toprak parçası veya deniz sahasından ibaret değil. Ev, yurt, barınma yeri oluşunun yanı sıra ortak geçmiş, tarih ve kültür birliğini de gerekli kılıyor. Müşterek millî, manevi değerler ve idealler, toplumsal hafıza, zaferler, yenilgiler, hatıralar… Bütün bunlarla birlikte vatan kavramı, asıl hüviyetine kavuşmuş oluyor. Atalar mirası tarihî ve sanatsal eserlerle görsel olarak bezenen vatan toprakları, şehit ve gazilerin kanlarıyla yoğrulduğu için geçmiş ile gelecek arasında maddi, manevi, duygusal ve millî bir bağ oluşmasında öncülük ediyor. Belki de bu manevi yönüyle “vatan” kavramına, “ülke” kavramından biraz daha ayrıcalıklı anlamlar yüklüyoruz.
Vatan sevgisi ve vatanseverlik
Vatan ve yurt deyince gönüllere ve zihinlere nüfuz eden yeni kavramlar dünyasıyla karşılaşırız. Vatanseverlik ve vatan sevgisi, bu kavramlardan bazıları… Vatan sevgisinin, imanın gereği olduğuna inanılan Türk İslam geleneğinde vatan kavramına büyük bir kutsiyet atfedilir. Vatanın bölünemez bir bütün ve mukaddes olduğuna inanan Müslüman Türk milleti, vatan müdafaasını kutsal bilip vatan uğruna gaza etmeyi de yine kendi canından aziz bilir. “Ölürsek şehit, kalırsak gazi…” diyerek türkü yakan vefakâr Anadolu kadınlarının kahraman evlatları tarih boyunca vatan sevgisini her şeyin üstünde tutmuş, bu yolda can vermekten çekinmemiştir. Türkler, sadece Anadolu değil Asya bozkırlarından itibaren dünyanın pek çok bölgesini yurt edinmiş; vatan bellediği toprak, hava ve deniz sahasını müdafaa ederken çetin ve büyük mücadeleler vermiştir. Asya Hun Devleti’nden Selçuklulara, Osmanlı İmparatorluğu’ndan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne gelinceye kadar Türkleri bir arada tutan, birbirine kenetleyen, devletlerin siyasi ve askerî gücünü ayakta tutan en büyük etkenlerden biridir vatan sevgisi.
Vatanseverlik, duygusal olarak milletin ortak zaferlerinden, fetihlerinden ve ataların eserlerinden, hâsılı geçmişin anılarından beslenir. Fakat mazinin zaferlerine takılıp kalmak, devamlı dünden dem vurmak, bugünün ve geleceğin ruhunu okumaya mani olmamalıdır. İçerisinde bulunduğumuz çağın şartlarına uygun olarak vatanın ve milletin faydasına, hayrına, huzuruna ve refahına katkı sağlamak; gelecek nesillerin hür, bağımsız, mutlu ve ferah bir yaşam sürmeleri adına hizmetlerde bulunmak bu milletin her ferdinin vazifesidir. Diğer bir ifadeyle milletinin ve vatanının fayda ve çıkarına olacak eylemlerde bulunmak, bu amaçla eserler üretmek, en kıymetli sosyolojik veya sosyal sevgi olarak nitelendirilen vatanseverliğin bir gereğidir. Son yüzyılda ortaya çıkan ve farklı kültürleri bir araya getirip uzakları yakın eden teknolojik gelişmeler yaşandı. Teknik/teknolojik vasıtaların artması, internet ve yapay zekânın da bütün dünyaya hızla yayılması sonucu gelinen noktada “küreselleşme” diye bir kavram da karşımıza çıkıyor. Zaman ve mekânın sınırlandırılamaması, dünya üzerinde kültürel ve toplumsal farklılıkların giderek azalmasıyla birlikte deyim yerinde ise bütün dünyanın küresel bir köy hâline geldiği bir süreç. Küreselleşmenin, günümüzde insanlara çeşitli imkân ve fırsatlar sunarken bazı tehlike ve tehditleri de beraberinde getirmesi muhtemel: Nesilleri dinî ve millî bağlarından koparabilir. Din, vatan, millet ve bayrak sevgisinin; vatanseverlik, yardımseverlik, misafirperverlik, vefa duygusu gibi erdemlerin gönüllerimizden ve genç nesillerden eksik olmaması için gayretimizi yüksek tutmalıyız. Millî şuur, millî edebiyat ve tarih bilincinin ışığında bir eğitime, her zamankinden daha fazla ihtiyaç olduğu muhakkak… Küreselleşmenin getirdiği tehlikelerden korunmanın tek yolu millî ve manevi eğitim ve tarih şuurunun diri tutulmasıdır.
Vatan sevgisi ve edebiyat
Okullarda öğrencilere vatan sevgisi ve bilinci genellikle tarih derslerinde kazandırılır. Fakat okuldaki tarih dersleri ve aile içerisindeki millî kimlik aktarımının yanı sıra önemli bir aktarım aracı da edebiyat ve şiirdir. Millî şuurun kazanılmasında tarih bilinci kadar millî şiir geleneğinin yaşatılması ve yeni nesillere sevdirilmesi, büyük önem arz etmektedir.
Bir milletin edebiyatı, o milletin ortak hafızası ve kimliği niteliğini taşır. Beslendiği en büyük kaynak ise yine kendi tarihidir. İlk yazılı Türk edebiyatı eseri sayılan Orhun Yazıtları’ndan Dede Korkut Hikâyeleri’ne, kahramanlık destanlarından halk hikâyelerine kadar sözlü ve yazılı edebiyatımız, millî değerler manzumesidir. Eski Türkler, diyarlardan diyarlara göçerken sancak ve tuğlarını dalgalandırdıkları toprakları “yurt” saymış, daha sonra bu kavram, siyasi istikrarla birlikte yurt ve il kelimelerinin anlamdaşı olarak yerini “vatan” kelimesine bırakmıştır. Türk edebiyatının her döneminde millî motifler görülmüş olsa da vatan kavramı, ilk olarak Türk şiirinin ve modern vatanseverlik ideolojisinin öncülerinden olan Namık Kemal’in kullanımıyla dilimize girmiştir. Özellikle 1940’lardan sonra dünya genelinde ve ülkemizde yeniden şekillenen ideolojiler, fikrî akımlar, sosyal ve siyasi hareketler, edebiyatımıza da yansımıştır. Bu sürecin doğal sonucu olarak vatan, millet, bayrak gibi kavramlar, değer olarak bazen realist bazen romantik bakış açısıyla Türk şiirinde fazlasıyla yer edinmiştir. Bilhassa “Vatan Şairi” Namık Kemal, vatan sevgisini her sevgiden önce tutar. Öyle ki kişinin yaşadığı çevreye dair güzellikleri görme saadeti, onun şiirinde hep vatan sayesindedir. Onun yanı sıra şiirlerinde vatan sevgisini kendine has coşkulu ifadelerle dillendiren şairlerimizden bazıları, Yahya Kemal başta olmak üzere Ziya Gökalp, Mehmet Akif Ersoy, Mithat Cemal Kuntay, Orhan Şaik Gökyay, Arif Nihat Asya, Fazıl Hüsnü Dağlarca ve Abdürrahim Karakoç gibi isimlerdir.
Vatan sevgisini büyüten zaferler
Milletleri bir arada tutan vatanseverlik duygusunu büyüten en büyük unsur, o milletin tarih sayfasına yazdırdığı destanlar, fetihler ve galibiyetlerdir. Elbette yenilgiler de tarihî bir gerçekliktir ve vatan sevgisine mâni değildir. Yeter ki yenilgiler, öncesi ve sonrasıyla birlikte iyi analiz edilebilsin ve bu mağlubiyetlerden çıkarılacak dersler neticesinde zafere giden yolda kazanımlara dönüştürülebilsin. Diğer bir ifadeyle millî kimlik ve vatan sevgisi aktarımında milletlerin ihtiyaç duyduğu, yenilgilerden ziyade yenilgilerden doğan zaferlerdir. Görkemli tarihler, destansı zaferler, çağ açan fetihler, kahraman komutanlar ve liderler, millî mitler, önemli tarihî anlatılar, vatan sevgisinin can damarlarıdır.
Şanlı Türk tarihine bakıldığında bütün bir tarihin yenilgiden çok zaferlerle, fetihlerle, destanlarla örülü olduğu görülür. Malazgirt’ten Çanakkale’ye, Kanije’den Dumlupınar’a, Preveze’den Kosova’ya, Niğbolu’dan Çaldıran’a kadar nice destanlar ve zaferler… İstanbul’un fethiyle nebevi müjdelere nail olan ve dünyanın seyrini değiştiren Fatih Sultan Mehmetlerden Başkomutanlık Meydan Muharebesi’yle bir milletin makûs talihini değiştiren Mustafa Kemal Paşalara… Baştan sona tarihimiz, zaferlerle, destanlarla, kahramanlıklarla ve yeniden dirilişlerle doludur. Hepsini tek tek saymaya yerimiz el vermediği gibi hacet de yoktur. Fakat içerisinde bulunduğumuz ağustos ayında gerçekleşen tarihî zaferleri hatırla(t)manın, vatan sevgisi açısından da faydası olacaktır.
Ağustos ayı, Türk’ün zaferler ayıdır. Ebu’l-Feth Sultan Alparslan’ın Türk’e Anadolu’yu vatan yaptığı Malazgirt Zaferi’nden (26 Ağustos 1071) yine Anadolu’yu düşmana karşı müdafaayı başlatan Büyük Taarruz’a (26 Ağustos 1922) ve bu taarruzun bir sonucu olan Başkomutanlık Meydan Muharebesi’ne (30 Ağustos 1922) kadar pek çok zafer, ağustos ayında gerçekleşmiştir. Fatih Sultan Mehmet’in Trabzon Rum Devleti’ni yıkarak (15 Ağustos 1461) Karadeniz’i Türklere yurt yapması da bu ayda gerçekleşen başlıca zaferler arasındadır. Osmanlı’nın talihini değiştiren Çaldıran Zaferi (23 Ağustos 1514), Yavuz Sultan Selim’in Mercidabık Zaferi (24 Ağustos 1516), Kanuni Sultan Süleyman’ın Mohaç Zaferi (29 Ağustos 1526), Kıbrıs’ın Fethi (1 Ağustos 1571) ve 1921 yılının 23 Ağustos’unda başlayıp günlerce süren ve neticesinde yurdun büyük bir bölümünü düşman işgalinden temizleyen Sakarya Meydan Muharebesi… Ayrıca Sakarya Meydan Muharebesi, Türk milletinin savunma durumundan taarruz durumuna geçtiği dönüm noktalarından biriydi. Sonrasında Büyük Taarruzla birlikte düşman kuvvetlerini tamamen ortadan kaldırmak için hazırlıklar başladı ve 1922’nin Ağustos ayına kadar sürdü. Gazi Mustafa Kemal’in başkomutanlığını yaptığı ordu, 26 Ağustos 1922’de saldırıya geçti. 30 Ağustos’a kadar çembere alınan düşman kuvvetleri, Dumlupınar’da aldığı darbe sonucu kaçmaya başladı.
Vatanseverlik bizleri bir arada tutacak, bir olmamızı ve kenetlenmemizi sağlayacak en büyük unsurdur. Tarihe altın harflerle kayıt düştüğümüz zaferler, fetihler ve destansı kahramanlıklar da bu duyguyu pekiştirecek eserlerdir. İş ki bu eserlerin tarihî okumasını iyi yapabilelim, onların yanına yenilerini ekleyebilelim ve gelecek nesillere de bu şuuru aktarabilelim.


