BİR ÇANAK BAL VE BİR ÇADIRIN HATIRLATTIKLARI
Prof. Dr. Güldane GÜNDÜZÖZ
Kırıkkale Üniversitesi
İslami İlimler Fakültesi
Her sıkıntının ardında saklı bir ferahlık vardır; yeter ki insan ümit etmeyi unutmasın. Kur’an-ı Kerim de bize bu gerçeği hatırlatır: “Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin.” (Zümer, 39/53.) Bizim kültürümüz Ebu Ali Tenuhi’nin yazmış olduğu el-Ferec baʻde’ş-şidde’si gibi sıkıntılardan sonra Allah’ın mutlaka bir kapı açacağını haber veren hikâyelerle dolu kitap koleksiyonlarına şahittir. Medainî, İbn Ebu’d-Dünya ve Ebu’l-Hüseyin Ömer el-Ezdî de aynı hakikati ifade eden kitaplar yazmış, insanların umutlarını kaybetmemeleri gerektiğini vurgulamıştır. Bu eserler ümit duygusunu canlı tutan ibret aynalarıdır. Ümitsizliğe yer yoktur. Yeter ki insan her durumda insanlara gönlünü açabilsin, onların derdiyle dertlenebilsin. Allah, iyilik yapanların bu yaptıklarını dua niyetiyle karşılar ve onlara beklemediği kapıları açar. Kur’an, bu hususta, “Artık kim verir ve sakınırsa, en güzeli de tasdik ederse, biz de onu en kolaya hazırlarız (onda başarılı kılarız).” (Leyl, 92/5-6.) buyurmaktadır.
Müslüman âlimler bu ruhla hareket etmişlerdir. Mısır’ın önemli hadis ve fıkıh âlimlerinden Leys b. Sa’d, bal ticaretiyle de uğraşıyordu. Bir deniz ticaretinde bal yüklü fıçılarla dolu gemi karaya oturur, yaşlı bir kadın geminin yakınına gelerek Leys’ten, uzattığı bir çanağın içine Allah rızası için biraz bal koymasını ister ve ona torunlarının aç olduğunu söyler. Leys aldırış etmez görünür. Ne var ki oradakilerin bilmediği bir şey vardır. İlmiyle olduğu kadar ameli ve hayırseverliğiyle de tanınan bu büyük âlim, yardımcısına kadının adresini bulmasını söylemiş ve bir fıçı balı onun evine bırakmasını istemiştir. Adam görevini yaptıktan sonra hayretler içinde Leys’e gelip, “Efendim bu işin sırrı nedir? Kadına bir çanak bal vermezken koskoca bal fıçısını ona gönderdiniz?” diye sorar. Leys, “Evladım! Bu kadın kendi isteyebileceği kadarını talep etti. Ben ise verebileceğim kadarını verdim. Daha fazla verebilecekken ne diye az bir şey vereyim? Her sadaka veren, verdiği sadakanın ihtiyaç sahibinin eline geçmeden Allah’ın eline geçtiğini bilseydi benim yaptığımı yapardı. Allah Resulü, ‘Veren el alan elden üstündür.’ dememiş midir? Vermenin lezzeti, almanın lezzetinden çoktur.” diye cevap verir. (Hassân Şemsi Bâşâ, İndemâ Yuşriku’s-Sabâh, Dımaşk: Dârü’l-Kalem, 1438/2017, 274.)
Ümitsizlik, bir Müslümana yakışmaz; nitekim atalar boşuna, “Allah var, gam yok” dememiştir. Sonra insan bir sıkıntının kendisi için iyi mi kötü mü olduğunu nereden bilebilir? Yine bazen iyi gibi görünen şey kötü sonuçlar doğurmakta değil midir? Bu hakikat, “Hakkınızda hayırlı olduğu hâlde bir şeyden hoşlanmamış olabilirsiniz. Sizin için kötü olduğu hâlde bir şeyden hoşlanmış da olabilirsiniz. Yalnız Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara, 2/216.) ayetiyle ifade edilmiştir. Yusuf Peygamber’i hatırlamalı. “Andolsun ki Yusuf ve kardeşlerinde, almak isteyenler için ibretler vardır.” (Yusuf, 12/7.) Babasının ona olan sevgisi görünüşte harikulade bir şeyken kardeşlerinin bu sevgiyi kıskanmaları yüzünden Yusuf kuyuya atılmıştır. Kuyuda olmak görünüşte korkunç bir şeydir. Ama bu sıkıntılı durum onun Mısır’ın muktedir vezirinin sarayına girmesine vesile olmuştur. Aziz’in sarayı görünüşte sığınılacak en güzel yerdir, ama bu, Hz. Yusuf’un zindana atılmasına neden olmuştur. Hz. Yusuf’un zindana atılması görünüşte onun başına gelebilecek en kötü şeydir. Fakat bu durum, onun Mısır’da önemli bir mevkiye gelmesine vesile olmuştur. Bütün bunlardan anlaşılıyor ki her imtihanda bir lütuf ve nimet gizlidir.
Muhacirler Mekke’yi terk etmek zorunda kalarak yurtlarından olmuş, ama Allah onlara bütün dünyanın kapılarını açmıştır. Zira her kim Allah’tan sakınırsa Allah ona mutlaka içinde bulunduğu sıkıntıdan bir çıkış yolu vermekte ve onu hiç beklemediği bir yerden türlü rızıklarla nasiplendirmektedir. (Talak, 65/2-3.)
Ömür, tek mevsim değildir. Bazen yaz olur, bazen kış… Bazen hayat hazan mevsimine dönüşür bazen ise çiçekler açıp bahar gelir. Yeter ki gönüllerde ümit olsun. Zira Allah Teâlâ, dilediği kimselere lütfu ile ikramda bulunur. (Yusuf, 12/100.) İnsanın önüne çıkan engeller, onun bedeniyle de ilgili olabilir. Fiziksel engeller de bir ümitsizlik kaynağı olmamalıdır. Yeter ki fikirler ve ruhlar engelli olmasın. Bu konuda Rib’î b. Amir’i hatırlamalı. Hani şu Sasani İmparatorluğu’nun kudretli komutanı Rüstem’e kafa tutan kahraman sahabi… Kendisi aksaktı, ne gam… Onun bu özelliği elçilik vazifesini en güzel şekilde yapmasına engel olamamıştır. Tarih kitapları onun dâhice stratejisini şöyle anlatır: Hz. Ömer zamanında İslam ordusu Kadisiye’ye dayanmıştır. Sasani İmparatorluğu’nun talebi üzerine onlarla bir anlaşma yapmak üzere bir heyetin gönderilmesi gündeme geldiğinde komutan Sa’d b. Vakkas’ın yardımcısı olan Rib’î, “Heyete gerek yok. Ben tek başıma gider, bu işi yaparım. Zira heyet hâlinde gidilirse onlar bizim Sasanilere önem verdiğimizi zannedebilirler.” der. Öyle de olur ve tek başına Rüstem’in ordugâhındaki çadırına varır. Muhafızlar atından inmesini ve kılıcını teslim etmesini isterlerse de o, “Siz görüşmeyi talep ettiniz. Ben ne atımdan iner ne de kılıcımı size teslim ederim. Beni çadıra böyle alacaksanız alın yoksa dönerim.” der. Bu durum Rüstem’e haber verilir. O, elçinin içeri alınmasını ister.
Rib’î çadıra girer. O ne çadırdır öyle! Her yer altın işlemelerle kaplıdır. Yerdeki altın yaldızlı ipek minderler, gösterişli kaplar ve mücevherlerle kaplı bir tahtın üstünde, altın sırmalarla süslü kaftanı içinde komutan Rüstem… Rib’î atından iner, kılıcını yere saplar. İpek minder paramparçadır. “Biz sizin şatafatınıza iltifat etmeyiz, asıl olan İslam’ın tebliğ edilmesidir.” mesajı en asil şekilde verilmiştir artık. (Abdüsselâm Yâsîn, İmâmetü’l-Ümme, Beyrut: Dâru Lübnân li’t-Tıbâ‘a ve’n-Neşr, ty., 267.) Sadece Rib’î b. Amir değil, İbn Ümmü Mektum, Eban b. Osman, Ata b. Ebu Rebah gibi sahabe ve tabiundan isimler engelleri aşmalarıyla bize örnektir.
Asıl engel cehalet ve tembelliktir. Kur’an’ın icazıyla da ilgili kitap yazmış son dönem önemli edebiyatçı ve İslam âlimlerinden Mustafa Sadık er-Rafiî, kulakları ağır işitse de edebiyat ve ilim sahasında derin etkiler bırakmıştır. İlim, sanat, edebiyat dünyasından daha pek çok kimse engelleri aşarak buluşlar yapmış, kitaplar yazmış, fikirleriyle ilham vermişlerdir. Çünkü umut hep vardır…


