Makale

AZ TAMAH ÇOK ZİYAN GETİRİR

AZ TAMAH ÇOK ZİYAN GETİRİR

Gülşen ÜNÜVAR

Pedagog

Sormuşlar çığıl çığıl akan derelere; nereden gelir nereye gidersin? Kayalarla yarenlik, yosunlarla muhabbet mi edersin? Derinlerinde çeşit çeşit otlar, gümüş rengi çakıllar. Bir batar bir çıkar pullu balıklar… Demiş, dağların tepelerin uğultusu masaldır bana. Coşkun ırmaklara karışacağım böyle aka aka. Daha da güçlenerek denizlere döküleceğiz. Kâh dosdoğru ilerleyip kâh sağa sola büküleceğiz. Böyledir doğanın dengesi, küçük büyüğe karışır. Bunu hürmetle yaparlar üstelik, dereler birbiriyle yarışır. İki elin daha fazla ses getirmesi gibidir mesela. Dikkatle bakarsan göreceksin, nasıl da coşkuyla koşar azlar çoklara. Bir fidan ağaca, ağaçsa ormana. Orman şifa salar tüm devrana. Hâsılı, düşerler küçükler büyüklerin ardına. Azca nereye? Çokçanğn yanğna!

Ne güzeldir küçüğün büyükle haşır neşir olması. Azların çoklara karışıp kalması. Güzelliklerin hoşlukların insanlara uğraması. Her zaman iyiliğin nezaketin kazanması… Tüm bunların vuku bulması için tatlı dil gerek. Dil ki ufuklara varan uzunca bir direk. Ne söylediğinden çok nasıl söylediğin önemli. Bıraktığın his, neticeden daha kıdemli. Gün geçmiyor ki ağızdan çıkan cümlelerle kalp kırmayalım. Ya da duyduklarımız karşısında rencide olmayalım. Bilerek belki, belki de hiç bilmeden oluyor bu yaşananlar. Bir an evvel konuşayım deyip de ölçmeden tartmadan muhabbete katılanlar. Dilin sorumluluğu okyanuslar kadardır unutma. Kendisi oldukça ufaktır ama etkisi dağlarca. Ağızdan dökülen kem söz kişiye koskoca bir yük. Dilin cirmi küçük, cürmü büyük.

Her kabın aynı değildir hüneri. Kimi erken pişirir yemeği, demlendire demlendire yumuşatır kimi. Bazıları ağırdan alır, ince ince döndürür yağını soğanını. Bir diğeri ise çabucak kavuruverir ununu salçasını. Toprak kaplar vardır mesela, geç ısınır geç soğur. Hamuru desen, ahşap teknede gönül rahatlığı ile yoğur. Her kabın tavı kendisini bağlar. A€ğr kazan geç kaynar. İnsan da böyledir işte, başkadır her birinin yoğurt yiyişi. Başkadır kalem tutuşu, cümle kuruşu, yolda gidişi. Biri erkenden kavrar konuyu, hemen yapar yorumu. Diğeri daha yavaştır, temkinlice irdeler mevzuyu. Benzemez kimse kimseye, beş parmağın beşi bir değil. Bireysel farklılıkların karşısında saygıyla eğil.

Mahir insandan yana ne çoktur söyleyeceğimiz. Elini attığın her işi başarırsın sen diyeceğimiz. Makas tutsa, top top kumaşlara model verir. Orak sallasa, dönüm dönüm buğdaylar eline gelir. Ustadır her alanda, hüneri dillere destan. Becerikli insanın emeğiyle cennete döner her bostan. Ama bir de tersi var, elinden hiçbir iş gelmeyenler. Aylak aylak dolaşıp elini işe sürmeyenler. Bir çöp dahi kaldırmazlar yerinden, harman hasat hak getire. Boş gezenin boş kalfası, bir uykuyu anca sığdırır gününe. İşi rast gitmez böyle insanların, daima aksilikle tesadüf ederler. Bereketsizdir uğraşları, akıntıya karşı boşa kürek çekerler. Günün sonunda bakarlar ki ortada bir ürün yok, sadece boş laf öğütmüş dişi. Yemişsiz a€açtğr hünersiz kişi, hünersiz kişilerin olmaz işi.

Çalışkanlık güzeldir elbette, mahirlikse aliyyülâlâ. Elinden her iş gelene ne mutlu, ne uzaktır ondan gâlâ. Ancak her şeyi dört dörtlük yaparım diye kendini yüksekte görme. Tevazu dediğin narin bir çiçek gibi durmalı sende. Başardıkça daha da fazlasını ister insan. Aza kanaat ederken doymaz olur artık çoktan. Çıktıkça basamakları birer birer, hayalleri de büyür. Elbette büyüsün hayallerin fakat dikkat et, onlarla birlikte tamah da yürür. Farkına bile varmazsın belki, hırs seni sarar sarmalar. Daha da yükseğe çıkma arzusu ısrarla tırmalar. Çıkarsın çıkmasına ama bak bakalım nasıl bir son bekler? Akıbeti pek de parlak yaşayamaz, elindekilerle yetinmeyenler. Hatta hazır o elindekileri de yitirir. Az tamah çok ziyan getirir.

Biraz da analardan dem vurmak münasip düşmez mi bu yazıya? Akan sular durur, gönül heves eder cümle üstüne cümle kurmaya. Eli öpülesi mübarek insanlardır onlar. Kalpleri pamuktan, cenneti dahi ayaklarının altında taşırlar. Bir ah etsek nasıl da koşar gelirler yardımımıza. Can havliyle yetişirler üstelik iki elleri kanda olsa. Hürmette kusur etmemek düşer bize, analarımız başımızın tacı. Şefkatli bir bakışı, en onmaz yaralarımızın baş ilacı. Kime gidersek gidelim, tutmaz bir ananın yerini. Ana dediğin sevginin sıcaklığın en derini. Ne yaparsan yap onların yeri zinhar dolmaz. Ba€dat gibi şar, ana gibi yar olmaz.

Analar demişken, evlatlardan bahsetmeden geçilir mi hiç? Koyunların peşine düşen taze kuzulardan pay biç. Her çocuk Allah’tan bir emanettir. Çocuğu hakkıyla yetiştirmekse tam bir dirayettir. Erkeği kızı olmaz evladın, hepsi candan bir parça. Ancak kızlar bir başkadır yardım konusunda anaya. Her daim dizinin dibinde, can yoldaşı desek yeridir. Gün gelir sırdaş, gün gelir en yakın arkadaştan daha beridir. Tarlaya gitse ana, ocağını kızına emanet eder. Evi çekip çevirmeye, üç kap aş pişirmeye bir kız yeter. Böyledir bu tecrübe, sınanmış da söylendi söz. Bir anaya bir kğz, bir kafaya bir göz.