Makale

SEYAHAT İYİ GELİR İNSANA

SEYAHAT
İYİ GELİR İNSANA

Aynur Yürük
Edirne Diyanet İl Gençlik Koordinatörü

Son yıllarda tatil denince insanın aklına, birkaç günlük konaklamaya karşılık tüm yıl parasını ödeye ödeye bitiremediği, durup dinlenmeden oraya buraya koşturduğu otel konaklamaları geliyor. Aktivite adı altında çeşit çeşit uğraşlarla tatilin hızına yetişemiyor insanlar. Açık büfe yemekleriyle israfın dozu artıyor. Üstelik çoğu zaman otelden adımını da dışarı atamıyor tatilci, gittiği şehrin ruhuna nüfuz edemiyor, gönlünce kaybolmuyor sokaklarında. Sonunda tatilden geriye maddi ve manevi bir külfet kalıyor. En azından bende hissettirdikleri böyle. Oysa gezmek, dolaşmak, yeni yerleri keşfetmek aynı şey mi?
Bir keşiftir seyahat. Bazen sadece bir tek sırt çantasıyla yola çıkılan bazen de yüreğinin götürdüğü yere yelken açılan bir keşif. Yeni yerleri, coğrafyaları, iklimleri, dağları, denizleri, kıyıları, nehirleri, kırları, bayırları, köyleri, şehirleri, insanları, yaşamları, kültürleri keşfetmektir. Özellikle de kendimizi, ilgilerimizi, heveslerimizi, heyecanlarımızı, merak ettiklerimizi, hayallerimizi... Bunları gerçekleştirirken sabrımızın, tahammülümüzün sınırlarını... Boşuna dememiş eskiler; “İnsan insanı en iyi yolculukta ve alışverişte tanır.” diye. Biz de hem kendimizi hem de bize eşlik eden yoldaşımızı tanırız, keşfederiz seyahatte.
Bir kaçıştır seyahat. Yaşadığın çevreden, insanlardan, hayatın koşturmacasından, dertlerinden, sıkıntılarından uzaklaşma arayışıdır. Yaşadığın hız kesmeyen fakat her gün birbirini tekrar eden hayat yormuştur seni. Kaçmak, uzaklaşmak, başını alıp gitmek, kendinle baş başa kalmak istersin. Tebdilimekânda ferahlık var derler ya, sen de rahatlamak, unutmak, huzura kavuşmak istersin. Bazen sadece senin başına geldiğini zannettiğin dertlerin başka hayatlarda ne kadar olduğunu fark eder, şükredersin. Hayat sadece senden ibaret değildir. Floubert’in dediği gibi “gezerken dünyada küçücük bir alan kapladığını” görürsün. Onun için mütevazı yapar insanı seyahat.
Seyahat terapi gibi gelir insana. Hele yanında sana iyi bir yoldaşlık yapacak dostun da varsa senden iyisi yoktur bu hayatta. Ama iyi seçmelisin yoldaşını. Yolda koymamalı, yormamalı, can sıkan değil can katan olmalı, canlandırmalı insanı. Psikolojide terapiyi “Bireyi rahatlatan kendini iyi hissetmesini sağlayan her şeydir.” diye tarif ediyorlar ya. Terapi olmalı yaptığı seyahat insana. İyi gelmeli, tazelemeli, yenilemeli.
Bunun için çok şey gerekmiyor aslında. Önce niyet sonra biraz heves, biraz hayal, biraz da enerjiniz varsa kendinizi yollarda buluverirsiniz. Bir bakmışsınız, Edirne’den kısa süre önce Ankara’ya uğurladığınız ablanızla birlikte teleferikle Ankara semalarında veya Aksaray’da çoktandır görmeyi istediğiniz kıymetli bir arkadaşınızın yanındasınızdır. Oradan Nevşehir’de sizi hasretle bekleyen dostunuzla beraber Kapadokya’da sabahın nurunda havalanan devasa balonların altında veya orta Anadolu’da kızının düğününde en doğal ve tatlı Ege şivesiyle sizi garşılayıveren Burdur’lu bir dostun evinde ya da Isparta yollarında dağların tepelerin arasından geçerken yol kenarında uzayıp giden elma ağaçlarının arasında, sizinle çayından daha sıcak muhabbetini, gelen dostlarıyla paylaşan Gelendost’lu teyzelerin sofrasındasınızdır. Bir bakmışsınız oradan Antalya sahillerine inmiş, daha önce ancak televizyonda gördüğünüz koyların mavisinin binbir tonunu temaşa etmiş, Yörük köyünde doğal güzellikleri seyretmiş, en virajlı yollardan Olympos kıyılarına giderken eski medeniyetleri keşfetmiş, bungalov evlerde gecelemişsinizdir. Bir bakmışsınız, Demre’nin şirin köyü Üçağız ve Kekova’ya uğramış, Allah’ın size kardeşlerinizin eliyle gönderdiği ikramın tadına bakmışsınızdır. Hızınızı alamamış, sürat motoruna bağlanmış adına “ringo” denen aşırı adrenalin içeren su oyuncağındaki çocuklarınızı kameraya alabilmek için motorda kendinizi zor zapt etmişsinizdir. Bir bakmışsınız Saklıkent Kanyonu’nda gürül gürül akan tertemiz ve soğuğuna dayanılmaz suyun içinde zar zor ilerlemiş, ardından Gizlikent şelalesine ulaşmak için yine soğuk suyun içinde metrelerce yürümek zorunda kalmış ama bu tecrübeden tarifsiz zevk almışsınızdır. Gün bitmeden Akdeniz’in kıyılarını aşmış Fethiye’de gün batımında güneşin en can alıcı kızıllığına ulaşmış, ertesi gün de Ölü Deniz’in tertemiz, dalgalı sularına ve gökyüzünde rengârenk paraşütleriyle uçuşanlara hayran hayran bakmışsınızdır. Bir bakmışsınız Aydın’a varmış oradan Efes’in antik döneminden kalma eserlerinin arasında kendinizi Helenistik dönemde buluvermiş, oradan da adı gibi şirin Şirince’nin sokaklarında bedenen yorulmuş ama ruhen dinlenmişsinizdir. Ardından İzmir’de sizi bekleyen arkadaşınıza ulaşmış, onu da alıp Seferihisar Sığacık kasabasında pazar günleri kurulan köy pazarında kendi el emeği ürünlerini satan halkla sohbet etmiş, kızçelerinize rengârenk kolyeler almış dönüşte de sizin ziyaretinize rast gelen İzmir fuarına uğramış, eski zamanlarda bu fuarın memleket için önemini hatırlamışsınızdır.
Bundan sonrasında hikâye nasıl devam eder bilinmez. Önünüzde yollar açıksa, yanınızda size eşlik eden yolcular (çocuklarınız) mutluysa, enerjiniz bitmemiş, hevesiniz kaçmamışsa, yeni hikâyeler yeni menziller çıkacaktır karşınıza. Sevgili Peygamberimiz de “Seyahat edin sıhhat bulun.” diyordu ya, seyahat iyi gelir insana...