Makale

İNSANA ARADIĞI ŞEYE BAKARAK DEĞER BİÇİLİR

İNSANA ARADIĞI ŞEYE BAKARAK
DEĞER BİÇİLİR

Dr. Abdülkadir ERKUT

DİB Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَابْتَغُٓوا اِلَيْهِ الْوَس۪يلَةَ وَجَاهِدُوا ف۪ي سَب۪يلِه۪ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının, O’na yaklaşmaya vesile arayın ve O’nun yolunda cihat edin ki kurtuluşa eresiniz.”

(Maide, 5/35.)

Maide suresinde Yahudilerin peygamberlerine eziyet ettikleri, onlara kaba davrandıkları: “Biz Allah’ın oğulları ve sevgili kullarıyız.” diyerek atalarının amelleri ile iftihar ettikleri bildirilmiştir. Öte yandan Hz Muhammed (s.a.s.) ve müminlere ettikleri ihanet, kurdukları tuzak ile Allah’ın onların bu tuzaklarına mani oluşu hatırlatılmıştır. Bu suretle Yüce Allah, Yahudilerin isyankârlıklarındaki cüretlerine dikkatleri çekmiştir. Aşağıdaki ayette ise müminlere, onların bu davranışlarının aksine isyandan sakınmalarını, itaate koşmalarını emretmiş; atalarının amelleri ile övünmeyi bırakıp kendi amellerine bakmaya davet etmiştir. (Razi, Tefsir, XI, 348.) Bahsi geçen ayeti kerimenin meali şöyledir:

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının, O’na yaklaşmaya vesile arayın ve O’nun yolunda cihat edin ki kurtuluşa eresiniz.” (Maide, 5/35.)

Ayet-i kerimede, iman edenleri kurtuluşa, selamete ve bahtiyarlığa ulaştıracak yolun üç adımdan meydana geldiği ifade edilmiştir ki bu yolun ilk adımı takvadır. Takva, günahları terk etmek, haramlardan uzak durmak, Allah’ın gazabından sakınmaktır. Takva bir kaledir; bu kale sayesinde mümin kendini şerlerden korur, günahlardan uzaklaşır. Allah’ın gazabını celbedecek şeylerden sakınır. Bu takdirde kalbi, Allah’ı zikre yönelir, O’nun, içinden geçenler dâhil her şeyi bildiğini, varlığın gerçek sahibi olduğunu idrak eder. Takva sayesinde Allah’ın murakabesini hisseder hâle gelen kişi kurtuluş yolunda ikinci adımı atar: O’na yaklaşmaya vesile arar.

“Yakınlık” anlamına gelen vesile, Allah’a yaklaştıracak, O’nun rızasına ulaştıracak salih ameller işlemektir. İlimle, ibadetle, erdemli davranışlarla ve salih amellerle Allah’a yaklaşmaya çalışmaktır. Salih amel, Allah’ın emir ve yasaklarına riayetten başlayarak hayatın her alanını kapsayacak kadar geniş boyutludur. Cenab-ı Hak kullarını ısrarla salih ameller işlemeye teşvik etmiş ancak salih amelleri hazır bir liste olarak önlerine koymamıştır. Bunun anlamı, emir ve yasaklarına riayet etmeye ilaveten salih amelleri arayıp bulmaya ve onları işlemeye teşvik etmektir.

Vesile, isteyerek, severek Allah’a yönelip itaat etmek, O’na itaati arzu etmektir. O’nun rızasını istemek ve rızasına nail olmak için O’na kendisi ile yaklaşacağı ameller aramaktır. Çünkü vesile kelimesinde isteyerek itaat etme anlamı vardır. (İsfahani, el-Müfredat, I, 871.)

Vesile kelimesinin ikinci anlamı cennette Allah Resulüne has bir makamdır. Hz. Peygamber ümmetini, bunun için kendisine dua etmeye teşvik etmiştir. (Buhari, Ezan, 8.) Vesile’nin bu manası da kelimenin kökündeki, taatlerle Allah’a yaklaşma manası ile uyumludur. (Ebu Zehre, Zühretü’t-Tefasir, IV, 2162.)

Bazı âlimlere göre vesile, muhabbet anlamına gelmektedir. Ayet, kulu Allah’a muhabbetini izhar etmeye davet etmektedir. Bazılarına göre de vesile, ihtiyaç anlamınadır. Kul ihtiyacını göklerin ve yerin anahtarları elinde olan Allah’tan istemeli; O’ndan başkasına yönelmemelidir. “Vesile”nin anlamına dair zikredilen bu görüşler de kelimenin asıl anlamı ile irtibatlıdır. Ayet-i kerimede yer alan vesile kelimesi, sonraki dönemlerde yazılan tefsirlerde “tevessül” kavramı ile ilişkilendirilmiştir. Salih amellerle ve yaşamakta olan salih bir kişinin duasıyla tevessül caiz kabul edilmekte, Allah’tan başkasından isteme şeklinde bir davranış caiz görülmemektedir. (Fetvalar, DİB Yayınları, s. 406.)

Allah’a yaklaşmak için vesile arama emri, hayırlı ameller işlemek için koşma, bu yolda birbiri ile yarışma manasını içermektedir. Allah böyle davranan kullarını çeşitli ayetlerde övmüştür. (Enbiya, 21/9; Âl-i İmran, 3/114; Müminun, 23/61.) Ayrıca cümlenin yapısında (car-mecrurun takdiminde) başkasını değil Allah’ı istemeye vurgu vardır. Ondan başkasına, ancak O’nun rızasını arama amacıyla yaklaşılır. Çünkü gerçek anlamda fayda verecek yakınlık, O’na olan yakınlıktır.

Kurtuluş, selamet ve bahtiyarlık yolunun üçüncü adımı, Allah yolunda cihat, O’na itaat uğruna çaba göstermektir. Nehyedileni terk etmek, emredileni yapmak nefis için bir meşakkattir. Çünkü nefis dünyaya ve maddi lezzetlere çağırır. Vahiy ile aydınlanmış akıl ise Allah’a kulluk ve taate davet eder. Bu ikisi arasında bir zıtlık vardır. Böyle olunca, “O’na yaklaşmaya vesile arayın.” emrinin arkasından “O’nun yolunda cihat edin.” denilmiştir. Cihadın bir boyutu, nefse galip gelme, şeytanın vesveselerine karşı koyma konusunda gösterilen çabadır. Diğer boyutu ile cihat, hayrı teşvik etmek, şerri defetmek, zulme mani olmak, adaleti ikame etmek ve faziletli bir toplum meydana getirmek için çaba göstermektir.

Kurtuluş, selamet ve bahtiyarlık yolunu oluşturan bu üç adımdan umulan netice, felahtır. Felah, her istediğini elde etmek ve her korkudan kurtulmak demektir. Ebedî saadet ve sürekli nimettir. Felah, dünya ve ahirette insanın elde edeceği her türlü iyiliği ifade eden en kapsamlı kelimedir. Mutlak olarak söylendiğinden de anlaşılmaktadır ki ayetteki müjde, hem dünya hem de ahiret iyiliğine şamildir.

Hayat, sürekli bir devinim içinde seyretmektedir. İnsanın hayatı boyunca gösterdiği bunca çaba ve gayretin amacı, maddi ve dünyevi istekleri elde etmekten mi ibarettir? Böyle olmadığı içindir ki insanoğlunun her zaman anlam arayışı ile ilgili bir gündemi olmuştur. Maddi hazlar, dünyevi idealler, seküler kavramlar ile hayatı anlamlandırma çabası bir yere kadar çare olmaktadır. Bu pansuman tedbirler, sonsuzluğa âşık insanın kalbindeki fanilik yarasına nereye kadar merhem olabilirler ki! Kur’an, insanı, bakışlarını sonsuz bir ufka doğru yönlendirmeye davet etmektedir. Bu takdirde anlam arayışına doğru cevabı bulabilecek, bütün çaba ve gayretleri bu ufka bakarak anlam kazanacaktır. Bu da Allah’ı aramak, O’nun rızasını elde etmeye vesile olacak ameller peşinde koşmaktır. Bu arayıştır insanı gerçek anlamda felaha ulaştıran! Ve de, eskilerin dediği gibi “İnsana, aradığı şeye bakarak değer biçilir.”