Makale

NOSTALJİ

Mesut ÖZÜNLÜ

NOSTALJİ

Nostalji sözcüğünü ilk kez çağdaş bir romancının eserini okurken görmüştüm. ilk görüşümde anlamını dahi bilmediğim bu kelime, hafızamda tatlı bir ritme sahip, hoş telaffuzlu bir intiba bırakmıştı. Hemen okumayı kesip bu kelimenin anlamını aramış, başucumda bulunan bütün lügatleri taramış fakat bir türlü bulamamıştım.
Günler, haftalar, aylar geçiyordu... Ama hâlâ ben nostalji aramaya devam ediyordum.
Zamanla, içinde nefes soluduğum anlarda bulamadığım nostaljiyi, artık mazide aramaya başlamıştım. Ne zaman nostalji kelimesiyle karşılaşsam bir köşeye çekilir, kendimle başbasa kalır, adına “dün” dediğimiz sessiz zamanlara dalardım. Belki birgün bulurum ümidiyle, içinde yasadığım zamanın gerilerine, hatta ötelerine uzanırdım.
Suları tersinden akıtmak mümkün mü? Bir su gibi akıp giden ömrün geçtiği köprübaşlarında, bir demet hatıradan başka ne olabilir ki?
Bir ara, kanımın kaynadığı, durduğum yerde duramadığım delikanlılık günlerime baktım.
Abimle, kilden çanak yapıp, pişirdiğimiz aşa tuz yerine kum ekerek oynadığımız çocukluk günlerime yürüdüm.
Hele hele arkadaşlarımızla kardan adam yapıp, bir de üşümesin diye, sımsıcak duygularla sırtına palto giydirdiğimiz gün yok mu! Bana aynen Ka’b bin Züheyr’in:

“Eğer birgün dönerse geriye
Her rüya gibi geçen gençliğim
Ona, ihtiyar halimin bana
Neler yaptığını söyleyeceğim.”
mısralarını hatırlattı.
Anladım ki nostalji bugünün düne özlemiydi. İnsanın, güzellik dolu binbir hatıra ile yeniden bir olma
hasretiydi.
Tıpkı çok sevdiği babası toprak olmuş bir yetimin, baba kucağına olan özlemi gibi...
Tıpkı yüzü çile çizgileriyle vatan haritasına dönmüş bir Anadolu anasının, ilk beyaz gelinlik giydiği güne olan hasreti gibi...
Herkesin, içinde yasadığı zamandan geçmişe firar ettiren nostaljik bir hatırası vardır.
Siz hiç sevmek için elinize aldığınız bir kelebeğin, parmaklarınıza sedef tozunu andıran nazenin bir kına yakıp, bir müsade isteme edası ile, nazikçe kaçışına şahit oldunuz mu?
Siz hiç yeşilliğin köpük köpük kabardığı bir baharın kucağına oturup, birden üzerinize konan bir uğur böceğini "uç, uç, uç, uç... annen sana telli pabuç almış” diyerek, kevser durusu duygularla parmağınıza alıp uçurdunuz mu?
Siz hiç çimende yayılan bir koyun sürüsüne yaklaşıp, bembeyaz, zarif, fettan fettan oynasan bir kuzuyu alıp bağrınıza bastınız mı?
iste nostalji sizin bu güzellikleri tekrar yaşama isteğinizdir. Bir kuzucukla aranızda geçen hatırayı özlemenizdir. Bir böcekle aranızda geçen tatlı bir anıyı hatırlamanızdır.
Nostalji, insanı zaptı zor olan duygulara sürükler, insanı önlenemez sevinçlere garkettiği de olur nostaljinin. Ama öyle nostaljiler de vardır ki, insanı sevinçle hüzün karışımı duyguların kucağına atar.
Tıpkı Bosna’da harap bir evin enkazı altından çıkmış, bir kenarı yanık resimde, gülerek bakan kız gibi.
Tıpkı Çanakkale Müzesi’nde gördüğüm bir kanlı kamanın, bende bıraktığı iz gibi.
Tıpkı Yemen çöllerinde bulunmuş bir üzengi parçasının üzerine kazınmış ayyıldız gibi.
Bazen nostaljinin kitleleri, kuşakları tutup bir devir öncesinin nadide günlerine doğru sürüklediği de olur. Modern hayatın doruklarında dolaşan günümüz insanının, otuzlu yılların gramofonlarına, sessiz sinema filmlerine ve o yıllara ait tipik giyim modellerine olan ilgisi, hep bu tutkunun gelişip serpilmesinin bir sonucudur, denebilir.
Bütün bunların ötesinde nostalji, ruhun en nadire olan dönüş arzusudur.
Yüzümüz Beytullah’ı, gözümüz güzeller güzelini, dilimiz ballar balını, burnumuz güller gülünü, kulağımız bülbüller bülbülünü hep bunun için özler...