Makale

Olması Gereken Bu!

Prof. Dr. Ali Köse
Marmara Üniv. İlahiyat Fak.

Olması
Gereken Bu!

Papa’nın Almanya’da İslâm aleyhine konuşmasına karşılık, Diyanet işleri Başkanı Ali Bardakoğlu’nun sözlerinde tüm Müslümanlar vicdanlarının aksisedasını hissettiler. Batılılar böyle kararlı bir çıkış beklemiyorlardı. Hele Türkiye’den bir ses hiç akıllarında yoktu. "Muhatabınız benim!" diyen bir sesti bu. Yılların alışkanlığını bir kalemde silen yeni bir sesti: Şaşırmışlardı. Papa’nın sözlerinin sadece bir alıntı olduğunu, olayı abartmaya gerek olmadığını ifade ederken bile şaşkınlıklarını belli ediyorlardı. "Papa haklı!" diyen çıkmadı hiç aralarından. Çünkü biliyorlardı Papa’nın din ile bilim arasında İslâm aleyhine kurduğu denklemin aslında Ortaçağı tanımladığını. Çünkü biliyorlardı, Ortaçağ’a bizzat kendi tarihçilerinin "Karanlık Çağ" adını verdiğini. Alttan almaya çalıştıkları her hallerinden belliydi. Karikatür Krizi’nde bile daha yukarılarda seyretmişti psikolojileri. Çünkü biliyorlardı, dünyanın en tanınmış dini figürüne bir başka din hakkında bu tür sözler sarf etmenin yakışmadığını.
Gözler 28 Kasım 2006 tarihli Ankara buluşmasına çevrilmişti. CNN, muhabirlerini bir ay öncesinden göndermişti Türkiye’ye. Papa, Cumhurbaşkanı Sezer’in davetlisiydi, ama tüm dünya Bardakoğlu-Papa buluşmasına odaklanmıştı. Diyanet İşleri Başkanı duruşunu hiç bozmadı. Gereken yapılmış, vakar korunmuştu. Türk misafirperverliğinin en güzel örnekleri sergilendi. Ama artık söz söyleme vaktiydi... "İşte bu!" dedi tüm Türkiye basın toplantısı başlayınca. Çünkü Diyanet İşleri Başkanı, Papa’nın Almanya konuşmasına dokundurmuş, yine lisan-ı münasiple cevap vermişti. Diyaloğun nasıl olması gerektiğini bir kez daha göstermişti II. Vatikan Konsülü’nde dinlerarası diyalog kararı alan Katolik dünyasına. Bir kez daha yüreklere su serpmişti Başkan. Tüm Türkiye ve tüm İslâm âlemi bir kez daha mutlu olmuştu böyle bir duruştan. Kendilerini Diyanet işleri Başkanlığı’na çok yakın hissetmeyenler bile takdir etmişlerdi bu duruşu. "Öğrencilerime ödev verdim, Papa’nın ve Diyanet işleri Başkanı’nın basın toplantısındaki konuşmalarını okuyup gelecekler, bu haftaki dersimizde içerik analizi yapacağız" dedi, iletişim Fakültesinde öğretim üyesi olan bir arkadaşım. Tabii "bizimkisi daha kaliteli" imasını da ihmal etmedi.
"Geldim, Gördüm ve Özür diledim!" başlığını atmıştı bir haftalık dergi, Papa ziyaretinin ardından. Tabii Roma’nın istilâcı karakterini anlatan "Geldim, Gördüm, Yendim!" deyişine göndermede bulunarak. Kimileri tartıştılar, "Papa gerçekten özür diledi mi?" diye. Sözlü özür beklemek zaten doğru değildi "düşmez, şaşmaz" görülen en ruhani liderden. Ama tüm tavır ve davranış şekilleri bir suçluluk psikolojisine işaret ediyordu. Sultanahmet Camii’ndeki
"huzur duruşu" bile bu psikolojinin yansımasıydı.
Papa’nın Almanya konuşmasından bu yana gelişen olaylardan tüm dünya çok şey öğrendi. Ama öğrenme adına en kârlı çıkanı yine Papa oldu: Kardinal Ratzinger olmakla, Papa 16. Benedictus olmanın ayrı şeyler olduğunu Türkiye ziyareti öncesi çoktan anlamıştı.
Papa’nın Almanya konuşmasıyla başlayan ve Türkiye ziyareti ile son bulan süreçte, Diyanet işleri Başkanlığı’nın takip ettiği politika tüm İslâm dünyasını sevindirdi. Ancak bu politikanın Türk halkı için taşıdığı anlam bir başkaydı. Çünkü Diyanet, milyonların gönlünü bir kez daha kazandı. 28 Kasım 2006 gününü tarih yaptı. Hem de tek cümleye yerleştirilen sembolik bir duruşla... Teşekkürler Diyanet, teşekkürler Ali Bar- dakoğlu, bizlere "işte bu!" dedirttiğiniz için...