Makale

EDİTÖRDEN

EDİTÖRDEN

Dr. Yüksel Salman


TARİHSEL süreçte ibadet mekânı olma dışında pek çok fonksiyonu icra etmiş olan camiler, toplumsal hayattaki merkezi konumlarını hep muhafaza etmişlerdir. Şehirlere ruh, bunalan yüreklere huzur, daralan kalplere ferahlık veren camiler, kimsesizlerin sığınağı, hiçbir ayrım gözetmeksizin herkese kucağını açan birer ilim yuvalarıdır. İslam kültür ve medeniyetinde hayat cami ile başlar ve camilerin çevresinde gelişir. Tarih boyunca camiler, temizlik mekanlarıyla arınma merkezleri, aşevleriyle fakirlerin, kimsesizlerin sığınağı, medreseleriyle beldelerin ilim, hikmet ve marifet merkezleri olmuşlardır. Bu yüzden camiler, İslam kültür ve medeniyetinin beşiği mesabesindedir. Bu medeniyette Müslümanlar, dünyanın dört bir ucunda, fethedilen her bir beldede mabetler inşa etmiş, mabetler de içinde bulundukları toplumları imar etmiş ve sosyal hayatın adeta kalbi olmuşlardır.
İslam medeniyeti bir cami ve kitap medeniyetidir. Allah Rasulü’nün mescidinde, onun bereketli meclisinde yetişen ashab-ı kiram, orada Kur’an-ı Kerim’i okumuşlar, Kerim Kitabın mesajlarını ve Hz. Peygamberin sünnetini anlamaya çalışmışlardı. Ashab-ı suffe ile başlayan ilim halkaları, tarih boyunca İslam coğrafyasının kendi geleneksel kültür ve medeniyet yapıları içinde gelişerek devam etmiş, cami ve medreselerin yanında kütüphaneler inşa edilmiştir. Devlet yöneticilerinin ve hayırsever halkın bağışlarıyla kurulan kütüphaneler, genellikle medreselerin çevrelerinde neşvünema bulmuştur. Özellikle Osmanlı medeniyet tecrübesinde kütüphanelerin, klasik uygulamaların istinat duvarını aştığını ve cami kütüphaneleri formunda sivil hayata karıştığını görürüz. Cami kütüphaneleri, İslam’ın bütün yeryüzünü mescit kabul eden ve ilmi kadın erkek bütün Müslümanlara farz kılan yaygın eğitim karakterinden beslenmiştir.
İslam, kendinden önceki devri “cahiliye” olarak nitelendirmiş, o döneme ilişkin olumsuz davranış kalıpları yanında bilgisizliğin ve cehaletin her türlüsünü de ortadan kaldırmayı istemiştir. “Oku!” hitabıyla başlayan Yüce Kitabımız, hiçbir ayrım gözetmeksizin bilgiyi yüceltmiş, okuyanları methüsena etmiş ve bilenlerle bilmeyenleri kesin bir dille birbirinden ayırmıştır. İşte ilme karşı bu derin ilgi, Müslümanları kitapların rehberliğinde sadece ilahiyat alanında değil, matematik, fizik, kimya, astronomi ve tıp gibi sahalarda da öncü yapmış, huzurlu çağların mimarı ve mihmandarı kılmıştır.
Diyanet İşleri Başkanlığımız, mabetlerin kitapla olan kadim ve bereketli birlikteliğine dikkat çekmek amacıyla 2016 yılı Camiler ve Din Görevlileri Haftası çerçevesinde tertip edilecek etkinliklerin ana temasını “Cami ve Kitap” olarak belirledi. Bizler de Diyanet Aylık Dergi olarak cami ve kitap birlikteliğine dikkat çeken bir gündem hazırladık.
Prof. Dr. Zekeriya Güler, camilerin sosyal hayattaki rolüne dikkat çeken “Mabetler Medeniyeti” başlıklı yazısıyla dosyamıza katkıda bulundu. Yrd. Doç. Dr. Mesut Kaya, “Mekân Birliğinden Ruh Birliğine; Cami ve Kitap” başlıklı makalesiyle cami ve kitabın birbirini besleyen ruh köküne dikkat çekti. Prof. Dr. Ziya Kazıcı, camilerin mektep olma hüviyetlerini ele aldı. Prof. Dr. Şakir Gözütok, Hz. Peygamber devrinden itibaren mescitlerin nasıl ders meclislerine dönüştüğünü anlattı. Selahaddin Çelebi, kitabın camiyi, caminin de toplumu inşa ettiğine işaret ederken, Prof. Dr. M. Asım Yediyıldız, mabet ve kitabın özdeşliğini “Ulu Cami Kütüphanesi” örneği üzerinden Diyanet okurları için yazdı. Zevkle okuyacağınızı düşündüğümüz bu ayki gündem söyleşimizde, Prof. Dr. Sadettin Ökten, Ali Aygün’ün “Cami ve Kitap” temalı sorularını cevapladı.
Gündem dosyamızı ve birbirinden değerli köşe yazılarını ilginize sunuyor, bir sonraki sayıda yeniden buluşmayı diliyoruz.