Makale

Tarihsel Süreçte Camilerde Ders Halkaları ve Ders Meclisleri

GÜNDEM

Tarihsel Süreçte Camilerde
Ders Halkaları ve Ders Meclisleri

Prof. Dr. Şakir GÖZÜTOK
Yüzüncü Yıl Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

Camiler veya diğer adıyla mescitler, İslam dünyasında var olduğu günden beri ilmin öğretildiği en önemli merkezler olmuşlardır. Camiler, bu hususiyetlerini bizzat Rasulüllah’ın (s.a.s.) uygulamalarından almışlardır.
Camilerde yaygın öğretim şeklinde uygulanan eğitimin yanında örgün eğitim de verilmekteydi. Tarihî süreç içerisinde camilerdeki örgün eğitimin önemli bir kısmını “ders halkaları” oluşturmuştur. Ders halkası, isminden de anlaşılacağı gibi öğrencilerin ders esnasında öğretmenin etrafında halka şeklinde oturmasıdır. Camilerdeki ders halkaların ilkini bizzat Rasulüllah (s.a.s.) başlatmıştır. Taberani’de gelen bir rivayette Rasulüllah (s.a.s.) dinî konuları öğretirken, sahabe etrafında halka çeklinde oturur ve öylece Hz. Peygamber’i (s.a.s.) dinlerlerdi. Bu iş Mescid-i Nebevi’de sürekli tekrarlandığından, daha sonra Müslümanlar arasında bir gelenek hâlini almaya başlamıştır. Sahabeden Muaz b. Cebel (r.a.) ve Cabir b. Abdullah’ın (r.a.) da Mescid-i Nebevi’de ilmin öğretildiği birer ders halkaları mevcuttu. Abdullah b. Revaha’nın (r.a.) da özellikle tevhit ile ilgili konuların işlendiği bir ders halkası vardı.
Camilerde ders halkaları
Asrısaadetten itibaren camilerde kurulan ders halkaları, camilerin ayrılmaz bir parçasını oluşturmuşlardır. İlk başlarda yukarıda ifade ettiğimiz şekilde başlayan ders halkaları, daha sonra kendi içlerinde bir ilmî hiyerarşiye sahip olmuşlardır. Ders halkasının baş tarafında hocanın hemen her iki yanında en kıdemli iki öğrencisi oturur, geriye doğru kıdem sırasına göre sıralanırlardı. Dolayısıyla hocanın tam karşısında oturan öğrenci, en yeni öğrenci olurdu. Derslerde başarı gösteren öğrenci, hocaya doğru sıra atlayarak oturur, nihayetinde dersteki başarısı arttıkça ders halkasındaki yeri değişir ve hocasının yanında oturuncaya kadar kademe kademe ilerlerdi.
Bir âlimin tek ders halkası olabileceği gibi, birden fazla ders halkası da kurabilirdi. Ayrıca ulemanın, bir konuyu esas alan ders yerine sadece fetva vermeye has ders halkaları da olurdu. Mesela Ebu Ali b. Benai el-Bağdadi’nin (ö. 491/1098) biri Hanbeli mezhebi üzerine fetva ve diğeri vaaz için iki ders halkası vardı. Keza Ebu Bekir en-Necad’ın (ö. 348/959) da, Mansur Camii’nde iki ders halkası vardı; biri namazdan önce Hanbeli mezhebi üzere fetva için, diğeri ise namazdan sonra hadis içindi. Bunun pek çok örneklerini saymak mümkündür.
Ders halkalarının bazıları sadece fetva vermeye hastı. Söz gelimi Ebu Abbas el-Ebiverdi’nin (ö. 425/1034), Bağdat’taki Mansur Camii’nde fetva verdiği bu tür bir ders halkası vardı. Aynı anda Abdulvahhab et-Temimi’nin (ö. 425/1034) de, Hanbeli mezhebi üzerine fetva ve vaaz halkası vardı. Keza Şafii mezhebinin meşhur fakihlerinden Ebu Hamid el-İsferayini’nin öğrencisi Muhammed es-Sebbağ’ın (ö. 448/1056) da, aynı camide Şafii mezhebi üzerine fetva halkası mevcuttu.
Dolayısıyla bir camide birden fazla benzer konuları işleyen fetva vermeye matuf ders halkaları olduğu gibi, aynı anda bir kaç tane diğer ilmî konuların işlendiği halkalar da olabilirdi. İbnü’l-Cevzi’nin Muntazam adlı eserinde bildirdiğine göre, Kûfe Merkez Camii’nde yüz fıkıh halkasında aynı anda ders yapıldığına dair rivayetler mevcuttur. Cami ve mescitlerde, her âlimin ders halkasının yeri belliydi; mesela Ebu Abdullah el-Ezdi (ö. 323/935), Medine Camii’ndeki ders halkasını, tam elli yıl aynı sütunun altında gerçekleştirmişti.
Camilerde ders halkalarının yanında, ayrıca “ders meclisleri” veya “ilim meclisleri” denilen ilmî konuların ele alındığı ayrı oturumlar da mevcuttu.
Camilerde ders meclisleri
Bilindiği gibi meclisin sözlük anlamı; yatarken veya uzanırken kalkıp oturmak anlamında ism-i mekânı ifade eder. Eğitim ve öğretimdeki ıstılahı anlamı ise; önceleri bir hocanın, bir cami veya mescitte namazını kıldıktan sonra oturduğu makamı ifade ederdi. Daha sonraları meclis kavramı, içinde eğitim ve öğretim faaliyeti ya da diğer ilmî tartışmaların yapıldığı her türlü oturum için kullanılmış ve zamanla pek çok öğretim faaliyetini ifade eder olmuştur.
Ders veya ilim meclislerini genelde iki şekilde ifade etmek mümkündür: Hususi meclisler ve Umumi meclisler.
Hususi meclisler veya diğer bir isimle meclisü’l-has, bir ilim dalına ve yalnızca o ilim ile iştigal eden kimseler için düzenlenen ilim meclisidir. Mesela meşhur hadis âlimi Hafız Ebubekir Hatib el-Bağdadi’nin (ö. 463/1071), Şam Ümeyye Camii’nde hadis derslerini verdiği ve çok büyük katılımın olduğu bir hususi meclisi vardı. Hususi meclislerin bir başka çeşidi ise, bir kişinin kendisi için düzenlediği ilmî toplantılardır. Mesela Abbasi Halifesi Me’mun, henüz halife olmadan önce yalnızca kendisinin istifade etmek istediği, şahsına münhasır ilmi münazaraların yapıldığı ders meclisleri tertiplerdi.
Umumi meclisler veya diğer ismi meslisü’l-âmm olan ders meclisleri ise, isminden de anlaşılacağı gibi her ne kadar sadece bir ilme tahsis edilmiş olsalar bile herkese açık olan meclislerdir. Bu tür meclislerin en meşhuru sahabeden Abdullah İbn Abbas’ın (ö. 68/687) gerçekleştirdikleridir. İbn Abbas’ın (r.a.) evinin bulunduğu sokak, bu ders meclisleri esnasında tıklım tıklım insanlarla dolardı ve kendisi abdest aldıktan sonra Kur’an ile ilgili bilgi almak isteyenleri eve alırdı, ev ve hücrelerin tamamı insanlarla dolup taşardı. Keza Abdurrahman b. Ahmed Nahşiyri (ö. 420/1029) de, bu şekilde Merv’deki evinde ders meclisleri düzenlerdi. Ebu Muhammed es-Sebi’i (ö. 371/981) de, böyle umumi bir mecliste hadis dersleri verirdi.
Bu tür meclisler, genellikle ilmin tahsil edildiği mekânlarda yapılmakla birlikte, bazı zamanlar Ebu Halid el-Vasiti’nin (ö. 206/821) “Ümmü Cafer Bostanı” denilen tamamen bostan ve yeşilliklere sahip bir alanda icra ettiği gibi, herkese açık alanlarda da olabiliyordu. Benzer bir şekilde, Ebu Çeyş el-Kâim, Şam’a vali olmadan önce 399/1008 yılında katıldığı ilim meclisleri, bir bostan ile küçük bir gölcüğün arasındaki açık alanda yapılırdı. Bu tür yerlerin özelliği, hem herkesin katılabileceği geniş mekânlar olması, hem de daha çok dinleyicinin katılımının sağlanması amacıyla seçilmiş olmalıdır. Meclisler, halka açıktı ve bazen katılımcılar tarafından soru da sorulabilirdi. Bu sebeple bazı âlimler, meclislerine katılanlar için çeşitli şartlar ileri sürmüşlerdir.
Bu tür ilmî konuların tartışıldığı ders meclislerinin dışında, düzenlendikleri ilme göre değişik isimler alan meclisler vardı. Bu şekilde çeşitli konuların tartışıldığı oturumlara “meclisü’n-nazar” (münazara meclisi) denirdi. Mesela Ebu Cafer es-Semnani’nin (ö. 344/955) kendi evinde düzenlediği ve meşhur bir münazara meclisi vardı.
Ders meclisleri, işlendiği konular bakımından da zaman zaman farklı isimlerle anılmışlardır. Mesela fıkhi konuların işlendiği oturumlara genellikle “meclisü’l-ilm”, hadis ilminin ele alındığı meclislere “meclisü’l-imla” veya “meclisü’t-tahdis” denilirdi. Meşhur Şafii âlimlerinden Ebu Zeyd el-Mervezi’nin (ö.371/981), böyle imla ve tahdis meclisleri herkesçe bilinirdi.
Aynı şekilde edebiyatla ilgili konuların işlendiği oturumlara ise, “meclisü’l-edeb” denirdi. El-Hatimi diye şöhret bulmuş Ebu Lügavi Muhammed b. Hasan el-Muzaffer (ö. 388/998), bu tür edebiyat meclislerinde işlenen konuları aynı zamanda kendi öğrencilerine yazdırırdı. Âlimlerin vaaz dilini kullanarak halka nasihatte bulundukları oturumlara da “meclisü’l-vaaz”denirdi. Bu meclislerde ilmî konular ele alınır, fakat işlenen konu içerisinde nasihat ve vaaz dili daha ağır basardı. Ebu’l-Fadl ez-Zuhri’nin (ö. 381/991) naklettiğine göre, Cafer b. Muhammed el-Feryabi’nin (ö. 301/913) vaaz meclislerinde yaklaşık on bin kişi bulunurdu; Ebu’l-Fadl, “bu meclislerde benden başka herkes ağlardı” diye haber vermektedir.
Ders meclisleri, diğer dersler gibi her gün yapılabildiği gibi, mutat zamanlarda da düzenlenebilirdi. Ders meclislerinin, bazı zamanlar haftada bir kez, bazen iki kez, hatta bazen yılda bir veya iki kez bile düzenlendiği de oluyordu. Ders meclisleri de, ders halkaları gibi İslam âlimleri tarafından bir gelenek olarak uygulana gelmiştir. Eski dönemlerde meclislerin adabı ve uyulması gereken kurallar ile ilgili müstakil eserler ele alındığı gibi, yakın zamanlarda da icra edilmiş ders meclislerinin kitap şeklinde neşredildiğini de görmekteyiz.
Sonuç
İslam âleminde Hz. Peygam-ber’den (s.a.s.) tevarüs edildiği şekliyle ilmin öğretildiği ders halkaları, daha çok örgün eğitimin yapıldığı ders oturumlarıdır. Ders meclisleri ise, sürekli devam edenler açısından bir bakıma örgün gibi görülse de, aslında yaygın din eğitiminin işlendiği derslerdi. Zira ilim meclislerinde veya diğer adıyla ders meclislerine halkın katılımı serbestti. Ayrıca ders meclislerinde dinleyenler ulemaya sorabiliyorlardı. Bu halkaları sayesinde Müslümanlar, toplumun ihtiyaç duyduğu kalifiye elemanları ve bürokraside görev alacak uzmanları yetiştirmiştir. Ders meclisleri ise, toplumda hem dinî hayatın yaygın bir şekilde yaşanması hem de dinî hayatın canlı kalması ve kaliteli bir dinî hayatın herkese mal edilmesi hususunda önemli işlevler üstlenmişlerdir.
İslam’ın ilk dönemlerden itibaren camilerde icra edilen ders halkaları ve ders meclisleri, daha sonra birer eğitim ve öğretim kurumları olarak devreye giren medreselerle birlikte öneminden tarih boyunca hiçbir şey kaybetmeden günümüze kadar gelmişlerdir. Bugün pek çok İslam ülkesinde camilerde bu tür ders halkaları ve ders meclislerinin yapıldığını bilmekteyiz.