Makale

İŞİNİ Aşkla Yapmak

İŞİNİ
Aşkla Yapmak

Mustafa Özçelik

Ünlü öykü kahramanı Ferhat’a, çok sarp ve kayalık olan dağda, iki yüz ustanın üç yılda çıkaramadığı suyu bir günde çıkarttıran gücü hiç düşündük mü? Aşk dediğinizi duyar gibiyim. Doğrudur, aşktır ona bu gücü veren. Ama söyler misiniz, aşk sadece karşı cinse hissettiğimiz bir duygu mudur? Yoksa bütün başarılı insanları yaptıkları iş ne olursa olsun, âşık olarak mı görmek gerekir? Ben, böyle düşünenlerdenim. "İşini sevmek" dediğimiz zaman, aşktan farklı bir şeyden mi söz etmiş oluruz acaba? Sanmıyorum. Bizi yola düşüren, hedeflediğimiz şey ne olursa olsun aşktır. Siz bunu istek, arzu, amaç gibi sözcüklerle de ifade edebilirsiniz. Sonuç değişmez. Hepsiyle siz, sevmekten söz etmiş olursunuz. Seviyorsanız - sevilenin ne olduğu fark etmez- yola düşeceksiniz. Yolcu olacaksınız. Her yolun riskleri vardır. Bunları göze alacaksınız. Kaderiniz kızgın çölleri aşmak da olabilir, engin denizleri geçmek de... Yahut Ferhat misali kayaları devirmek de... Bütün bunlar; çaba, çalışma, disiplin, enerji ister. Ama bütün bu güçlerin harekete geçmesi için gerekli temel gücü bir daha yineleyelim: Aşk.
Aşk bencil bir duyguya nasıl dönüşür?
Peki nasıl doğar o insanın içinde. Bir zamanlar hayal bile edilemeyen onca buluşlar, bilim, teknik, sanat ve medeniyet alanında yapılan işler, yapılmadan önce yapmayı düşünenin içinde bir aşk değil miydi? Hadi olayı biraz yumuşatalım ve şöyle söyleyelim: Aşk gibi bir şeydi diyelim. Ama sonuç değişmez. Hepimiz önce bir rüya görürüz sonra peşine düşeriz. Daha doğrusu bulanlar onun peşine düşenlerdir. Ferhat da ilk gençlik çağlarında, İskender’in aynasında Şirin’i görmüştü. Aşk, işte bu ilk noktada içerde başlayan bir arzudur. Ama bu arzu ağrılı bir şeydir. Şirin’i bulmak gerekir bu ağrının dinmesi için. Yol uzun, şartlar ise çetindir. Ne gam! Âşık için böyle bir sorun yoktur. Ferhat, bütün içşel dinamiklerini, potansiyel enerjisini en yoğun biçimde kullanarak dağı devirir ve suyu şehre getirir. Bu, başarmanın ta kendisidir.
Ferhat, Şirin’e kavuşur yahut kimi söylentilere göre kavuşamaz. İşin bu noktası ayrı bir yorum gerektirir. Ama şu vardır: Sevgi, kendi süreci için de boyut değiştirebilir. Ferhat’ınki de öyle olmuştur. Bu yüzden hikâyeye bir de şöyle bakalım: Çünkü kimi varyantları böyledir. Ferhat, Şirin için bu zorlu işe girişir. Fakat çok geçmeden aşkı bireysellikten toplumsallığa dönüşür. Zira suya bütün şehir halkının ihtiyacı vardır. Şirin aşkıyla yani bireysel arzu için harcanan güç, bu defa toplum için harcanmaya başlar. Bu durum, Ferhat’ın hem gücünü artırır hem de mücadelesini daha anlamlı bir noktaya taşır. Yaptığımız her işi, sonuçları itibariyle sadece kendimizi düşündüğümüzde, bu iş bizi mutlu etmeye yetmez. O zaman hâlimiz, bir mahzene sakladığı altınları severken, kapının anahtarını altınlar arasında kaybedip açlıktan ölen adama benzer. Altın başkalarının yararına da kullanılmalıdır ki anlamlı olsun. Aşk demiştik sözün başında. Aşk, güçtür. Onunla başarmamak imkansızdır. Fakat niyetler, toplumsal bir boyuta taşınmazsa, aşk da bencil bir duyguya dönüşür. Ferhat bugün hâlâ yaşıyorsa, toplumsal olanı gözettiği için yaşıyor. Öğretmensek öğrenciyi, patronsak işçiyi, yazarsak okuyucuyu, bir toplumsal bütünlük içinde ele almadan yaptığımız iş, bizi arzu edilen sonuçlara götürmez.
Yeryüzünde sadece ben yokum. Biz varız, işte böyle düşünebilen ve hareket edebilen insan, hem başarılı hem mutludur.