Makale

AKADEMİK YAŞAMDA Etik Dışı DAVRANIŞ

Prof. Dr. Aslı Tolun
Türkiye Bilimler Akademisi Üyesi

AKADEMİK YAŞAMDA
Etik Dışı
DAVRANIŞ

Derginizin akademik etik konusuyla ilgilenmesi fevkalâde sevindirici bir olaydır. Akademik etik değerlerin toplumumuzda yaygınlaşması, toplumu her açıdan yüceltecektir. Etik, evrensel düzeyde kabul görmüş ahlâk değerlerinin tümü olup, giderek alanı genişlemektedir. Genetik gibi bazı bilim ve uygulama alanlarında uluslar arası bildirgelere konu bile olmuştur. Akademik etik, geçmişte toplumumuzda pek önemsenmemiş olmasına karşın, son yıllarda uluslar arası değerlere yükselmektedir. Uluslar arası kıstaslara göre, bir makalede etik ihlâli yapmış olan bir araştırıcı, o dergiye birkaç yıl ya da artık hiç makale sunamıyor.
Son yıllarda çok ilgi çekmiş bir örnekten burada söz etmeye değer: Fizikçi Dr. jan Hendrik Schön’ün birkaç yıl içerisinde en üst düzeydeki dergilerde birçok makalesi yayımlandı. Daha sonra bunların birindeki etik dışı davranış fark edildiğinde, tüm makaleler incelendi ve çoğunda etik ihlâli saptandı. Araştırıcı, yirmi kadar makalesini geri çekmek zorunda kaldı. Bu olay üzerine, doktora diplomasını almış olduğu üniversite (Konstanz Üniversitesi, Almanya), diplomasını iptal etti. Etik ihlâli bulunan eserlerini doktorasından sonra yazmış olsa da, iptalin gerekçesi çok makuldü: Dr. Schön, akademik hayata giriş biletini çok kötü ve sorumsuz bir şekilde kullanmış, doktoranın şerefini lekelemiş ve bilimin toplumda güvenilirliğine gölge düşürmüştü.
Akademik etik, evrensel ahlâk değerlerini temel alır; yalan söylememek, sahtekârlık yapmamak, başkasının malını (eserini) çalmamak, vb. Manevî mal sayılan eserler ise, zaten 1951 yılında yürürlüğe giren telif haklarıyla ilgili yasa uyarınca koruma altına alınmıştır. Ayrıca, Türkiye uluslar arası yasalara uymayı kabul etmiştir.
Akademik etik dışı davranış, Türkiye Bilimler Akademisi’nin 2000 yılında yayımlanan "Bilimsel Araştırmada Etik ve Sorunlar" kitapçığından kısaltılarak aşağıda özetlenmektedir. Yayının tümüne www.tuba.gov.tr sitesinden ulaşılabilir.
Bilimde etik dışı davranış
Bilimsel araştırma sonuçları, bilimin kendi doğasından gelen geçicilik, değişebilirlik ve gelişe- bilirlik özelliklerini taşıyabilirler. Bilim, insanları biyolojik veya fiziksel dünyanın bazı yönlerini kesinlikle tanımlamış olduklarını kanıtlayamazlar. Bu açıdan bakılırsa, tüm bilimsel sonuçlar eleştiriye açıktır.
İnsan hatasından kaynaklanan yanlışlar, bilimsel araştırmalarda da bulunabilir. Bu nedenle, sorumluluk duygusu yüksek olan dürüst bir bilim insanı bile hata yapabilir. Bu tür bir hata ortaya çıkarıldığında, yapan tarafından kabul edilmelidir; çünkü dikkatsizlik, acelecilik ve özensizlik, bilimin gerektirdiği standartlarla bağdaşmaz. Makalenin basıldığı dergide bir düzeltme yayınlanmalıdır. Bilim insanı, hatayı kabullenme işlemini ne denli çabuk ve açık olarak yaparsa, saygınlığını o ölçüde korumuş olur. Hataya yol açmamak için azami dikkatin harcanmış olması gerekir. Etiğe aykırı davranış bilerek yapılmış ise, daha da vahimdir. Etik dışı davranış altı sınıfa ayrılabilir:
1. Disiplinsiz (Dikkatsiz veya Özensiz) araştırma
Kasıt olmadan bazı hataların yapılmasıdır. Genelde telâfi edilmesi mümkün olan ve bilime büyük zarar vermeyen böyle bir olay, etik dışı davranışın en hafif türüdür.
2. Yinelenen yayın
Yinelenen yayın, bir bilimsel araştırmanın sonuçlarının birden çok dergide yayımlanmasıdır. Bir araştırma makalesinin tümünün iki ayrı dergide yayımlanması ya da gereksiz yere bölünerek ve hafifçe değiştirilerek birden çok dergide yayımlanması bir aldatmacadır. Bilimsel dergi editörleri sık görülen bu durumdan çok şikâyetçidirler ve yollanan makalenin başka yerde yayımlanmayacağına dair yazılı beyan isterler. Ayrıca, daha önce kendi dergisinde yayımlanmış bir makalenin başka bir dergide çıkması durumunda, birçoğu bunu açıkça ilân eder. Bazıları bu tip ya zarları kara listeye de almaktadır
3. Sahtecilik, saptırma ya da aldatmaca
Sahtecilik, bilimsel verileri istemli olarak değiştirme olgusudur. Deney verileri olduğu gibi değil de, belli bir amaç doğrultusunda değiştirilerek yayımlanır. Bir başka yolu ise, istatistik hesaplarda oynama yapılmasıdır. Elde edilmiş verilerin en uygun olanlarının alınıp, uygun olmayanlarının atılması buna bir örnektir.
4. Uydurmacılık
Kuru laboratuvarcılık ve masa başı araştırma gibi terimler de bu tür uydurmacılık için kullanılmaktadır. Burada kişi, hiç araştırma yapmadığı halde veya yarım-yamalak verileri alarak sanki çok uygun yöntemler kullanmış ve çok uyumlu veriler elde etmiş gibi, sözde bilimsel bir makale yazar. Araştırma yapmadan sonuçlar uyduran bu gibi kişilerin, bazı çalışmaları için bilimsel ve ekonomik destek aldığı bile görülmüştür. Bu tür etik dışı davranışın fark edilmesi oldukça zordur; genelde araştırma ekibinin diğer üyeleri ya da aynı konuda çalışan başka araştırıcılar tarafından fark edilir.
5. Aşırmacılık
Aşırmacılık için kullanılan başka terimlerin bazıları şunlardır; haksız kullanma, çalma, kendi adına geçirme, intihal, yağmacılık ve korsanlık. Aşırmacılık, başkalarına aut olan bir ürünün kaynak bildirmeden ve kendi tarafından üretilmiş gibi göstererek yayımlanmasıdır. Daha geniş bir tanımlamayla, bir başkasına ait olan bir fikrin, buluşun, araştırma sonuçlarının veya araştırma ürünlerinin, hatta kitapların, tümünün ya da bir bölümünün kaynak göstermeksizin istemli olarak kopya çekip ya da tercüme edip, yazarın kendi üretimi imiş gibi göstermesidir. Böyle hırsızlıkların önlenmesi için getirilen zorunluluk şöyledir: Bir başkasının eserinden değil bir paragraf, bir stek tümce bile alınırken, tırnak içerisine alınıp kaynak belirtilmelidir. Yalnız etik ilkeleri değil, telif hakkını koruyan yasalar da bunu gerektirir.
Aşırmacılık açısından bilimsel yayın ile popü- ler-eğitimsel yayın arasında ayrım yapma gereğini tartışanlar ve popüler yayınlarda yazarın daha serbest ve özgür bırakılması gerektiğini öne sürenler vardır. Tam tersine, bilimsel eser üretenlere saygı gereği, çok daha dikkatli olmak zorunluluğu vardır. Dolayısıyla, popüler yayınlarda da aşırma etik dışı davranış kapsamına girer. Bir bilim insanının sorumluluğu, hem kendinin hem başkasının sonuçlarını açıklarken ya da sonuçları topluma uygularken, en üst bilimsel dürüstlüğü korumaktır. Burada bilimsel bilgi, bilim topluluğunun dışında daha geniş bir topluluğa (topluma, kamuoyuna) sunulmaktadır. Dolayısıyla, topluma yönelik kitap ve makalelerde de diğer bilim insanlarının bilimsel ve düşünsel etkinliklerinin ürünlerine aynı derecede saygı göstermek gerekir.
6. Eserlerde yazarlık konusu
Kuşkusuz eserin getirebileceği onuru, adı geçen yazarların tümü paylaşacaktır. Ancak, makaleden ortaya çıkabilecek etik sorunların ve hataların sorumluluğunu da birlikte yüklenmeleri gerekir. Yazarlığa ilişkin başlıca üç etik sorun ile karşılaşmak mümkündür: a. Yazar sıralaması: Kitaplarda ve dergilerin çoğunda, yazar sırası önemlidir, çünkü bu sıra esere katkının niceliğini ve niteliğini gösterir. Yazar isimleri, yazarların kıdemlerine göre değil de, katkı oranına göre sıralanmalıdır.
b. Hayali (sanal veya gölge) yazarlık ya da onursal yazarlık: Çalışmaya hemen hiç katkısı olmayan birinin adının yazar listesine konulmasıdır. Bu davranış, bu konuda tanınmış bir bilim adamının isminin yazar listesinde bulunmasının, çalışmanın bilimsel bir dergiye daha kolaylıkla kabul edilmesini sağlayabileceği ya da böyle bir kitabın daha fazla satış yapabileceği inancından kaynaklanabilir. Oysa, çalışmaya katılanların emeği, saygınlığı ve güvenilirliği bu onursal yazar nedeni ile azımsanmış olur. Ayrıca, bir hayali yazar, kitabın onurunu paylaşmaktan öte, nasıl hazırlandığını pek bilmediği bir yayındaki olası bir etik dışı davranışa da ortak olacağını bilmelidir.
c. Armağan yazarlık: Çalışmayı asıl yürüten kıdemli araştırıcının bu çalışma ile hiç ilgisi olmayan ya da pek az ilgisi olan bir kişiyi yazar listesine eklemesidir. Bu zorla da olabilir, genç bir araştırıcının bazı hocalarının isimlerini kendi eserlerine koymaya zorlanması gibi.
Ülkemizde bunun örnekleri çoktur. Bir başka örnek ise, yayın sayılarını arttırmak için bazı araştırma gruplarının anlaşmasıdır. Örneğin benzer konuda çalışan üç farklı ekip, yaptıkları her çalışmaya diğer ekiplerin üyelerinin isimlerini ekler. Böy- lece, tüm araştırıcıların yayın listeleri kabarır. Buna önlem olarak, bazı dergilerin editörleri yazarların her birinin çalışmaya olan katkısının açık bir şekilde belirtilmesini istemektedirler. Birçok bilim dergisi, yazarlar listesine ancak doğrudan ve yeterli katkısı olan kişilerin konulması üzerinde durmaktadır. Bu amaca yönelik olarak, makaledeki her konuda fikir birliği içinde olduklarını bildiren bir belgeyi yayından önce tüm yazarların imzalamasını isterler.
Öğrencilikte kopyacılık
Tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizde de üniversite lisans ve lisansüstü eğitimi mesleklerin oluşumunda, bilimin ülke çapında ilerlemesinde ve çağdaş değerlerin toplumda yayılmasında kilit rol oynar. İlk ve orta öğretim de toplum bireylerinin ahlâk değerlerinin büyük ölçüde oluştuğu yaşam kesiti içerisindedir. Öğrencilerini çaba sarfetmeyi gerektirmeyen bir biçimsel ilerlemenin ana hedef olduğu yanılgısının içine düşüren bir eğitimci, meslek ahlâkı açısından çok kusurlu davranmış olur. Diğer yandan, inanılmaz bir yaygınlık gösteren kopyacılık, üniversite eğitimi çabalarının sonucunu sıfırlamaya adaydır. Kopyacılık ödevlerde, sınavlarda, raporlarda ve projelerde başkasının yapıtını kendi yapıtı imiş gibi göstererek eğitimde hak edilmeyen ilerlemeyi sağlamaktır. Sistemimizde ne yazık ki çok yaygın olan kopyacılık, en çok bir başka öğrenciden, geçmiş çalışmalardan, internetten ulaşılabilen kaynaklardan ve kitaplardan yapılmaktadır. Çok sayıda öğrenci not rekabeti yüzünden kopyacılığa zorlandıklarından şikâyet etmektedirler. Öğrenimde kopyacılığın kabul edilebilir gibi gösterilmesi, ilerideki toplum yaşamında sürdürülecek bir yolsuzluklar zincirinin ilk halkasını oluşturacaktır. Kopyacılık, toplumun bütün bireylerine maddî ve manevî zarar veren bir suçtur. Çağdaş toplumlar ihbar, uyarma ve kınama yoluyla bunun üstesinden gelmişlerdir. Genel kültürün bu yönde değiştirilmesi çok yönlü bir uğraş gerektirir.
Kopyacılığın asıl sorumlusu, hak ettiği eğitimi alamayan öğrenci değildir. Asıl sorumlular, kopyacılık sahtekârlığını hoşgören ve hatta bazen bir açıkgözlülük başarısı olarak öven bir genel kültür ile kopyacıyı yakalamayı ve cezalandırmayı çeşitli bahanelerle reddeden bir eğitimci kültürüdür. Her eğitimci, disiplin yönetmeliği uyarınca gerekeni yapmalıdır.
Kopya alan kişi ile veren, eşit derecede suçludur. Ancak, en büyük sorumluluk, kopyacılığı izleme ve yaptırım uygulama gayret ve cesaretini göstermeyen eğitimci ile eğitimcilerini uyarmayan üst yönetimlerdedir. Eğitim kurumu yönetiminin sorumluluk bilinciyle kopyacılığı önlemeye yönelik olarak alacağı kararlı tavır, bu sorunun büyük ölçüde çözülmesini sağlayacaktır. Topluma verdiği yaygın zarar gözönüne alındığında, bu konuda tepkisiz kalmak çok önemli bir meslek etiği yetersizliğidir. Hem kopyacılığa göz yumanlar, hem de kopya çekmelerine göz yumulanlar, günümüzün veya geleceğin öğretim üyesi kimlikleriyle, bilimde kusurlu davranışlara yatkın bireyler olarak izlenmeli ve kendilerine yaptırım uygulanmalıdır. Etik değerlerin son yıllarda evrensel önem kazanmalarının nedeni, onların toplumu yücelteceği ve ileriye taşıyacağı konusunda toplumların bilinçlenmesidir.