Makale

Anne ya da Leyla

ilhami Ayrancı
DİB Eğitim Uzmanı

Anne ya da Leyla

"Anne ya da Leyla” tarifi zor ama herkesin ve her kesimin rahatlıkla anlayabileceği bir dile sahip, izleyiciyi şaşırtacak bir film.
5 Mayıs Cuma günü gösterime giren Anne yada Leyla adlı film, annesini arayan Keremle, aşık olduğu Leyla adlı kadını arayan Sait’in İstanbul’da yollarının kesişmesini ele almakta, konu olarak da "sevgi" temasını işlemektedir. Filmin fragmanında da ifade edildiği gibi; "Annesini arayan bir çocuk ve sevgilisini arayan bir genç. Ve akıp giden kalabalıklar arasında elle tutulmaya çalışılan bir hayat. ’Anne ya da Leyla’ ince, zarif dokunuşlarla anlatılan bir iç yolculuğunun öyküsü."
Filmin yönetmeni ve senaristi Mesut Uçakan. Başrollerde Turgay Başyayla, 10 yaşındaki Oğulcan Gezgin, Aylin Coşkun, Müge Oruç- kaptan, Bülent Polat, ve Cahit Akad rol alıyorlar. Yönetmen Uçakan daha önce; Lanet, Rahmet ve Gazap, Sessiz Ölüm, Zeynepler Ölmesin, Reis Bey, Yalnız Değilsiniz, Sonsuza Yürümek, Sevdaların Ölümü, Kelebekler Sonsuza Uçar, Ölümsüz Karanfiller gibi filmlere imza atmış. On yıl önce çektiği "Ölümsüz Karanfiller" filminden sonra sessizliğe gömülen Uçakan, bu yapımla, "naif ve uzlaşmacı bir film" ile seyirci karşısına çıktıklarını ifade ediyor.
Uçakan’ın filmlerinde genel olarak görülen arayış teması burada da var. Ama bu sefer, kirlenmiş ve yozlaşmış bir dünyada saflığın peşine düşerek, genel kitlenin ilgilenebileceği bir film peşinde olduğunu gösteriyor. Uçakan, bu farklılaşmanın sebebini, Türkiye’nin geçirdiği değişim süreciyle açıklıyor: "Zaman içerisinde toplum değişti. Şimdi daha kozmopolit hale geldik, ideolojik çatışmaların çok arka planda kaldığı bir fotoğrafla karşı karşıyayız. Tabi bizim de hem olaylara yaklaşımımızda hem de sinema dilimizde bir olgunlaşma söz konusu" diyor.
Film, zengin bir semtte babası ve dadısı ile birlikte yaşayan küçük Kerem’in fotoğrafını bulduğu annesini aramak için evden kaçması ile başlıyor. Beyoğlu’na gelen Kerem, burada Leyla’sını aramak için İstanbul’a gelen bir modern zaman Mec- nun’u ile karşılaşıyor. İkilinin bu arayışının, kaçınılmaz bir toplumsal yergi ile yoğrulduğu filmde, kaybolan değerlere duyulan özlem göze çarpıyor.
Annesinin yokluğu sebebiyle derin ruh sarsıntıları yaşayan ve sonunda dadısından yıllardır özlemiyle kavrulduğu annesine ait olduğunu öğrendiği bir fotoğraf alan Kerem, evi terk edip Beyoğ- lu’nda annesini aramaya başlar. Önce annesinin geçmişte yanında kaldığı kadını bulur; ancak, kadın Kerem’e annesini kötüler ve moralini bozar. Kaybettiklerini Beyoğlu’nda arayan tek kişi küçük Kerem değildir. Yitmişliklerin başkenti İstanbul’un bu görkemli ama köhne semti, Mecnun adındaki bir gencin Leyla’sını da saklamaktadır. Çocukluk aşkının peşinden İstanbul’un yolunu tutan ve onu karış karış Beyoğlu sokaklarında arayan Mecnun’un ansızın karşısına Kerem çıkar. Yitik sevdalarının peşinde koşarken istiklâl Caddesinde birbirine toslayan bu ilginç ikili arasında kısa sürede sıcak bir dostluk ortamı oluşur ve arayışlarını birlikte sürdürmeye karar verirler. Üstelik çocuğun çantasından düşen fotoğraf, Leyla’nın ta kendisidir... Yani ikisinin de aradığı aynı kadındır. Filmde, çocuk annesini, genç adam ise çocukluk aşkını, son tahlilde ise; ikisi de saf "sevgi"yi aramaktadır.
Herkesin bir Leyla’sı var. Herkes bir şeyleri arıyor bu dünyada. Her arayan aradığını bulamıyor tabi. Böyle de olsa, bulabilenler sadece arayanlardır. Öyleyse, aramaktan vazgeçmemek gerekiyor. Birlikte aynı kadını arayan Mecnun ile Kerem’i tesadüfi olarak yakaladıkları ipuçları sevimsiz bir gerçeğe doğru götürmektedir. Ve iki kafadar, meşakkatli bir arayışın sonucunda tam da Leyla’ya ulaştıkları sırada, onun izini sürenlerin yalnızca ikisi olmadığını acı bir tecrübeyle öğreneceklerdir.
Son olarak şunu ifade etmek istiyorum: "Anne ya da Leyla" tarifi zor ama herkesin ve her kesimin rahatlıkla anlayabileceği bir dile sahip, izleyiciyi şaşırtacak bir film. Filmin odağına yerleştirilen fuhuş sektörünün silindir gibi ezip geçtiği hayatları anlatan dokunaklı hikâyesi de anlamlı. Ancak, filme adı verilen Leyla’nın film boyunca sadece birkaç dakika gözükmesi başta olmak üzere, sinemasal beklentiler konusunda söylenecek şeyler var diye düşünüyorum.