Makale

Tuna Nehri Gibi Sessiz ve Derinden

Tuna Nehri Gibi Sessiz ve Derinden

Fatma Yüksel Çamur
Diyanet İşleri Uzmanı

Havaalanına indiğimizde bulutlu bir hava karşıladı bizleri. Havaalanından ATİB Genel Merkezi’ne doğru yol güzergâhında, kartpostallarda gördüğümüz Viyana’nın aksine şehri kuşatan sanayi tesisleri ile caddelerin etrafına sıralanmış birbirine yapışık ve benzer binalar göze çarpıyordu. Genel Merkez’e vardığımızda yıllardır burada hizmet veren ve seminer programında karşılaşacağımız din gönüllülerinin yaşadıkları ülkeye bakışları, bizim izlenimlerimizle ne kadar örtüşüyor sorusu zihnimizin bir köşesindeydi.
Müşavirimiz Fatih Mehmet Karadaş ve müşavirlik görevlisi arkadaşların sıcak ilgisi dışarıdaki kasvetli havanın etkisini sildi. Doğrusu kapısından geri döndüğümüz Viyana’da çocuk, genç ve yetişkinlere yönelik din eğitimlerinin yanı sıra anaokulu, Türkçe ve Almanca dil kursları, okul derslerine destek programları, yetişkinlere yönelik meslek kursları, saz kursları vb. eğitim faaliyetleri, tiyatro vb. kültürel faaliyetler ve öğrenci yurdu hizmeti ile oradaki vatandaşlarımızı kuşatan bir çatı kuruluşumuz ATİB’in varlığı bizleri heyecanlandırdı.
11-13 Şubat tarihleri arasında düzenlenen Mesleki Gelişim Semineri boyunca bizleri misafir eden ATİB’in, Başkanlığımızın hizmet anlayışına paralel bir şekilde vatandaşımıza bir yandan yaşadığı toplumla uyumlu diğer yandan köklerine ve değerlerine bağlı bir kimlik kazanmaları için çok yönlü çabalar sarf ettiğini bizzat müşahede ettik. Şüphesiz ki bütün bu çabalar din görevlilerimiz eliyle gönülden gönüle yürütülen sessiz ama derinden faaliyetler sayesinde meyve veriyordu.
Seminerde karşılaştığımız meslektaşlarımız, 100 yıl önce İslam’ı resmî din olarak kabul ederek bu konuda Avrupa’ya öncü olan ve din özgürlüğünün kanunlarla garanti altına alındığı bir ülkede görev yapmaktaydılar. Ne var ki toplumun genelinde Müslümanlar aleyhindeki önyargılar aşılabilmiş değildi. Nitekim Viyana’da sadece bir tane minareli cami görebildiğimiz hâlde tarihî yapılarda İslam ve Türkleri aşağılayıcı, haçlı seferlerini övücü sembollere rastladık. Sohbet ortamlarında görevlilerimizin çocuklarının okulda, kendilerinin ise resmî işlemleri yürütürken karşılaştıkları olumsuzluklardan verdikleri örnekler, gündelik hayatta sıkça rastladıkları ayrımcılığın göstergeleriydi. Yurt dışında diğer ülkelerde görev yapan birçok din görevlimiz gibi onlar da bir yandan aileleriyle birlikte yeni bir düzen kurma mücadelesi verirken diğer yandan ağır bir görev yükü altındaydılar. Hem caminin hocası, hem çocuk ve yetişkinlerin din eğitimcisi, hem cami dernekleri ile birlikte sosyal faaliyetlerin koordinatörü, hem de en mahrem soru(n)larında vatandaşımızın rehberi ve sırdaşıydılar.
Bütün bu zorlu şartlara rağmen görevlilerimiz fedakârca hizmet etmekteydiler ve bu görev için temel mesleki birikim ve donanıma sahiptiler. Ne var ki sosyokültürel şartların farklılaşması, ilave yetkinliklere sahip olmayı gerektiriyordu. Başkanlığımız, görevlilerimizin bu ağır yükünü bir nebze olsun hafifletebilmek ve yetkinliklerini artırabilmek için Mesleki Gelişim Seminerleri Projesini başlattı ve pilot uygulamasını Viyana’da gerçekleştirdik. Uzman eğiticiler eşliğinde verilen rehberlik ve iletişim, yaş gruplarına göre cami eğitimleri ve sosyal açılımlı din hizmetleri temalı dersler, görevlilerimiz tarafından ilgiyle takip edildi. İhtiyacın büyüklüğüne nispetle ders sürelerinin azlığı en çok şikâyet edilen husus olsa da, önemli bir kısmı yüksek din eğitimine sahip hocalarımız bilgi ve birikimlerini muhatap kitleye en verimli şekilde aktaracak yeni yöntem ve beceriler elde etmek noktasında son derece istekliydiler. Programın en dikkat çekici yönlerinden birisi, Avusturya’da din hizmeti veren resmi ve sivil örgütlerin üst düzey temsilcilerinin, bilgi ve tecrübelerini bütün içtenlikleriyle meslektaşlarımızla paylaşmalarıydı.
Elbette böyle bir programın eksiklikleriyle birlikte başarıyla gerçekleşmesi, ATİB’in yıllardır yürütegeldiği kucaklayıcı hizmet anlayışıyla mümkün oldu. Devlet organlarıyla uyum içerisinde çalışmanın yanı sıra hem Avusturya’daki Müslümanları devlet nezdinde temsil eden Avusturya İslam Dini Topluluğu (IGGIO), hem de diğer dinî içerikli sivil kuruluşlarla işbirliği hâlindeydi. Nitekim 2006’dan beri Kutlu Doğum Haftası’nın ATİB’in öncülük ettiği ve bütün dinî kuruluşların bir araya gelerek oluşturduğu ortak platformlarda organize edilmesi, kuruluşumuzun ‘alternatif’ değil ‘şemsiye’ olmayı başardığının göstergesiydi.
Bütün bu çabalar bir ihtiyaçtan; Avusturya’daki Türk toplumunun kimliğini koruyarak ülkenin bir parçası olma ihtiyacından kaynaklanıyordu. Orada 50 yıldan fazla bir süredir var olan Türkler, ülkenin dilini etkin bir şekilde öğrenme, haklarını kullanma ve sorunlarını aşma noktasında yeterince bilinçli değildi. Ülkede söz sahibi olabilmek için önemli pozisyonlara gelmenin gerekliliği ve bunun gerçekleşebilmesi için yüksek tahsilin önemi yeterince kavranamamıştı. Bu noktada din görevlilerimizin, gençlerimize ulaşabilecekleri hedefler göstererek rol model olma sorumluluğuyla karşı karşıya oldukları ortadaydı.
Üç gün gibi kısa bir süreye sığdırdığımız seminerden elde ettiğimiz en sevindirici netice, Başkanlığımız, çatı kuruluşumuz ve görevlilerimizin aynı gaye etrafında, aynı perspektifle hizmet etmesiydi. Görevlilerimizin muhatap kitlede farkındalık oluşturmaya istekli ve kendilerini geliştirmeye açık olmaları, Hicret’ten önce Medine’de İslam meşalesini tutuşturan Mus’ab b. Umeyr’in şevkiyle hizmet ettiklerinin deliliydi.
Din görevlilerimizin ve ATİB’in fedakâr gayretleri, Avusturya’da ilk adımını attığımız bu projeyi eleştiri ve öneriler doğrultusunda geliştirerek vatandaşlarımıza din hizmeti götürdüğümüz diğer bölgelerde de uygulamak noktasında bizleri yüreklendirdi.