Makale

Uğur'u Birlikte Uğurlamak

Uğur’u Birlikte Uğurlamak

Hatice Meraklı Mevlana Camii Din Görevlisi / Stuttgart Eppingen

Ayrılık nedir? Tanımı yapılmıştır mutlaka fakat yapılan hangi tarif ayrılık esnasında geride kalan her bir sevgilinin duygularını tam anlatabilmiştir. Birçok manası, birçok çeşidi de olsa ayrılığın, galiba en zoru, en dönülmezi, en çok yara bırakanı, ölüm ayrılığıdır geride kalanlar için.
Hele ebediyete yolladığınız küçük bir çocuksa, minicik bir yürekse sessiz geminin yolcusu; onun anne babası olmak, kardeşi olmak, arkadaşı olmak, öğretmeni olmak, hocası olmak…
Uğur henüz 9 yaşındaydı bir ay önce aramızdan ayrıldığında. Doğuştan kas hastası… Yüzünde kocaman bir gülümseme insanın içine işleyen…
Siz din görevlisi olarak her şeyisinizdir o cemaatin, sığınacağı liman olursunuz… Gecenin saat üçünde telefonum çaldığında “sübhanallah!” dedim, Türkiye’de bir şey oldu herhâlde. Arayan buradaki bayan öğrencilerimden biriydi, sesi buruktu.
“Hocam özür dilerim arayacak başka yerimiz yok, bir şey söyleyin ne olur!” diyordu. Ateş düşmüştü belliydi, ben uykudan uyanmışım, ne önemi vardı ki? Uğur’un beyin ölümü gerçekleşmişti. Fişini çekmek istiyorlardı. Yaratanın verdiği bir cana son verebilmek için bir başka cana soru soruluyordu. Hayır, dedim hâlâ aklımı başıma toplamaya çalışırken…
Beş gün sonra Uğur’un öldüğü haberi geldi. Birkaç saat sonra cenazesi camideydi. Yıkandı, kefenlendi ve önümüze kondu o masum çocuk, namazı için…
Kadın cemaat de camiye geldi. Uğur’un Alman öğretmenleri oradaydı. Üzgün oldukları her hâllerinden belliydi. Ölümün milliyeti yoktu ki. Soğuk, kar demeden 50 km uzaktan kalkıp gelen bu yüce gönüllü insanları, bize yakışan neyse öyle karşılamalıydım. Merasimi sonuna kadar saygıyla izlediler. Ve Uğur dualarla uğurlandı ana vatana.
Cenazeden bir ay sonra, camiye bir davetiye geldi Uğur’un okulundan. Onu anmaya davet ediyorlardı biz din görevlilerini. Oldukça onur vericiydi bu çağrı ve mutlaka icabet edilmeliydi. Caminin diğer din görevlisi olan eşimle beraber öyle de yaptık, cemaati haberdar ettim, onlar da icabet ettiler. Programın, saati-dakikası, başı-sonu, her şeyi belliydi…
Kaywald schule, Uğur’un bir zamanlar gittiği engelliler okulu idi, içinde yok yok. Devletin, insanı onuruna yakışır şekilde yaşatmak için neler yaptığı ortadaydı. Engelliler için yaptıklarını da Uğur sayesinde öğrenmiş oldum bu topraklarda.
Kaywald schule; insana saygıya bir kez daha şahit olduğum mekândı. Kapıda müdiresi, öğretmenleri tarafından büyük bir memnuniyetle karşılanıp salona alındık. Hazırlanırken en ince detayı bile gözden kaçırılmamış bir programla karşılaştık. Önce okulun piyano öğretmeninin icra ettiği naif bir müzik… Daha sonra Hac suresinin konuyla ilgili ayetlerinin Almanca mealleri okundu salonda. Ardından Uğur’un fotoğraflarıyla hazırlanmış bir sunum, arkadaşlarının, öğretmenlerinin, sevenlerinin gözyaşlarıyla izlediği... 9 yıllık hayatın hep gülen kareleri... Bir anne olarak yerlerine koyduğumda kendimi, dayanılmaz bir acı hissettim yanımdaki anne babasına bakarken.
Sonra hocamızı davet ettiler kürsüye. Müthiş bir gurur duydum bazılarının kulağına Yüce Yaratıcı’nın kelamı ilk defa düştüğünde ve o mekân Kur’an sesiyle yankılandığında. Almanca ve Türkçe ilahilerle devam etti program. Daha sonra eller kalktı duaya.
Birlikte bir şeyler yapabilmek hiç zor değildi işte. Yeter ki niyet samimi olsun. İnsan değil miydi zaten, sevinç aynı sevinç, hüzün aynı hüzün, acı aynı acı. Âdemin çocuklarıydık bizler her rengiyle her ırkıyla. Bir Allah’ın kullarıydık sonuçta. Toplu vuran yüreklerimizle Uğur’u yollamayı başarabildiysek, daha nice zorlukların da altından kalkabilirdik. Galiba çözümümüz farklılıklarımıza değil de ortak noktalarımıza tutunmakta gizliydi bu topraklarda.