Makale

Editörden

Editörden

İnsan, inanan bir varlıktır. Çünkü inanma duygusu fıtridir. Tarih boyunca insanoğlu kendisini hak veya batıl bir inanç sisteminin içinde, onun gözetim ve himayesinde olma ihtiyacı hissetmiştir. İslam inancına göre de her doğan insan, tevhit akidesinin üzerine nakşedileceği temiz bir sayfaya benzer. (Buhari, Cenaiz, 92.) Ancak inanmak, kişi ile inandığı varlık arasında sadece duygusal bir iletişim kurmakla kalmayıp, kişiye mükellefiyet yükleyen, kimlik ve kişilik kazandıran, zorluklar karşısında kuvvetli ve dayanıklı kılıp daima ümit aşılayan, güçsüzlüğü ve ümitsizliği ortadan kaldıran ve müminin hayat tarzını tamamen değiştiren çok güçlü bir bağdır. Bu yüzden Cenab-ı Hak, insanlığa hakikati bulmada yol gösterici olmak ve yanlış yollara sapmaktan insanlığı korumak için başlangıçtan itibaren her dönemde elçiler göndermiştir. Bütün peygamberlerin en önemli vazifesi insanoğlunu tevhid akidesine çağırmak ve doğru inancı yaşayarak insanlığa öğretmek olmuştur. Bundaki hikmet, insanı kötü düşüncelerden arındırmak, inanç dünyasını küfür ve şirkten uzak tutarak aynı anlamda sağlam ve sarsılmaz bir temel üzerine inşa etmek ve Allah’ın yeryüzündeki halifesi ve emanetinin taşıyıcısı sıfatıyla onu fıtratına uygun olan yüksek insani ve ahlaki değerlerle donatmaktır.
Günümüzde her geçen gün gelişen teknolojinin ve kitle iletişim araçlarının da etkisiyle her türlü bilgiye hızla erişimin kolaylaşması ve bilginin kontrolsüz biçimde yayılması, beraberinde olumsuz pek çok düşünce ve fikir akımının da serbestçe dolaşımına imkân vermektedir. Bu durum, inanç değerlerimiz başta olmak üzere günlük hayatımızı birçok açıdan etkilemekte; bizi inancımızdan, yaratılış gayemizden uzaklaştıran ve özümüze yabancılaştıran birtakım unsurlar, değerler dünyamızı tahrip etmektedir. Tüm bu zararlı etkilerden korunmak; dinî, ahlaki, vicdani değerlerin özünü oluşturan inanç değerlerimizi korumakla ve bu konuda Kur’an’ın, nebevî öğretilerin, aklın ve vicdanın sesine kulak vermekle mümkün olabilir.
Bu düşünceden hareketle; günümüz insanının inanç dünyasını zedeleyen unsurlara ışık tutmak, çağımızın en temel problemlerinden biri olan, aynı zamanda günlük hayatımızda karşılaştığımız pek çok sorunun da kaynağını teşkil eden inanç problemlerinin çözümüne ilişkin önerilere yer vermek ve bu alanda bir duyarlılık oluşturmak amacıyla bu ayki gündem konumuzu inanç değerleri merkezli hazırladık.
Prof. Dr. H. Kâmil Yılmaz, ‘İlahî Dinlerin Gayesi Tevhit ve Arınma’ başlıklı yazısında; çağdaş inanç problemleri için yapılması gereken en önemli hususun önce kalbî ve ruhi disiplini özümsemek olduğu üzerinde durdu. Ümit Şimşek, ‘Allah’a İmanı Kur’an Nasıl Anlatıyor?’ başlıklı yazısında iman konusunu doğrudan doğruya Kur’an’a yönelerek ele alıyor ve Kur’an’ın dilinden Rabbimize inanmanın hakikatine dair bizlere çözüm yolları sundu. Doç. Dr. İlyas Üzüm, çağımız insanının inanç eksikliklerini kaleme aldığı yazısında, inanç problemlerinde çözüm yolu olarak bilhassa, iman ve salih amel birlikteliğine vurgu yaptı ve bunun iki cihanda da kişiye huzur ve mutluluğun kapısını aralayacağını ifade etti. Prof. Dr. Ramazan Altıntaş, inanç sorunlarına tarihî açıdan baktığı yazısında, Hz Peygamber döneminden günümüze uzanan inanç problemlerini, siyasi ve itikadi boyutlarıyla ele aldı. Prof. Dr. Selim Özarslan günümüz inanç problemlerinin nedenleri üzerinde durdu. Prof. Dr. Metin Özdemir ise inançsızlığın ve sapkın inançların toplumda açtığı derin yaralardan nasıl korunmamız gerektiğini bizimle paylaştı. Prof. Dr. Alparslan Açıkgenç ile ‘İnanç Problemleri’ üzerine yaptığımız kapsamlı söyleşiyi de ilginize sunuyoruz.
Gündem yazıları dışında özenle hazırladığımız her bölümü de ilgiyle okuyacağınızı düşünüyorum. Sizleri birbirinden kıymetli yazarlarımız ile baş başa bırakırken, bu sayının doğru ve sahih bilgi temelli inançlarımızın yaşatılması ve her türlü olumsuz etkiye karşı korunması ve canlı tutulması bağlamında katkı sağlamasını Yüce Allah’tan temenni ediyorum.