Makale

Helal-Haram Endişesi

Prof. Dr. İ. Hakkı Ünal
Din işleri Yüksek Kurulu Üyesi

Helâl-Haram
Endişesi

Allah’ın Rasulü (s.a.s.) şöyle buyurdular: "Ey insanlar! Allah temiz (tayyib)dir, ancak temiz olanı kabul eder. Allah, elçilerine emrettiği şeyi müminlere de emretmiş ve ’ey rasuller! Temiz (helâl) olan şeylerden yiyin ve salih amelde bulunun. Şüphesiz Ben sizin yaptıklarınızı bilirim’. ’Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz ve helâl olanından yiyin", buyurmuştur. Rasulullah (s.a.s.) sonra şöyle devam etti: Bir adam ki, uzun sefere çıkmış, saçları dağınık, üstü-ba- şı toz içinde, "ellerini göğe açmış" ya rabbi, ya rabbi diye dua ediyor. Halbuki yediği haram, içtiği haram, giydiği haram velhasıl haramla beslenmiş. Böyle birisinin duası nasıl kabul olunur?" (Müslim, Zekat, 65) Islâm dininde, Allah ve Rasulü tarafından yapılması uygun görülen ve görülmeyen davranışlar, genel olarak helâl ve haram kavramlarıyla ifade edilmiştir. Dinimizde helâl ve haram kılma yetkisi esas olarak Allah’a aittir. O’nun kutlu elçileri Yüce Yaratıcının koyduğu kuralları insanlara ulaştırmak, bunların sınırlarını ve uygulama biçimini onlara öğretmek ve bu kurallar kapsamına giren, ancak Cenab-ı Hak tarafından detaylı olarak açıklanmamış hükümleri bildirmekle yükümlüdürler. Şüphesiz bu hükümler arasında onların da yasak ve mü- bah kıldıkları hususlar bulunmaktadır.
Islâm’a göre "eşyada asi olan ibahadır." Yani, Allah’ın yarattığı şeylerde mübahlık ve helâllik esastır. Haramlar ise, bu mübahlıktan istisna edilen şeylerdir. Örneğin A’raf suresinin 157. ayetinde Hz. Musa’nın, tebliğ görevini yerine getirirken kavmine, "İyi ve temiz şeyleri helâl, pis ve kötü şeyleri haram kıldığı" bildirilir. Aynı şekilde, Ce- nab-ı Hak, insanlardan, verdiği rızıkların temiz ve pak olanlarını yemelerini istemektedir. (Bakara, 165; Maide, 88) Buradan, özellikle yiyecek ve içeceklerde temiz ve iyi olma vasfının helâlliği, pis olma vasfının da ha- ramlığı doğurduğu prensibi ortaya çıkmaktadır. İşte Cenab-ı Hakk’ın, insanoğluna bahşettiği sonsuz nimetler içinde istisna kılarak yenmesini haram saydığı şeyler Maide suresinin 3. ayetinde şöyle sıralanmıştır: "Ölmüş hayvan, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına kesilen hayvanlar, boğulmuş, darbe sonucu, yüksekten düşerek, boynuzlanarak veya yırtıcı hayvanlar tarafından parçalanarak ölmüş hayvanlar ile dikili taşlar üzerinde (putlar için) kesilen hayvanlar..." Buna Maide suresinin 90. ayetinde yer alan içki yasağı da eklenirse Kur’an-ı Ke- rim’de yiyecek ve içeçeklerle ilgili yasakların neredeyse tamamı sayılmış olur. Hz. Pey- gamber’in, bu ayetleri açıklama bağlamında yenmesini yasakladığı yırtıcı hayvan ve yırtıcı kuşları da ilâve ettiğimizde, Yaratıcının milyarlarca nimeti arasında haram kılınanların bir elin parmaklarını geçmediğini görürüz. Tabiatıyla, diğer nimetler söz konusu olduğunda, biraz önce ifade ettiğimiz, pis-temiz, başka bir ifadeyle, sağlığa zararlı veya yararlı ilkesini de, helâl-haram bağlamında hiçbir zaman göz ardı etmememiz gerekir.
Helâl-haram koyma yetkisi kendisine ait olan Yüce Allah, din adına hareket eden bazı kimselerin, kendisinin haram kıldığı şeylerin dışında, haram-helâl ihdas etme girişimlerini şu ayetiyle uyarmaktadır: "Ne dersiniz? Allahın size indirdiği rızkın bir kısmını haram ve bir kısmını helal kıldığınıza göre, Allah mı size izin verdi yoksa Allah’a iftira mı ediyorsunuz?" (Yunus/59 )
islâmiyetin helâl-haram sınırı en çok insanlar arası ilişkilerde ortaya çıkar. Birey olarak dinimizin öngördüğü üstün bir ahlâkî kişiliğe ve erdemli bir hayata sahip olabilmek ve toplum olarak huzur içinde yaşayabilmek ancak bu sınırlara uymakla mümkün olacaktır. Onun için Cenab-ı Hak, haksız yere insan öldürmeyi (En’am, 15i), zulüm ve haksızlık yapmayı (Nisa, 10), başkalarının malını haksız yere yemeyi (Bakara, 188), hırsızlığı (Ma- ide, 38), faiz ve tefeciliği (Bakara, 275), rüşveti (Bakara, 188), aldatmayı (Şuarâ, 181-183), israfı ve cimriliği (isrâ, 29), zinayı (Isrâ, 32), zina iftirasını (Nur, 4), mahrem kişilerle evlenmeyi (Nisa, 23), terörü (Maide, 33), bozgunculuğu (A’raf, 56), yalancılığı (Ahzab, 70), yalancı şahitliği (Furkan, 72), kumarı (Maide, 90-91), gizli ve açık bütün kötülükleri (A’raf, 33) yasaklamış, yani haram kılmıştır. Sevgili Peygamberimiz de bu doğrultuda, "Müslümanın Müslümana malı, ırzı ve kanı haramdır. Kişiye şer olarak Müslüman kardeşini küçük görmesi yeter" (Ebu Davud, Edeb, 35) buyurarak insanın temel dokunulmaz haklarına tecavüzün haram olduğunu açıklamıştır.
Kur’an’da ve Hz. Peygamberin sünnetinde yer alan yüzlerce dinî-ahlâkî emir ve yasaklar, insanlar arası ilişkilerde Müslümanların dikkat etmeleri gereken helâl-haram sınırına işaret etmektedir. Farkına varılabileceği gibi yeme-içme alanında çok sınırlı olan haramlar, toplumsal alan söz konusu olunca alabildiğince artmaktadır. Bu da dinimizin, bireysel ahlaka ve toplumsal huzur ve barışa son derece önem verdiğinin bir göstergesidir.
Helâl-haram endişesi Müslümanın en belirgin özelliklerinden biridir. Onun için her Müslüman, yediğinden içtiğinden diğer insanlarla ilişkilerine; bireysel hayatından aile ve toplum hayatına kadar her alanda helâl-haram sınırına dikkat etmek zorundadır. Çünkü o, buna dikkat ederek gündelik ve ticari hayatında yalan söylemez, kimseyi aldatmaz, rüşvet almaz, kimseye haksızlık yapmaz, yaptığı her işi en iyi şekilde yapmaya gayret eder. Başta ailesi olmak üzere kimseyi incitmemeye, kırmamaya özen gösterir. Kimsenin olmadığı bir yerde de, kendisini her zaman gören, gözetleyen Cenabı Hakk’tan hayâ ederek harama el uzatmaz. Çoluğunu çocuğunu helâl rızıkla yetiştirmeyi en büyük sorumluluk kabul eder. Kanunlar izin verse de vicdanının izin vermediği, insan olarak kendisini rahatsız eden her davianıştan uzak durur, işte böyle bir Müslüman, Allah’a karşı saygılı, onun emir ve yasaklarına yani helâl ve haramlarına titizlikle uyan bir kişi olarak, Cenab ı Hakk’ın fazilet bakımından en üstün saydığı müttakiler zümresinde yer almaya hak kazanır.
Buraya kadar yazdıklarımızı başta zikrettiğimiz hadis bağlamında özetlersek Allah ve Rasülü bizden şu üç şeyi istiyor: 1- Helâl rızık, 2- Helâl iş (amel-i salih), 3- Halis (samimi) dua. Duanın samimi ve kabule mazhar olabilmesinin, ilk iki şartın yerine getirilmesine bağlı olduğu da hadisten anlaşılmaktadır. Cenab-ı Hak’tan makbul dualara mazhariyet niyazıyla...