Makale

Göz bebekleriniz şiddetin kıskacındayken

Gülsem Kurt
Aileyi Koruma Grubu Başk.

Göz
Bebeklerimiz
Şiddetin kıskacındayken

2004 yılında Türkiye’de yapılan suçlu çocuktan 1 3’ü suç işlemiş. Bu çocukların %80’i 16-18 yaş, %19’u 12-15 yaş grubunda. Yani ilk ve son ergenlik döneminde. Bu dönem, çocuk ve ve gençler açısından suç işleme dönemi. Bu çocuk ve gençlerle ilgili genellikle popüler tepkiler mevcut. Yaklaşım günün sloganlarına bağlı. Hem gazeteciler hem televizyondaki araştırma programları hem de akademisyenler ve birçok sivil toplum örgütü "suçlu çocuk" ve "şiddet" konusuna yeri geldikçe, medyada gündeme geldikçe değiniyorlar. Genel yaklaşım; kitle iletişim araçlarının, yani televizyon, bilgisayar ve play stationların, özellikle çocukları şiddete ittiği yolunda olmakta. Yeri geldikçe; çocuklar bir cinayete karıştıkça, yaralanmaya kurban oldukça, gasp veya kapkaç yaptıkça, medya şiddet konusunu gündeme getirir.
Bu sorun aslında küresel bir sorundur. Sadece popüler bir söylem olarak kaldıkça da çözülemeyecektir. Kitle iletişim araçlarının çocukları ve gençleri etkilediğinden suça teşvik ettiğinden söz etmekle sorun ortadan kalkmayacaktır.
Araştırmalar genellikle çocuk suçluların; televizyondaki şiddet içerikli görüntülerden , bilgisayardaki savaş ve terör konulu oyunlardan olumsuz etkilendiğini ortaya koymakta ve yanına da aile faktörünün önemini eklemektedirler. Eğer ailede şiddeti besleyen sebepler yoksa, aile suçu ve şiddeti onaylamayan bir yaşantı ve bakış açısı sergiliyorsa, çocuğun şiddet eğilimli olması çok da mümkün değil.
Hemen konuyla bağlantılı olarak aile içi şiddete geçecek olursak; bu konu da son zamanlarda gündemi meşgul etmekte, kadına karşı uygulanan şiddet konusu çoğu zaman tartışılmakta, hatta AB dahi Türkiye’den bu konuda çalışma istemektedir. Medyanın önemi burada öne çıkmaktadır. Şiddet eski çağlardan beri insanlığın ortak sorunudur. insanların çoğu kabul görme, diğerlerine boyun eğdirme, yıldırma, çıkar sağlama gibi amaçlarla şiddeti kullanmışlardır. Fizikî ve psikolojik şiddeti önleme adına insanlık çok uğraştıysa da; ancak merhamet, hakkaniyet ve adalet dairesi içinde insanlık şiddeti önleyebildi. Savaşlar çocuklar için büyük bir şiddet örneğidir. Onların hafızalarına kazınan şiddetin ileride nasıl teces- süm edeceği maalesef atlanılan bir konu olmaya devam etmektedir. Sosyal sorumluluğunu üstlenmesi gereken kitle iletişim araçları ancak; bunları haber olarak vermekle yetinmektedir. Oysa aile içi şiddet ve çocuklarda mazur görülen şiddet; bir gün küresel şiddete dönüşürse, manzaramız birlikte kararacaktır.
Tüm bunların kitle iletişim araçlarıyla ilgisine gelince; kitle iletişim araçlarının şiddeti kanıksatması ve öğretmesi en önemli tarafıdır. Yani çok fazla şiddet görüntüsüne maruz kalan genç veya yetişkin şiddeti kanıksamakta; uygulamaya meyilli ise uygulamakta, meyilli değilse de duyarsız kalmaktadır. Öğretme konusuna gelince; gerek filmlerle, gerek haberlerle, gerekse sanal oyunlarla özellikle gençler ve çocuklar ile ruh sağlığı bozuk suça eğilimli kişilere şiddetin yolları öğretilmektedir.
Savaş filmleri, savaş oyunları, mafya filmleri, porno içerikli oyunlar, şiddet eğilimli gençleri ve çocukları etkilemekte, adrenalini yükseltmekte, biriken enerjilerini sporla veya uygun mesleklerle tolere edemezlerse herhangi bir olay, şiddet gösterisine dönüşmektedir.
Bu noktada kitle iletişim araçlarının; sorumlu yayıncılık anlayışı ile izleyicilerini daha bilinçli olmaya gayret etmesi, sorunun çözümüne yardımcı olacaktır. Yayıncılar şiddeti normal ve haklı gösteren yayınlar yapmamalı ve toplumdaki şuçluluğu veya suçla mücadeleyi anlatan filmleri geç saatlerde yayınlamalı. İzleyiciler ise; özellikle yetişkinler, çocuk ve gençleri programlı ve bilinçli izleyici olmaları konusunda eğitmeli.
Türkiye’deki çocuk izleyici profiline bakıldığında, 15 yaş üstü gençlerin büyük çoğunluğunun gece 22.00’dan sonra televizyon izlediğini göstermektedir. Bu durumda gençlerin okul başarısı düşmekte, hayat başarısı azalmakta; bu da başarısızlık ve beceriksizlik duygusuyla beraber yoğun bir stresi beraberinde getirmektedir.
Gece yayınlanan programlardan da şiddet konusunda beslenmişse, kişiliği oturmamış gençlerin suç işleme eğilimi artmaktadır. Sözün özü bu konuda yayıncılardan bu tip yayınları gece 22.00’dan sonra yayınlamalarını isterken, aileler de gençlerin ne zaman TV karşısında olduğuna dikkat etmelidirler. Yapılan birçok anketlerde; geç saatlerde yayınlanan birçok diziyi, on yaşın altındaki çocukların izlediği ortaya çıkmıştır. Bazı çizgi filmlerde karakterler, onca şiddetten sonra ayağa kalkar. Çocuk şiddetin zarar vermediği hissine kapılır. Şiddete uğrayanın acı çektiğini anlayamaz.
Türkiye’de toplam programlarda, en çok şiddet olgusu yer almaktadır. Dramalarda, dizi filmlerde, çizgi filmlerde, haberlerde, reklamlarda, magazin programlarında kısacası, hemen her programda şiddet, söz ya da görüntü ile yer alır.
Bir çocuk filmi olarak hazırlanan yapımlarda dahi, "alkolik veya kumarbaz bir babanın anneyi dövmesi" sahnesi çok tanıdıktır. "Kötü baba anneyi döver" mesajı verilmekle birlikte, şiddet görüntüsüne maruz kalan çocuk bundan olumsuz etkilenmekte, duyguları incinmektedir.
Çocukların arkadaşlarına, kardeşlerine hatta zaman zaman kendilerine şiddet uygulaması %100 TV veya bilgisayar oyunlarından etkilenme ile doğru orantılı değildir. Ailenin tutumu ve hayat tarzı da, çocuktaki şiddet davranışlarının oluşumuna etki etmektedir.
Televizyon ve bilgisayar, play station gibi sanal oyunlardan etkilenme şu şekilde olmaktadır; çok fazla şiddet görüntülerine maruz kalmak, çocukta vicdan oluşumunu engellemektedir. Batılı ve Amerikalı filmlerde üzülen insanlar kusarak duygularını ifade etmektedirler. Fizikî bir tepki ile bunu ifade etme yoluna giderler. Bunun sebebi Amerikan, Japon ve Batı kaynaklı yapımlarda izleyicinin dikkatini canlı tutmak için çok fazla şiddet görüntüsüne yer verilmesidir. Çünkü o kadar çok şiddet görüntüleri işlenmiştir ki, izleyicinin duyarlılık eşiği düşmüştür.
Sanal oyunların şiddeti özendirmedeki rolü yadsınamayacak kadar büyüktür. Belki de daha fazladır. Çünkü TV’deki şiddet görüntülerine maruz kalınmakta, duygular incinmekte ve birçok çocuk ve gençte korkaklığa bile yol açmaktadır. Oysa sanal oyunlarda oyuncu müdahildir. Oyunda adam öldürür, yaralar, hırsızlık yapar, mafya elemanı olur. Yani şiddeti nasıl uygulayacağını öğrenir. Eğer gerçekle sanal olanı ayırabilecek bir bilince sahip değilse, çevresel sebepler varsa ve aile yapısı şiddeti onaylar yapıdaysa; şiddet uygulama konusunda çocuk veya genç hazır duruma gelir.
Terör içeren çizgi filmler konusunda da duyarlı olunmalı. Birçok çizgi filmde dünyayı ele geçirmek için savaşan tipler vardır. Bu tipler dünyayı ele geçirmek için her yolu mübah görürler. Sürekli bunları izleyen çocuklar olumsuz etkilenmekte ve rol model almaktadırlar.
İnsanlığın geldiği bu noktada adil olmak, sevgiyi, saygıyı toplumda yerleştirmeye gayret etmek, hakkaniyet duygusunu yaşatabilmek çok önemlidir. Çocukların eğitiminin sadece eğitim kurumlarına bırakılması, aile bireylerinin çok az bir araya gelmeleri, evde geçirilen zamanın çok azalması ve daha birçok sebep stres oranını artırmakta, insanları kör bir keşmekeşin içine atmaktadır. Tüm bunlara rağmen özellikle yetişkinler, daha güzel bir medeniyet oluşturma adına çaba göstermeli ve çocukları yetiştirme konusunda daha çok zaman ayırmalıdır. Toplumsal bir politika olarak şiddet asla hoş görülmemelidir.