Makale

İslam Kültüründe Komşuluk

Prof. Dr. Lütfullah Cebeci
Atatürk Üniv. İlahiyat Fak.

İslam Kültüründe
Komşuluk

İslâm kültüründe komşuluğa verilen önem ve değer çok büyüktür. Bunu anlamak için, ayetlerde, hadislerde ve çoğu bu iki kaynaktan aldığı ilhamla oluşmuş atasözlerimizde "komşuluk" hakkında söylenenlere bakmak yeter. İlgili ayetlere ve atasözlerine baktığımızda gerçekten arada çok benzerlik ve yakınlık görülmektedir. Nitekim Peygamberimiz (s.a.s.), "Devamlı oturacağınız yerde kötü komşu sahibi olmaktan Allah’a sığının. Çünkü insanların geçici olarak oturduğu yerdeki komşu bir müddet sonra değişir, (fakat devamlı oturduğunuz yerdeki komşu Öyle değil)." (Nesai, istiaze, 44; Müsned, 2/346) ve "Evden önce komşu bulun, yola çıkmadan önce de yol arkadaşınızı bulun." (Heysemi, Mecmau’z-Zevaid, 8/164) buyurmuş; atalarımız da insanın bir yere yerleşeceği ve bir mesken tutacağı zaman komşu seçmenin önemine dikkat çekerek, "Ev alma, komşu al", "Yoldan önce arkadaşı, evden önce komşuyu seç", "Ev yapacaksan komşuyu seçmeden himini yani temelini atma" demişler ve "Komşun iyi yerin kötü, dur bekle, yerin iyi komşun kötü bırak git. Dişin ağrırsa çek çıkar, komşun kötü ise kaç kurtar" diyerek, kötü komşunun ne kadar ağır bir yük olduğunu ifade etmişler. Yine atalarımız, iyi komşunun akrabadan hayırlı olduğuna dikkat çekerek, "Âlim komşu, cahil babadan yeğdir", "Komşuluk kardeşlikten ileridir", "Yakın komşu, hayırsız hısımdan yeğdir" ve "Yakın (hayırlı) komşu hayırsız akrabadan iyidir" derken Hz. Peygamber(s.a.s.)’in "İyi / salih-dindar komşu, kişinin iyi bahtındandır" (Müsned, 3/407) hadisini bir bakıma açıklamıştır. Peygamberimiz, arkadaşlarından Ebu Zer (r.a.)’e "Bir çorba/bir yemek pişirdiğin zaman, suyunu çok kat ve sonra komşuna da ondan yedir." (Müslim, Birr, 142) buyurmuş, atalarımız da buna paralel olarak, "Komşuda pişer bize de düşer" demişler.
Hz. Peygamber (s.a.s.) bir gün, "Kim söyleyeceğim şu tavsiyeleri alır ve onlara göre davranır, yahut davranacak kimseye bunları öğretir?" diye sordu. Ebu Hureyre (r.a.), "Ey Allah’ın peygamberi, ben!" dedi. Bunun üzerine peygamberimiz, Ebu Hureyre’nin ellerini tuttu ve şu beş tavsiyede bulundu: "1) Allah’ın haram kıldığı şeyleri yapmaktan sakın ki insanların en ağabeydi olasın; 2) Allah’ın sana nasib ettiklerine razı ol / kanaat et ki insanların (gönlü) en zenginlerinden olasın; 3) Komşuna iyilik et/iyi davran ki, mümin (müslim) olasın; 4) Kendin için istediğini diğer insanlar için iste ki Müslüman olasın; 5) Çok gülme, çünkü çok gülmek kalbi Öldürür." (Tirmizi, Zühd, 2; Ibn Mace, zühd, 24). Görüldüğü gibi bu ha- dis-i şerifte komşuluk haklarına riayet direk iman ile irtibatlandı- rılmış. Bir başka hadisi-i şerifte, "Allah katında komşuların en hayırlısı, komşusuna karşı hayırlı/iyi olandır." (Tirmizi, Birr, 28) buyurulurken de iyi komşunun Ce- nab-ı Allah katında değerli olduğu anlatılmıştır.
Komşuluk haklarına dikkat etmenin islâmın genel prensiplerinden olduğunda şüphe yoktur. Nitekim Islâm’ın ilk yıllarında müşriklerin eziyet ve işkencelerinden kaçıp Habeşistan’a hicret eden Müslüman grubun reisi Cafer b. Ebi Talib, bir soru üzerine kral Necaşi’ye cahiliye ile İslâm arasındaki farkları anlatırken, akrabalık bağlarını koparıp komşuluk haklarına riayet etmemeyi cahiliye döneminin, akrabalık ve komşuluk haklarına riayet etmeyi de İslâm’ın bariz özelliklerinden biri olarak saymaktadır (Müsned, 1/201).
Hz. Peygamber’in komşulukla ilgili hadislerine baktığımızda bu kültürü oluşturan ve komşuluğu milli zihnimizde çok önemli konuma yükselten İslâm’ın temel öğretilerini görüyoruz. Bu konuda çok önemli mesajlar taşıyan bir rivayete göre, Peygamberimizin arkadaşlarından Abdullah b. Amr (r.a.)’ın evinde bir koyun kesilmişti. O ailesine "Bunun etinden Yahudi komşularımıza verdiniz mi, Yahudi komşularımıza verdiniz mi?" dedikten sonra şöyle dedi. "Peygamberimizin şunu söylediğini işittim: "Cebrail komşu (ve komşuluk hakkı) konusunda o kadar çok tavsiyede bulundu ki, komşuyu komşuya mirasçı kılacak sandım." (Buharî, Edeb, 28; Müslim, Birr, 140, 141;Tirmizi, Birr, 28; Ibn Mace, Edeb, 4) Bu hadİS-İ şerif, komşuluk haklarının önemini ortaya koyduğu gibi, bizimle aynı inancı paylaşsın paylaşmasın, haklarını gözetmek açısından komşularımız arasında ayırım yapmamamız gerektiğini de göstermektedir. Hadislerde Müslümanın Yahudi, Hristiyan ve benzeri gayrimüslim komşularına sadaka vermeleri, hastalandıklarında ziyaretlerine gitmeleri, öldüklerinde başsağlığı- na gitmeleri, mallarına, canlarına, namuslarına kötü gözle bakmamaları, dinî görevlerini engellememeleri tavsiye edilmiştir.
Kur’an-ı Kerim’de müminlere yönelik emir ve tavsiyelerin yer aldığı bir dizi ayette (Nisa, 2936) sonunda, aile eğitiminde genel bir ilmihal olarak temel alınması gereken güzel ahlâk konusuna geçilerek öncelikle şu on görev emrediliyor: 1) Allah’a ibadet ve kulluk edip, O’na hiçbir şeyi ortak koşmadan ihlâs ile ibadet etmek. 2) Anaya babaya iyi ve güzel bir şekilde davranmak. 3) Akrabaya iyi ve güzel bir şekilde davranmak. 4) Yetimlere iyi ve güzel bir şekilde davranmak. 5) Fakirlere iyi ve güzel bir şekilde davranmak. 6) Yakın komşuya iyi ve güzel bir şekilde. 7) Uzak komşuya iyi ve güzel bir şekilde davranmak. 8) Yanındaki arkadaşa iyi ve güzel bir şekilde davranmak ki bu, öğrenimde, işte, sanaat ve yolculuk gibi herhangi güzel bir işte beraber bulunan arkadaş ve yoldaş demektir. Bu anlam kadın ile kocayı da kapsar. 9) Yoldan gelen misafire, veya genel olarak misafire iyi ve güzel bir şekilde davranmak. 10) El altında bulunanlara iyi ve güzel bir şekilde davranmak (Nisa, 36) (Elmalı- lı, 2/1354) Bugün bu son maddeye işçileri de katmak gerek.
Burada altı ve yedinci emirler ve bunların sıralamadaki yeri İslâm’da komşuluğun önemini ve akraba, yetim, fakirden sonra, fakat arkadaş önce olduğunu göstermektedir. Genelde müfessirlerimiz "yakın komşu" evi yakın olan veya akrabadan olan komşu"; "uzak komşu" da, ya evi uzak olan veya akrabadan olmayan, ya da Müslüman olmayan komşu olarak yorumlamışlardır.
Sıhhati tartışmalı olan bir rivayete göre Hz. Peygamber (s.a.s.) sağ, sol, ön ve arka yönlere işaret ederek, "Komşuluk hakkı, böyle her yönde kırk eve kadar uzanır." (Heysemi, 8/168) demiş, buna binaen de genelde âlimlerimiz, bir evin dört yönden kırk eve kadar komşularının haklarına öncelikle riayet etmeleri gerektiğini söylemişlerdir. Bir mahallede, hatta bir beldede oturan insanların birbirinin komşusu sayılması gerektiğini söyleyenler varsa da, günümüzde apartmanların ve gökdelenlerin hakim olduğu şehirlerimizde bu pratik olarak zor görülmektedir. Bu yüzden kaç eve kadar komşuluk görevimiz olduğu sorusu, çoğu âlimce, her toplumun kendi geleneğine göre belirlenecek bir konu olarak görülmüştür. (Âlûsî, v, 29)
Muaviye b. Hayda (r.a.)’nın, "Ey Allah’ın Elçisi! Komşumun benim üzerimdeki hakları nelerdir?" şeklindeki sorusuna, Hz. Peygamber’in verdiği şu cevap, komşuluk görevlerimizi özetlemektedir: "a) Hastalanırsa, ziyaretine gidersin, b) Vefat ederse, cenazesine katılırsın, c) Ödünç bir şey isterse, verirsin, d) Bir şeye muhtaç olursa, ihtiyacına yardımcı olursun, e) Bir nimete kavuşursa, bir hayra ulaşırsa, tebrik eder, sevincini paylaşırsın, f) Başına bir felâket gelirse, teselli edersin, g) Evinin duvarı- nı-çatısını onun evinden yüksek yapmazsın, böylece onun rüzgârını/manzarasını kesmezsin, h) Tencerenin /ocağının dumanı ile ona eziyet etmezsin veya hiç olmazsa o pişirdiğinden ona da biraz verirsin." (Heysemi, 8/165, Taberani’den...)
Benzeri birçok hadisten hareketle bunlara ilaveten şunlar da komşuluk görevleri arasında sayılmıştır: Karşılaştığı zaman güler yüz ve tatlı dil ile selâmlaşmak, hâl hatır sormak; zararsız kusurlarını örtbas etmek; gizli hallerini araştırmamak; yapmış olduğu davetlere icabet etmek; özellikle bayramlarda ve müsait zamanlarda ziyaret etmek; komşusunun elinde olanlara göz dikmemek, haset etmemek; komşusu evinde olmadığı veya uzun bir seyahate çıktığı zaman evine ve ev halkına göz kulak olmak, korumak, varsa ihtiyaçlarını gidermek; evini, dükkanını, bağ, tarla ve arsasını satarken önce komşusuna teklif etmek (Müsned, IV, 388, 390; Tirmizî, "Ahkâm", 31, 32); komşusu için zararlı olan, düşmanlık yapan kişilere satmamak...
Hadislerde komşuya kötülük etmemek komşuluk haklarından sayıldığı gibi, komşusunun kötülüklerine, huysuzluklarına, sıkıntılarına katlanmak da sevap vaat edilen davranışlardan kabul edilmiştir. (Heysemi, 8/171)
Bugünün şehir hayatı komşulukta yeni görevler getirmiştir. Meselâ apartmanlarda aidatların ödenmesi, ortak kullanım alanları, televizyon ve müzik aletlerinin sesi gibi konular bu açıdan dikkat edilmesi gereken hususlardır. Fakat ne var ki artan komşuluk hak ve görevlerine paralel olarak insanların bu konudaki duyarlılıkları gün geçtikçe azalmakta, komşuluk hakları, diğer birçok konu gibi ihlal edilmekte ve artık yeterince önemsenmemektedir. Özellikle büyük şehirlerde apartman hayatı insanları komşuluk ilişkilerini en güzel bir şekilde yürütme konusunda zora sokmaktadır. Çünkü artık evler yan yana değil üst üste ve komşuluk hakları daha da artmış ve zorlaşmıştır. Elbette bunun asıl suçlusu apartmanlar değil, yanı başındaki komşusunun kimliğinden, derdinden, sevincinden ve hatta ölümünden habersiz bir şekilde bireysel yaşama yolunu seçmiş insanlardır. Bu bireysellik, insanların omuzuna sevinçleri ve üzüntüleri paylaşmadan taşımak gibi ağır bir yük yüklemektedir. Hz. Peygamber (s.a.s.) de, sosyolojik bir gerçeğe işaret ederek, akrabalık bağlarının güçlü, güzel ahlâkın yaygın ve komşuluk ilişkilerinin güçlü olmasını memleketlerin bayındır ve ömürlerin uzun olmasının sebeplerinden sayarken (Müsned, 6/159), akrabalık bağlarının kopmasını ve komşuluk düzeninin bozulmasını, kıyametin ayak seslerinden biri olarak haber vermiştir. (Müsned, 2/162) Çünkü insanlar arası münasebetler iyi ise, o toplumların dayanışması, medeniyet ve gelişmesi de iyi ve sağlıklıdır; o toplumda mutluluk ve huzur vardır.